“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

UYAN GÖZLERİM AŞK KAPIYI ÇALIYOR

 

 Uyan ey gözlerim gafletten uyan, ilahisini hepimiz bilir ve söyleriz. Herkesin dileği ve duası da budur. Ancak hayatta en zor şey de kişinin kendisiyle yüzleşerek, kendine dönüp, kendini görebilmesi, gaflette olduğunu yürekten kabul edebilmesidir.

 

İşte bir yar-i has bulmak gerek ki onun nazarıyla senin gözlerin başkalarından kendine çevrilsin. Başkalarını denetleyen bakışların, iç âleminde kendi duygu ve düşüncelerini denetlesin.

 

Bunlar da dilemekle, istemekle, söylemekle olmuyor. Bilgiyle, amelle olduğu zannediliyor ama nafile. Kim istemez ki içi dışı bir, söyledikleriyle yaptıkları, yaptıklarıyla hissettikleri tek bir istikamette dosdoğru insan olmayı. İşte bazıları da bunun acısını hissederek öyle yürekten ister ki, o isteği onu doğal olarak harekete geçirir. Kendi acizliğinin idrakiyle bir dost eline ihtiyaç duyar. Medet dediği an, uyanışı için mücadeleye girdiği andır.

 

Genelde alimlikten arifliğe geçiş yapmış büyük insanların hayatlarına baktığınızda hep aynı çırpınış vardır. Yetmiyor! Bildiklerim, öğrendiklerim, hatta amellerim, nefsime söz geçirmeye yetmiyor. İşte o yetmeyeni yeter hâle getirebilmek için manevi destek almışlar. İşin sırrını yakalayınca da Sayın Duru gibi “uyandıran, ruh veren o kâmilmiş inandım…” derken, Yunus gibi de “Taptuk’un tapusunda, kul olduk kapısında” diyerek dile gelmişler.

 

Eğer Allah nasip ettiyse size böyle güzel bir kula muhatap olmak, daha bundan öte ne istenir ki acep dünyada…

 

İşte insanoğlunun yaşamında öyle bir nokta var ki bildiklerinin yetmediği, hatta tecrübelerinin yetersiz kaldığı, aklına güvendiği hâlde bazı yerlerde boşa çıktığı, Allah’a bıraktım işi dediği anda dahi tereddütler yaşadığı, tıkandığı an kendinden öte bir akla ihtiyaç duyduğu andır. Tamam, kendi bilgilerim ve tecrübelerim bir tarafa, senin tavsiyelerin bir tarafa diyen, duyduğuna uyan, uydukça kurtulduğunu bizzat kendi tespit edecek. Uydukça, uyguladıkça, özgürleşiyor muyum, vicdan hürriyetine sahip oluyor muyum, bunu talibin kendisi netleştirecek.

 

Tek dertleri insanları gafletten uyandırmak olan bu insanların dostluğu, bizim bize dostluğumuzun dostluğudur. O vakit, bulduysak bir sevda kapısı daha oyalanmaya ne hacet!

 

Bulmuşlar, bulduklarının kıymetini bildikçe coşmuşlar…

 

Ne diyor Mevlâna, Şems’ine;

 

“Güller Şems diye açmıyorsa gülün kokusunu neyleyim,

Zerrede âlemi, âlemde aşkı yaşamayan ademi neyleyim.”

 

Onları dile getiren bu sevda nasıl bir sevda ki adeta dünyaya meydan okuyacak o gücü kendilerinde hissetmişler... Dünya bir tarafa, sevdikleri bir tarafa olmuş. Nasıl olmasın ki; onlarla yaptıkları yolculukta huyları değişmiş, kaderleri değişmiş. Baştan sona yeniden insanlıkta var olmuşlar.

 

 

Yokluk âleminde var olmaya başladıkça var edenin haşmetini herkese haykırmışlar.

 

“Gönül bu dünyada sefa bulunmaz,

Vuslat-ı canana dost olmayınca,

Hubbi hayal ile hiç yaşanılmaz,

İnsan-ı kamile dost olmayınca.

 

Gönül madde sana saadet getirmez,

Maddeden manayı anlamadıkça,

Tamah dünyasıyla hasta yaşanmaz,

Bir kâmil tabibe ulaşmayınca…”

 

 

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz