“İnsan hayatı güven üstüne
kurulmuş bir saraydır. ”

SÜREKLİLİK İÇİN TEŞKİLAT ŞART

 

İman ettikleri dinleri uğruna her şeylerini geride bırakarak hicret eden Mekkeli Müslümanla, Medine'deki Müslümanların her türlü desteğini yanlarında gördüler. Medineliler bu mübarek kardeşleri için, maddî-manevî her türlü yardımı yapmaya çalıştılar. Hiçbir fedakârlıktan kaçınmadılar. Peygamber Efendimiz (sav) Ensar ile Muhacir'i kardeş ilan edince, Ensar Mekkeli kardeşleri için, öz kardeşlerine yaptıklarından da öte fedakârlıklardan çekinmiyor; evine, barkına, malına, mülküne onları ortak ediyordu. Abdurrahman bin Avf (r.a) da Medine'nin zenginlerinden olan Sa'dibn Rebi (r.a) ile kardeş ilan edilmişti. Sa'd (r.a) samimî bir duyguyla Abdurrahman’a (r.a)“Kardeşim¸ ben Medine'nin en zenginiyim. İşte malımın yarısı, al.” gibi bugün bile anlamakta güçlük çektiğimiz, akıllara durgunluk veren bir teklifte bulunuyordu. Abdurrahman’ın (r.a) cevabı da en az bu teklif kadar çarpıcıydı;

 

“Kardeşim Sa'd! Allah (c.c.) senin malına, mülküne ve ailene bereket eylesin. Sen bana çarşının yolunu göster.” Bunun üzerine kendisine çarşının yolunu gösterdi. Doğruca çarşıya gitti ve ticaretle uğraşmaya başladı. Daha sonra Peygamber Efendimiz (sav)¸ malının çoğalması ve bereketli olması maksadıyla ona dua etti. Bu mübarek duadan sonra çok büyük bir servetin sahibi oldu. O da o oranda cömert davrandı.

 

Allah Resulü(sav) Tebük Seferi’ne karar verdiğinde Medine'de kıtlık olduğu için erzak çok az idi. Buna karşılık ordunun ihtiyacı çoktu. Resul-ü Ekrem Efendimiz (sav) ashabına¸ Allah (c.c.) rızası için bağışta bulunmalarını ve sevabını da Allah'tan (c.c.) beklemelerini emretti. Hz. Abdurrahman (r.a) kırk bin altın¸ beş yüz at ve beş yüzde yüklü deveyle yine, ilk bağışta bulunanların arasında yerini alıyordu. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) Peygamber Efendimize (sav): “Ya Resulallah! Ben Abdurrahman'ı bir suç işlemiş görüyorum. Ailesine hiçbir şey bırakmadı. Resulullah(sav) sordu: “Abdurrahman! Ailene bir şey bıraktın mı?” “Evet Ya Resulallah (c.c.)! Onlara dağıttıklarımdan daha çoğu ve daha iyisi olan Allah (c.c.) ve Resulünün vaat ettiği rızkı¸ hayır ve ecirleri bıraktım.” dedi.

 

Şimdi geldik kendimize… O zamanki kardeşlerimizin, o kutlu davalarının taa bu günlere gelmesinin sebebi, mübarekler Peygamber Efendimiz’in( sav ) bir tek sözü ile her şeylerini kutlu davaları yoluna gözlerini kırpmadan feda etmeleridir. Bu eğitim bizlere onların fedakârlıkları sayesinde gelebildi. Biz mübarekler ne yapmalıyız şimdi?Benim davam kutlu demekle kutlu olmuyor. O kutlu dava, o dava için elini taşın altına koyana kutludur. O dava teşkilatın başında kim varsa ona uyana kutludur.

 

Bir evde annesinin-babasının sözünü tutan evlat ne kadar çok sevilir, ne kadar değerlidir? Bir iş yerinde işini adam gibi yapan, amirine uyan, çalışan ne kadar çok seviliyor, ne kadar değer veriliyor, ne kadar güveniliyor. Dünyada eşi benzeri yok dediğimiz teşkilatımız ne durumda acaba… Tabiidir ki, sözümüzü tutan çocuğu büyüttüğümüz evimiz ve ahalisinden, sözünden çıkmayan bir çalışanın patronundan ve iş yerinden ve diğer aklımıza gelen her şeyden daha önemli ve kutsaldır. Bunu herkes kendi içinde bilir. Teşkilatımız için maddi manevi ne kadar destek oluyorsak, teşkilatımız bizim için o kadar değerlidir. O kadar olmazsa olmazdır. Allah’ın (c.c.) nazarında o kadar değerliyiz demektir.

 

Ben aile reisiyim demekle aile reisi olunmuyor. Onun bir dünya gerekleri var, onları tek tek yerine getirmek zorundayız. Devletimiz var şükürler olsun. Ama devletimiz var demekle devletimizi sevdiğimiz anlamına gelmiyor, vatandaşız anlamına gelmiyor. Onun bir dünya gerekleri var. Onları tek tek yerine getirmekle mükellefiz. Peki şimdi teşkilatımız var demek için yapacak görevlerimiz yok mu? Tabii ki var. Öncelikle, Eğitimcimize ve teşkilat başkanına saygı, sevgi ve uygumuzdan göreceğiz kendimizi. Onlara ne kadar değer veriyoruz? Sıradan bir arkadaşımız gibimi görüyoruz? Yoksa, tarih tekerrürden ibaret olduğu için, tarihteki dediklerimiz gibi önemli ve değerlimi görüyoruz?

 

Onlara önem veren kendine önem verir, onlara saygı duyan kendine saygı duyar. Dünyanın tek oğlu tek olan teşkilatına her anlamda omuz veren kendi eğitimine, kendi insanlığına ve insanlığın geleceğine omuz vermiş demektir. Ben denedim, tespit ettim, şahit oldum ki, bu eşsiz teşkilatın Eğitimcisine, teşkilat başkanına önem veren, saygı duyan, uyan kazanıyor. Kafası açılıyor, huyları güzelleşiyor, akla gelen gelmeyen her işi yoluna giriyor. Bu teşkilata maddi-manevi destek olan, maddi-manevi huzura, rahatlığa eriyor.

 

Rabbim derin uykulardan uyandırsın dualarımızla.

 

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz