“İnsan hayatı güven üstüne
kurulmuş bir saraydır. ”

SAHAYA İNDİKÇE NE MAÇLAR YAPIYORUZ

 

Bu ayki ortak eğitim planı konumuz; karar ciddiyetiydi. Bir ay boyunca gün gün kendimizi analiz altına aldık. Her akşam yatmadan önce ödevlerimizi yazıyor ve kısaca “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunun cevabını kendimize veriyoruz. Bu ödevlerle birlikte tam anlamıyla sahaya indiğimizin bilincine vardık. Hiçbir yaşadığımız olayı es geçmedik, çünkü onlar tamamen bizim değer dünyalarımızı ele verdi. Ne kadar lafımızın adamıyız?Ne kadar uyguluyoruz? Yine kendimiz gördük. Bu vesile ile aylık uygulama planlarımızı büyük bir özenle hazırlayan dernek ve vakıf yönetimine bir kez daha teşekkür ederiz.

 

Karar Ciddiyeti 4. Hafta

 

Bugün haftamıza şükürlü ve takdirli duygularla başladık. Spordan sonra arkadaşımız çaya davet etti. Çay bahane, dertleri muhabbet… Nasıl bir içten, candan ikram ediyorlar… Yaptığımız gönül muhabbetlerinin yanında yediğimiz simit, peynir ve zeytinin lezzeti hiçbir lüks lokantayla kıyaslanamazdı. Demekki insanı doyuran içtenlik ve samimiyet. Hangisiyle bir araya gelsek hep öyle. Birbirimize sevdiğimizi hatırlatıyoruz. Güzel insan olabilmek için güzelliklerle yarışıyoruz.

 

Sonra eve gelip kafamda planladığım işlerimi yapıyorum. Derince bir “ohh!” çekip rahatlama hissedince “günlük ve haftalık işler için not tutulacak” ilkesinin bize neler kazandırdığını düşünüyorum. Bunun sayesinde yarım işi bırakmışız, ertelemeyi bırakmışız. Bu konudaki karar ciddiyetimizin son derece faydasını görmeye devam ediyoruz.

 

“Peki dış dünya böyle, iç dünya mevzularında aynı karar ciddiyetini uygulayabiliyor musun?” diye bir sordum kendime. Aldığım uygulamaları şöyle bir hatırladım. Geçen kış aldığım ödevi kendime unutturmamaya çalışıyorum. “Benlik savaşlarına gerek yok, peki deyip eğileceksin…” Muhteşem gidiyor. Senin dediğin olsun, demenin şimdiye kadar bana hiçbir şey kaybettirdiğini görmedim. Bilakis, firavunluk yapıp benlik davalarına girmediğimiz için huzurunu duyuyoruz. Diğeri de “ben bilmem” mevzuydu. Bu konuda diğeri kadar karar ciddiyetine sahip olamadığımızı gördük. O yüzden kendimize dinleme ödevini tekrar daha bir ciddiyetle aldık. Sorulmadan hemen görüşünü söylemek için atlama yönlerimiz bayağı bir törpülenmiş ancak her konuda illada bir görüşümüz olduğunu söylemek zorunda değiliz. Bilmiyorum diyebilmek de büyük bir erdemmiş. Yazın aldığımız ödevlerde buna yardımcı kuvvet oldular.

 

“Yorum yok, tecessüs yok, dedikodu yok.”

 

Bu ödevlerimizi de yarım bırakmamak için döne döne tefekkür ediyor, tespit ediyor, değerlendiriyor, kendimize sunuyoruz. Zihnimde eşime veya çocuğuma yorum yapacağım, anında düşünceyi hemen gönderiyorum. Zira yorumun sonu zihin karışıklığı ve beğenimsizlik. Kızımın görüşmelerini merak edecek olsam, tecessüs yok diye geri çekiliyorum. Arkadaşı hakkında bir şey söyleyecekti “ aa, anne şimdi bu dedikodu olur” diye şak diye kesti.Çok hoşuma gitti. Şöyle bir düşünmeye başladım. Eşim olsun, oğlumuz olsun hemen “bizene” der konuşmazlar. O yüzden ailemizdeki huzur bereketinin buradan da geldiğini düşünüyorum. Evimizin her türlü bereketini kaçıracak, olumsuz, başkası hakkında çirkin, karamsar, yıkıcı hiçbir ifade kullanılmaz.

 

Ailemize dair kazandıklarımız içerisinde bu sadece bir tanesi. Hangi birini sayayım? Kızımın arabasıyla olsun veya bir başka şekilde olsun insanlara iyilik yapmak için gayret gösterip heyecan duyması… Önce aynı babası diyorum, sonrada şükredip “hepimizin mimarı sensin yüce insan” diyerek hayranlığımın bir kez daha arttığını görüyorum. Geçen hafta babamız 1 hafta yurtdışındaydı. Anne-kız odalarımıza girdik, yattık, şükürlede kalktık. Aklımıza ne bir korku, nede bir yalnızız düşünceleri bir an olsun gelmedi.

 

Bu ne kadar büyük bir nimet dedim kendi kendime. “Bizim bir sahibimiz var” deyip emin yaşamak, Allah’a dayanıp rahat uyumak. Kızımla bunları konuşuyoruz “korku nedir kianne?” diyor, “gece dışarı çıksam yine aklıma bir şey gelmez.”

 

Gelmez tabi senin sayende güzel insan…Onları hiçbir korkuyla büyütmedik. Tereddüt, şüphe, evham, korku dünyalarına girmediler. Zihinlerine olumsuz şeyler ekilmedi. Şimdide ürününü alıyoruz. Her şeyleri kararlı ve net. “Acaba, bilmem ki, ne yapsak ki, oldumu ki, vah, tüh, keşke” bunlar lügatlarında yok. Çünkü sen bize karı koca olarak bunları öyle güzel yerleştirmişsin ki bizden de otomatik onlara geçmiş. Buda onlara nasıl bir özgüven sağlıyor...Bir insana kazandırılan güzellik dalga dalga neşroluyor.

 

Akşam oluyor neşe ile eşimizi karşılıyoruz. Günün nasıl geçti, diyorum. Ne yaptın, uygulamalar nasıldı derken anlatmaya başlıyor. “Sayesinde uyandırdı da fark ettik. Şimdi soranlara “iş yok demeyelimki yok olmasın. Allah hiç ummadığımız yerden bir sebep gönderir, ona güvenimiz yok mu,diyorum, bende rahatlıyorum,” diyor.

 

Senin sayende güzel insan; değerli bir eş, gerçek bir anne, güzel bir evlat, iyi bir komşu, iyi bir arkadaş olma yolundayız. Bunları muhatabımıza yapıyor gibiyiz ama temelde hep kendi değerimizi artırıyoruz. İnsan olma bilincini kazanıyoruz.

 

 

Cuma akşamı aile sohbetimizde kutlama vardı. Arkadaşımız 4 yaşındaki kızının 1 ay boyunca aldığı kararında durması neticesi davet hazırlamış. Büyükçe pastası kesildi, arkadaşları tek tek hediyelerini verdi. Bu yaştaki bir çocuğun her akşam dişlerini fırçalayıp abdestsiz yatmaması az bir şey değil tabi. Yine gurur duydum kocaman yürekli arkadaşlarımla. Nasıl güzel hazırlanmışlar... O çocuk için ne kadar güzel bir teşvik. Diğer arkadaşlarıda hemen annelerinin yanına yanaştılar, aynı kutlamadan bizde istiyoruz diye. Onlarda hemen bastırdı; “o zaman sende bir kararını uygula.”

 

Cumartesi günü sohbetimize gidiyoruz. Yine ben konuşmaktan ziyade dinlemeyi tercih ediyorum. Ne büyük rahatlık ve ne büyük kazanç dinlemek… Herkesten kendine bir hisse alabiliyorsun. Bir arkadaşım aldığı bir kararı uygulamaktan son derece mutluluk duyduğunu anlatınca kendime dinledim ve eve gelir gelmez, “sen uyguladığın kararlarından ne kadar zevk alır hale geldin?” diye düşünmeye başladım

.

Mesela hizmet etmekten çok zevk alıyorum. Bugün özellikle ayrı bir güzeldi. Keçiören’den arkadaşları aldık Eryaman’a sohbete geçtik. Evlerine bırakırken nasıl teşekkür ediyorlar, ustamızdan aldığımız eğitim gereği “esas hizmet etme fırsatı verdiğiniz için biz teşekkür ederiz” derken nasıl kazançlı olduğumuzun bir kez daha farkına varıyoruz.

 

Eğitim ilkelerini şöyle bir gözden geçirdim aslında hepsi ayrı bir doyum ama özellikle 7.8.9.10.11. maddelerin tatbiki uygularken müthiş zevk veriyor.

 

İşin garip tarafı önceden ağırıma giderken bir eksiğimi görmek, şimdi hoşuma gitmeye başladı. Tamamlanma fırsatı buldum, insanlığıma biraz daha yaklaşıyorum diye heyecan duyuyorum. Özellikle bu ayki ödevimizle gözlerimizin önü sanki daha net açıldı. Laf dünyasından gönül dünyasına yolculuğa başladık. En çok da kendimize çıkardığımız sonuç; bu yolculuğun tek başına yapılmayacağıydı. Arada bir hatırlı kişi, bir rehber olmadan bu nefisler kendini göremiyor.

 

Bütün bunları yaparken zihnimden “tam bundan hoşlanır veya anlattığımda eminim nasılda sevinir” veya “onu kızdıracak iş yapamam” diye otomatik zihnimden geçiyor. Biri bana bir şey sorduğunda, danıştığında hemen içime sığınıp“ ne deyim ustam” diyorum, hemen cevap geliyor. Diyelim ki bir iş yaparken işim kolaylaştı, teşekkür gönderiyorum. Unuttuğum bir şeyi hatırladım “teşekkür ederim Allah’ım beni mahcup ettirmedin” diye dıştan içe doğru konuşurken içten içe beraberliği tatmaya başlıyoruz.

 

Onun bir “aferin, tamam, çok güzel” dediğini duyabilmek için gösterdiğimiz çabalar bizi bize sevdiriyor. Sonrada aynısını kendimize deyip kendimizi tebrik edebiliyoruz. Allah'ın rızasının da buradan geçtiğinin farkındayız. Tam tersi olduğunda da “mesela dün bir ara zihnimde geldim, gittim, çocuklarla ilgili mevzularda duygusala bağladım. Sonra hemen toparlayıp “daha hala hidayet Allah’tandır deyip derdine mi düşüyorsun, kendine bak, kendi inancını sağlamlaştır” deyip cevabını içimden alıyorum. Yani insanın hayatında kendini sevdireceği, sevgisini kaybetmekten korkacağı bir gönül ustası lazım, bu kesin. Herkesten, her şeyden, kendinden bile kaçıp saklanabiliyorsun da ustam dediğin insandan kaçıp saklanman mümkün olmuyor.

 

O kadar gerçekçi ki, hiçbir şeyi yanında ne saklayabiliyor ne kıvırabiliyor ne de abartabiliyorum. Zaten beni bana o kadar güzel gösteriyor ki nasıl kaçayım? Farkında olmadığım yerler dahi gözümün önüne getiriliyor, reddedemiyorum. İnsan gövde değil, sen gövde değilsin. Dışarıdaki sözünle içerideki sesin birleştikçe, bunu daha net anlıyorum.

 

Her şeyin bir ustası, ulaşmak istediği mesleğin mutlak bir çırağı olduğuna göre, bir iç dünya ustasına çırak olacaksın ki kendi iç dünyanı gerçekten keşfedebilesin…

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz