“İnsan hayatı güven üstüne
kurulmuş bir saraydır. ”

EY İNSAN! MUHABBETİNE NE KADAR SAHİPSİN

 

 

Hz. Adem’den (as) bugüne insanlık tarihine baktığımızda, insanın görünen ihtiyaçlarının her geçen gün farklı besinlerle gelişerek giderilmesine karşı, görünmeyen ihtiyaçları karşılama noktasında, ciddi anlamda bir ilerleme olmadığını görüyoruz. Mesela Hz. Adem’in avlanmayla karnını doyurmak zorunda olduğunu, ayrıca ateş olmadığı için pişirmek gibi bir kavramdan habersiz yaşadığını biliyoruz. Ancak günümüze baktığımızda, yufka ekmekler, erişteler, turşular ve ayrıca derin dondurucular ve diğer konserve kuru gıdalar sayesinde altı ay sonra, bir yıl sonra yiyebileceğimiz besinleri bile koruma ve garanti altına alabiliyoruz. Demek ki insanlar, gövde ihtiyaçları konusunda her geçen gün derin bilinç sahibi olmaya doğru yol alıyorlar.

 

Peki, insan teknikte bu kadar ileri giderken, ruhsal ve duyumsal yapısında hangi ilerlemeleri kaydediyor hiç dikkat edip inceledik mi? Evet, incelediğimiz zaman göreceğiz ki hepimizde aslında büyük bir değer kargaşası var. Neyin gerçekte ne değeri olduğunu bilemiyoruz. Bunun için de dış dünyamızda yapmaya çalıştığımız sahipliği, iç dünyamızda yapamıyoruz. Dış dünyada altı ay uğramadığımız bir şehri bile altı ay sonra tanıyamıyoruz. Ne kadar değişmiş buralar diyoruz. Ama altı sene görmediğimiz bir kişiyi bile altı sene sonraaynı olaylara kızarken, aynı muhabbetleri yaparken, aynı şeylerden rahatsız olurken, aynı değerlerin peşinde koşarken görüyoruz. Fakat bir arabaya 3 sene bindikten sonra, bunu değiştirmek lazım diyoruz. Aynı evde üç-beş sene oturduktan sonra kendimize bahaneler üreterek, evi değiştirmek lazım diyoruz.

 

Değerini tam olarak bilemediğimiz değerlerin en başında da muhabbet kavramı geliyor. Muhabbetsiz yaşantımızın bizleri ne hale getirdiğinden haberimiz olmadığından olsa gerek, hiç aklımıza gelmiyor. Benim bir kardeşimle, akrabalarımla, komşularımla ilişkilerim ne durumda. Acaba en yakınlarıma gereken her türlü ilgiliyi sunabiliyor muyum?

 

Geçen gün hasta olan yakın bir arkadaşımızı hastanede ziyarete gittik. Başında ablası refakat ediyordu. Onun yanında diğer kardeşinin oğlu vardı. Hasta arkadaşımızla o kadar candan ilgileniyorlardı ki, çok duygulandım. Ziyaret bittikten sonra çıkarken asansörde hasta arkadaşımızın erkek kardeşi ve eşiyle karşılaştık. Onlarda canı gönülden hastayla ilgileniyorlardı. Sürekli hasta arkadaşımızı yalnız bırakmıyorlar, el üstünde tutuyorlardı. Bu arkadaşımızın iki erkek kardeşi daha var. Hepsi aynı apartmanda oturuyorlar ve kendi evleri gibi sürekli girip çıkıyorlar, bahçeleri var beraber kullanıyorlar. Kaç yıldır arkadaşlık yapıyoruz, asla kardeşleri hakkında bir tek olumsuz kelime duymadık arkadaşımızın ağzından. Bu ziyarette anladım ki, asıl servet, para, makam, şöhret değil, asıl servet akrabalar ve arkadaşlar arasındaki muhabbetli bir yaşammış. Diğer değerler kaybolup gitmeye mahkûm ama muhabbetle yaşayabilmek, insana her anında huzur veren büyük bir değer.

 

Peki, bu derece kıymetli olan muhabbetimizi neden koruyamıyoruz? Hangi yanlış alışkanlıklar bizi muhabbetli yaşamdan koparıyor, inceledik mi? Muhabbetimizin soğuduğu, uzak kaldığımız insanlarla olan ilişkilere baktığımız da göreceğiz ki, peşine düştüğümüz bir olumsuz düşünce, bir beğenimsizlik, bir su-i zan, bizi hem kendi sevgimizden hem de diğer varlıklara olan sevgimizden koparmış. Bunun da gözümüzden hiç çıkarmadığımız kusur gözlüklerinden kaynaklı olduğunun farkına varamıyoruz. Efendimizin buyurduğu üzere, “Mü’min, müminin aynasıdır.” Yani kişi kendinde olmayanı başkasında göremez. Hayatın ilahi kanunudurbu ilke. Onun için eğer bir kusur gördünse kendinde düzelt, eğer yoksa sende bu kusur, Yüce Rabbine şükret. Arif insanların söylediklerine göre, ancak kusurlu insanlar kusur görür. Yoksa kâinatın sahibi, asla kusurlu bir şey yaratmaz deniyor.

 

Bizler şimdi her anımızda muhabbetle yaşamayı nasıl başarabileceğiz? Çünkü muhabbetle yaşayabilmenin, her insanın en önemli bir ihtiyacı olduğunu tespit ettik. Muhabbetimizin bozuk olduğu insanı gördüğümüz zaman veya aklımıza geldiğinde bile muhabbetten ayrılıyoruz. Kendi kendimizin düşmanı değilsek eğer, herkesle en azından barışık olup, kendi muhabbetimizle kendimizi doyurmamız lazım. Bu yüzden muhabbetle yaşayabilmenin en çok bize lazım olduğunu görüp, bir an önce kendimize muhabbetli bir yaşam dairesi oluşturmamız lazım. Bizim için bir oksijen çadırı olacaktır muhabbetli yaşam alanı.

 

Bu Alanı Oluşturabilmek İçin Neler Yapabiliriz?

 

 

İnsanın belki de diğer bir insana vereceği en büyük ikramın onu sevmek ve ona değer vermek olduğunu görüyoruz. Hani derler ya, her insanın alnında görünmeyen bir yazı vardır. Her insanın alnında “Bana değerli olduğumu hissettir!” yazmaktadır. İşte bu değeri ortaya koyabilmek ancak o insana sevgi ikram etmekle olacaktır. İnsana yapılacak en büyük ikramdır sevgi ve saygı...

 

Bunun yanında ikinci adım hediyeleşmek olabilir. Çünkü Allah Resulü’nün (sav) en önemli tavsiyelerindendir hediyeleşmek. “Hediyeleşin, çünkü hediye, dostluğu artırır, kini, düşmanlığı giderir.” buyurmuştur Efendimiz (sav). Hediyeleşmekte bizim muhabbetli yaşam dairemize bir tuğla koymak demektir.

 

Sevmek ve sevilmek sadece insan içinde değil bütün varlık için ortak bir ihtiyaçtır. Bu yüzden sadece insanlara değil bütün varlığı şefkat ve merhametle kucaklayabilmekte, bizim muhabbet binamızı sağlamlaştırır. Diğer varlıklara duyduğumuz şefkat ve merhamet, bizim için büyük bir sevinç kaynağı olacaktır.

 

Düğünler, cenazeler, bayramlar bizler için güzel bir fırsat. İşte bu günlerde muhabbeti çoğaltabilir, gereklileri yapar ve duyumsal dünyamızı tertemiz, saf, çıkarsız besinlerle doyurabiliriz. Bu fırsatları değerlendirebilmek için, muhabbetle yaşamanın değerini bilmemiz lazım.

 

İşin özeti, bütün varlığa sahip olarak yaratılan yüce insanlar olarak, her varlığa sahipliğimizi yaptığımız gibi kendi kendimize de sahip çıkmamız gerekiyor. Bunun için de bütün varlıklarla ilişkilerimizi sünnete uygun olarak sürdürüp, kendi kendimizle barış içinde yaşayabilmiz gerekiyor. Yoksa kendi cennetimizden, kendi elimizle kendimizi kovdurmuş oluruz. Dünyadayken cennet hayatı istiyorsak eğer, yanımızdan hiç ayırmayacağımız şey ilişkili olduğumuz bütün varlıklarla, muhabbetli bir yaşamı gerçekleştirmektir. Bunu başarabilmek de herkesin kendi yeteneğine kalmıştır. İster dünyada dost hatrına, ister cennette köşk hatrına, muhabbetle yaşamak zorundayız.

 

 

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz