“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

GERÇEK AŞKI FELSEFESİNİ YAPANLARDAN DEĞİL, BİZZAT YAŞAYANLARDAN ÖĞRENELİM

 

 Bir gün Hz. Âişe Peygamberimize sordu:

"Ya Resûlullah, bana olan sevgin nasıldır?" 
Peygamberimiz:


"Kördüğüm gibidir" diye cevap verdi.


Hz. Âişe arada bir sorardı:


"Kördüğüm nasıldır? 


 Peygamberimiz:


"İlk günkü gibidir" diye cevaplardı. 

 

     Peygamberimiz, Hz. Ayşe’nin kör düğüm gibi sımsıkı olacak kadar neyini sevmişti acaba? Vefatından sonra yıllar geçmiş olsa da Hz. Ayşe’yi kıskandıracak kadar bahsedip unutamadığı Hz. Hatice’nin neyini sevmişti Efendimiz (sav)?

 

    Hiç boy, pos ve güzelliğini anlatan kaynaklara rastladınız mı? Rastlanmaz, çünkü insan deyince doğal olarak meziyetleri anlatılmaya başlanır. Tüm hanımlarını imrendirecek kadar kendini sevdiren Hz. Hatice, “evlilik aşkı öldürüyor” ezberini bozan, hatta tamamen çürüten bir insandır. Aşk dediğiniz nedir ki öyle hemen bozuluyor? Gelin aşktan önce bir sevgiye bakalım.

 

     Uzaktan gözlemlediği kadarıyla daha peygamberlik gelmeden önce ticaretteki dürüstlüğüne hayran kalan Hz. Hatice, peygamberimizi (sav) iyi bir gözlem altına alıyor. Yalan konuşmuyor, mutlak verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutuyor, emanet ehli, alışında verişinde sağlam, akrabasını gözetiyor, edep ve hayada emsali yok, tabiî ki hayranlığını gizleyemiyor. Hz. Hatice’nin kendisi de aynı değerlerin üzerinde durduğu için dikkatini çekiyor ve gönlünden akan sevgiye engel olamıyor. Peygamberimiz (sav) de ilk evliliği olmasına rağmen kendisinden 15 yaş büyük, 2 çocuklu dul bir hanımla evleniyor. O zamanlar istese bütün güzel kızlar peşinde, onun bir hareketini bekliyor. Amcasının himayesinde soy, sop, yakışıklılık hepsi var. Ama o bunların hiç birini önemsemeden sadece güzel meziyetleri için Hz. Hatice’yle evleniyor ve ömrü boyunca pişman olmayı bırak, onu sevmekten hiç vazgeçmiyor. Neden mi?

 

      Daha peygamberlik gelmeden önce ona ilk güvenip destek veren O. Peygamberimiz (sav) günlerce bazen haftalarca Hira Mağarası’na çekilip tefekkür haliyle olgunlaşma dönemini yaşarken, tüm Mekkelilerin onca dedikodusuna rağmen hiç sızlanmadan, mızmızlanıpşikayetlenmeden eşinin ihtiyaçlarını götürerek Ona destek veren, sonuna kadar ona inanıp güvenen O. İlk vahyin geldiği zamanlarda hatta peygamberimiz (sav) dahi endişeye kapıldığı anlarda onu rahatlatıp güven veren O. Evlilikleri boyunca yaşayabileceği her türlü meşakkatleri yaşayan, bütün malı mülkü ve varlığıyla hesapsız eşinin yanında olan O. Anlayışın zirvesi, sadakatin sembolü olan O. Dolayısıyla cennetlik kadınların en üstünü olarak müjdelenen de O. Böyle bir eş, nasıl sevilmez, nasıl aşık olunmaz?

 

     Demek ki eş seçiminde de dikkat edilecek husus, meziyetlere göre, güzel ahlaka göre tercihlerin yapılmasıdır. İlerleyen evlilik sürecindeki gidişat, vasıfların yaşandığını çiftlerin birbirinden görmesiyle muhabbeti ve aradaki saygıyı daim kılar. Birbirlerinde her geçen gün gelişen ve olgunlaşan karakter sağlamlığını gören çiftlerin, sevgilerinin çoğalıp, saygılarının artmaması mümkün değil. İşte bu konulardaki en büyük kaçak noktamız, kendimize değil de hemen karşıya bakışımız oluyor. Sevilmek, beğenilmek  ihtiyacın var; o zaman sevilecek meziyet sahibi ol. Sevmek istiyorsan onca olumsuzlukla uğraşana kadar güzel vasıflarına bak.

 

     Eşinin doğru sözlü, mert, güvenilir oluşunu fark edip bunlarla iftihar edemez, hiç de romantik değil der, kafayı oraya takar. İffetine, hayasına olan düşkünlüğünü, çocuklarına olan sabrı ve fedakarlığını görmez, hiç de güzel yemek yapamıyor, güzel giyinemiyor gibi ayrıntılarda boğulursun. Neyi sevmemiz gerektiğini, sevginin nerelerden çoğaldığını çok net belirlersek sanırım bütün sorunlar ortadan kalkacak.

 

     Günümüzde sevgi, özellikle de aşk kavramları o kadar hafife alınıp bir birbiriyle karıştırılmışken gerçeğini sadece merak edip, gayret edenler yaşıyor. Evet, aşk sevginin daha yoğunlaşmış ve olgunlaşmış halidir. Sevgi dünyasında meziyetler sevilir, ancak sen-ben davası sevgiye hep kısa devre yaptırır.

 

    Aşk dediğimiz kavram ise sonsuz ehemmiyeti içerir. Yani hayatında her şeyden çok değer verdiği varlıktır aşık olduğu. Kendi ortadan kalkmıştır, sadece sevdiği uğruna yapar her şeyi. Onun rahatını, onun huzurunu, onun ihtiyaçlarını, onun sevdiklerini, onun isteklerini her zaman ön plana alır. Yani aşkta sen-ben olmaz sadece “sen” vardır.

 

   Gerçek aşkı felsefesini yapanlardan değil, bizzat yaşayanlardan öğreneceğiz. Bakın, büyük mütefekkir sayın Abdulkadir Duru “Sevdim” diyor, ustası için. “Sevdiğimin beni sevip sevmediğine bakmadan, hesapsız, koşulsuz, şartsız onu sevdim. Sevilme ihtiyacımı da severek karşıladım. Sevdiğime verdiğim sonsuz değer ve ehemmiyet neticesi bir baktım ki ben ortadan kalkmışım sadece sevdiğim kalmış.” İşte aşk budur.

 

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz