“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

YENİDEN DÖNDÜM HAYATA

 

      Din-i mubin İslam, hak ve hakikati apaçık, eksiksiz izah eden İslam dini demekmiş. Abdulkadir Duru hazretlerinin ortaya koyduğu eşsiz güzellikteki Fikr-i Mubin Örgünöz’ün binlerce sayfalık külliyatından anladığım; insan olmak istiyorsan fikri kendine vücut yapmış, insanlığını tamamlamış bir insan bul ve onu sev sevebildiğin kadar, takdir et edebildiğin kadar.

 

       Ege kültüründe büyüdüm. Dini bir eğitimde almadım. Her çocuk gibi sureleri ezberledim o kadar. Ondan sonra iyice koptum zaten. Kulaktan dolma Allah inancı var ama Peygambere ve dini kurallara karşı hiçbir şey yok. Yaşadığım hayatta böyle şeylere gerek de yok ihtiyaç da... Şu üç günlük dünyada amaç ne, zengin ol namım yürüsün. Neyle olur? İyi bir üniversite ve işle. Ben de o yönde çabaladım. Neredeyse başarıyordum. Ben bütün gerekleri ve üstüme düşeni yapmış, her şeyi hesaplamış ve hesabı tutturmuş olmama rağmen, durumlar bir anda tersine döndü, benim dışımda gelişti ve kendimi Kırıkkale’de buldum. İlk o zaman hissettim, aslında benim dışımda benden büyük bir varlık olduğunu ve hesapları onun yaptığını. Pek oralı olmadım ama.

 

     Sonra hastalandım. Yaşama şansı yok diye birkaç kez hastaneye yatırdılar her seferinde kurtuldum. O günlerde ikinci kez hissettim, benden büyük bir varlık olduğunu ve hesap vereceğimi. Hastaneden çıkınca namaza başladım, hesaptan kurtulayım diye. Çünkü din eşittir namaz. İnanışım bu kadar.  O da zor geliyor zaten. Peygambere karşı bilgim ve sevgim hala yok denecek kadar az, emir ve yasakların çoğundan haberim yok ama yine de hayatına dair bir şeyler duyuyorum. Şekli ya da ibadetleri ilgimi çekmedi ama ahlaki değerleri etkiledi beni. Özellikle edepli oluşu.

 

    Hastane masrafları, borçlar… Sonuçta ekonomik durumum felaket. O sıralar Nihat abi sayesinde  fikirle  tanıştım. Tanıştığımda durum bu inanmıyorum, hastayım, borçluyum. Aslında kulağımda da kalmış Nihat abi anlatmıştı. İnsan-ı Kamil bunların hepsini halleder. Kulağımdan yönetmiş beni.

 

      İlk sohbete geldim Ankara’ya. Mert karşıladı samimice, o günden beri severim onu. Seni gördüm sohbetteydin. Öyle edepli oturuyordun ki ben o günden sonra hiç kimse karşısında bacak bacak üzerine atamadım, saygısızlık olur diye. Ciddiyet anlayışı gülmemek üzerine kurulduğu için dini sohbet eden insan gülmez ciddi bir biçimde birazda yukarıdan bilgisini paylaşır. Benim karşımda ise sade, edebinden utanan, neşeli, konuşurken gözlerinin içi gülen, etrafını neşelendiren, sevildiği ve sevgi dolu her halinden belli olan biri var.

 

     Şaşırdım ama sen neşelendikçe ben de neşelendim. Kelimeler eski kelimeler ama sen söylediğinde başımı döndürüyor, yüreğime işliyor. Bir sır olduğunu anladım ama ne olduğunu anlamadım. Kalabalık sevmememe rağmen sıkılmadım, kendimi yabancı hissetmedim. Gerçi sana takıldığım içinde başkasını pek görmedim. Dini bilgim ve inancım yok denecek kadar az ama ben çocukluğumdan beri insanları severim ve onlar için üzülürüm. Buradaki yaşam biçimi bana zıt gelsede bu kadar sevgi dolu ve insan seven birini görünce takıldım, kaldım. Sonradan öğrendim sevginin Peygamberden ve özünden geldiğini.

 

     Takip ettim, elindekini maddi manevi dağıtıyorsun insanlara. Verince de çoğalır diyorsun, gözlemledim sendekinin eksilmediğini fark ettim. O kadar borçlu olmama rağmen ben de verdim. Elimde olan kadarını esirgemedim senin gibi. Söylediğinin doğru olduğunu gördüm borçlarımdan kurtuldum ve rahat yaşayacak noktaya geldim. Bir yerde boşluğa düştüğümü hissettim. Yaptığım iyiliği anlatıp övülme ihtiyacı hissediyordum. Sonra anlamaya başladım, Allah’ın verdiğini emanet kabul edip kullarına dağıtıyorsun güzel insan. Kendini hiç araya koymuyorsun. Kendi yaptığın yardımı  başkası yapmış gibi anlatıyorsun. Fark edince bu durumu, hiç kimseye bire bir yardım yapmadım ve kendimi en azından maddeten aradan çektim. Yaptığım işten huzur duymuyordum, huzur duymaya başladım.

 

     Dikkat ettiğim yönlerinden biri de belki açığın olmadığı içindir hiçbir şekilde başkasına açık vermiyorsun. Kendinin ya da başkasının. Kendimde kontrol edince bazen yakınımdakilere anlatıyorum eksiklerimi ve kusurlarımı. Şöyle yanlış yaptım işte şundan kurtulamadım. Aslında kendi ağzımla kendi günahıma şahit yaratıyorum ve başkasına koz veriyorum. Nerede uyandım biliyor musunuz, derdimi anlattığım kişi fırsatını bulduğunda sen de böyle yapmışsın zaten sen de yapamıyorsun diye yüzüme vurunca. O gün anladım zina yapan kadının Peygamberimize yalnızken anlatınca affedilip kalabalıkta anlatınca ceza almasını. Senin niye hiçbir açığını vermediğini. O yüzdendir ki o günden beri hiçbir zaafımı başkasına anlatmıyorum. Dışarıdan beni hatasız görsünler ben hatamı sana anlatırım. Seninle paylaşınca azalıyor başkası ile paylaşınca çoğalıyor en nihayetinde.

 

     İncelik , nezaket ve zerafet gördüm sende. İyilik yapıyor, belli etmiyorsun, kızsan bile incitmiyorsun, gönül kırmıyorsun, meseleleri uzatmıyorsun, herkesi de birbirine bağlıyorsun. Dikkat ediyorum, insanların gönlünde yer tutmuşsun ve oradan ayrılmıyorsun. İnsan gönlünü ve huzurunu takip ediyorsun.

 

     Bir ademin değil her ademin gönlüne girmeye çalışıyor ve bunun için de gönlünde bir ademi takip ediyorsun. Senin gönlünde her ademin hatırı olacak ama sen bir ademin hatırı için bunları yapacaksın. Yani ben senin sevdiklerini, isteklerini gözetip, inceliklerini gönlümde yaşatırsam her ademin gönlüne girerim. İşte o yüzden bunu anladığım günden beri eşim hariç kimsenin olur işini geri çevirmedim, aldatmadım, kandırmadım ve incitmedim. Eşim çok yakınımda olduğu için ondan etkilendim ve incittim. Affetsin bundan sonra o da olmaz…

 

      Herkesin sana derdini anlattığını gördüm. Bu güvenilir olduğuna işaretti ama beni asıl etkileyen iyi-kötü  bu kadar sırra ve derde vakıf olup da etkilenmemen ve bunu hiçbir davranışında belli etmemen... Gelip anlatıyorum, ben şöyle kötülük ettim diye sadece sözünde değil vücudunda da hiçbir değişiklik olmuyor. Duruşunda, mimiklerinde, ifadende ve ortamın havasında hiçbir kınama ve eleştirme belirtisi yok. Davranışında ve sevginde hiçbir şey değişmiyor. Ben sevgini hissediyorum ve değişmediğini fark ediyorum. Peygamberi hali yaşamayan anlamazmış. O deryaya girmeyen faydalanamazmış. Ben her ne kadar kendim yaşamasam da sen de gördüm o etkilenmez, bağımsız hali. O gün anladım Peygamberimin kafasına işkembe dökenlere, sövüp sayanlara niye kızmadığını, nasıl bu kadar rahat affedebildiğini. Denizden bir damla bana da düştü, ben o günden beri insanlardan daha az etkileniyorum.

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz