“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

SENİ ÖLDÜRMEMEM İÇİN BANA TEK BİR NEDEN SÖYLE

 

Okuldan bir arkadaşımla yıllar sonra Kızılay’da buluşmak için randevulaştık. Yanında bir arkadaşıyla geldi. Tanışma ve hasret gidermeden sonra sohbetimiz inanç üzerine devam ederken misafirimiz bize bu konuyla ilgili bir hatırasını anlattı. İşte hatırası.

 

Ben Anadolu’da büyüdüm, kasabamızdan üniversiteyi kazanıp İzmir’e okumaya geldim, yurtta kalıyordum. Oda arkadaşım inancı olmayan hatta neredeyse Allah’a inanmayan biriydi. Kendisiyle bu konularda çok fazla tartışmazdık ancak bir gün konu döndü dolaştı, Allah’a neden inanmalıyız sorusunda geldi. Kendisi, Allah’a inanmak için bir neden olmadığını, bunun gerekli olmadığını ve insanlara bir şey sağlamadığını ifade etti. Nereden aklıma geldi bilmiyorum ama kendisine şu örneği verdim.

 

Biz şimdi okulu bitirdik ve sen bir süre sonra oldukça zengin bir iş adamı oldun. Bende senin yanında çalışıyorum. Bir hafta sonu sana telefon geldi ve uzun zamandır fırsatını beklediğin malın satıldığı haberini aldın hem bir gün daha beklememek hem de gezmek için büyük miktarda bir parayla beraber yola çıktık, bende arabayı kullanıyorum. Akşama doğru lastiğimiz patladı ve takla atarak yoldan dışarı çıktık. Emniyet kemerim takılı olduğundan bana bir şey olmadı ancak sen o kadar şanslı olmadığından yaralanmıştın ve kan kaybediyordun. Arabadan çıktım ve bir sana birde ağzı açılmış para çantasına baktım, hafta sonu olduğu için kasadaki paranın alındığını senin dışında bilen yok. Bu miktardaki para bir servet, benim de Allah inancım yok. Şimdi bana:“Seni ölüme terk etmemem için bir tek neden söyle”

 

Aradan yıllar geçti o gün konuştuğumuz gibi arkadaşım işlerini geliştirdi ve oldukça zengin oldu. Geçenlerde bizde uzun bir zamandan sonra bir araya geldik. Anılarımızı tazeledik, bana okul yıllarında tartıştığımız bu hatırayı anlattı ve verdiğim örnekten sonra inanç konusunda görüşlerinin değiştiğini belirterek, “arkadaş bu örneğin 30 yıldır hayatımı değiştirdi ve sorunun cevabınıda hala bulamadım” dedi.

 

Buradan ayrıldıktan sonra düşünmeye başladım. Allah’a inanmak ve dinin gereklerini yerine getirmek toplum hayatının güven ve emniyet içerisinde sürmesi için olmazsa olmazını oluşturmakta. Bir insan neden inanmalı ve neye dayanmalı sorusunun cevabı eğitim çalışmalarımızda şöyle belirtilmekte;

 

Memnun muyuz yaşamımızdan, hoşnut muyuz hayatımızdan?

 

Gördüm ki; bir boşluk içindeyim. Ne yapsam tatmin olamıyorum. Hayatımdan hoşnut değilim. Şimdiye kadar hayatta hiçbir zaman kendi yaşamıma ''Bu tamdır, böyle devam edelim.'' diyemedim. Aklımı olur olmaz şeylerle ve hep başkalarıyla meşgul ediyor, kendimi hiç düşünmüyorum. İstediğim çok şey var ki, iyi, güzel, doğru olduğunu bildiğim halde yapamıyor; çirkin, kötü, zararlı, yanlış olduğunu bildiğim çok şeyi de istemediğim halde yine yapıyorum.

        

Kendime güç yetiremiyorum. İşte her gerekliyi yapmaya, gereksiz hiçbir şeyi de yapmamaya yeterli olacak gücü özümden bulmak istiyorum. İnanılan, güvenilen, sevilen ve saygı ile kabul edilen insan olmak istiyorum. Esaretten kurtularak, tüm zincirleri kırıp bağımsız ve hür yaşamak istiyorum. Her an kendimden hoşnut olacak bir vicdan hürriyetine ulaşıp gönül huzuru ile yaşamak istiyorum. Her zaman boynu dik, alnı açık, yüzü ak, özgürce yaşamak istiyorum. Dürüstçe yaşamanın tadını alarak, daima doğruluğu, mertliği kendine rehber edinip, adalet ve ihsan üzere yaşamak istiyorum, Yüce Allah’la (c.c.) birliğimi duymak, Ona inanmak ve gerçekten Allah’a(c.c) kul olmak istiyorum.

 

Bütün bunları gerçekleştirebilmek için beni bana tanıtan, insanlık şerefimin değerini bana gösteren, kendisine yaklaştıkça beni ulvi değerlerle dolduran, sürekli ulviyata teşvik eden, ulvi hislerle dolmuş gerçek böyle bir dost bulmak ve o yüce dosta dost olmak istiyorum.

 

Sonra kendime döndüm peki bizim Allah inancımız nasıldı? Öncelikli Allah inancımız ailemizden ve çevremizden bize çocukluğumuzdan itibaren intikal eden inançlar idi.Bunlar Allah birdir, bizi bizde yaşatır, her yerde hazır ve nazırdır, bizi görür ve işitir gibi herkesin söyleyebileceği genel ifadeler idi. Sonraki dönemlerde ise buna yeni kitabi bilgiler eklendi.

 

Bilgi olarak söylediğimiz bu ifadelerin ne anlama geldiğini öğrenmediğimiz ve derinlemesine kavrayamadığımız için söylediklerimiz yaşantımıza geçmemişti. Mesela Allah’tan korkarız diyorduk ama patronumuzdan çekindiğimiz kadar çekinmiyor ve korkmuyorduk. Rızkı veren Allah diyorduk ancak rızık endişesi yaşıyorduk. Bunun gibi onlarca konuda söylediklerimiz ile yaşantımız bir değildi. Bu konuda inanç eksikliğimiz vardı.

 

Eğitim sohbetlerinde zaman zaman “Bizler önce mümin olmaya bakmalıyız, başta iyi bir mümin olmalıyız” şeklinde ifadeleriyle konuya dikkat çekildiğinde önceleri biz Elhamdülillah Müslüman ve müminiz dediğimi hatırlıyorum. Ancak konu açıklanınca ne kadar haklı olunduğunu gördüm.

 

İşte halimiz diyordu:“İmanım var diyorsun ama beş lira kadar merak etmiyorsun. Allah’tan korkarım diyorsun karanlık kadar bile korku duymuyorsun, Cehennemden kurtulmak isteriz duman kadar sakınma cihetine gitmiyoruz” diyerek inanç konusundaki ana başlıkları ortaya koydu, sonra bunları genişleterek onlarca örnek verdiğinde şunu net olarak gördük ki biz daha tam iman etmemişiz ve ezbere bir Allah inancımız var.

 

Neden mi?“Kalbimizde birinci sıraya aldığımız ne? Neye dayanıyor ve neye inanıyoruz? Bunlar paramı, makammı, güç mü, şan-şöhretmi, yoksa gövdesel istekler mi?”. Soruya samimice cevap verebildiğimizde Allah’a dayanma, inanma birinci sırada değildi ve ondan başka her şeye dayanıyor ve inanıyorduk. Evet adımız kadar eminlikte ve tereddütsüz benim dayanağım “Allah (c.c)” diyebilmeliydik.

 

Ayrıca hayali bir Allah inancımız vardı, Allah her yerde idi ancak benim dışımda idi. Her yerde ifadesi beni de kapsadığı halde söylediğimiz cümlenin ne anlama geldiğini bile anlamamıştık. Allah birdir diyorduk ancak bu birliği bizden ayrı bir olarak değerlendiriyorduk. Sonra eğitimde öğrendik ki Allah birdir, bu birlik bizimle beraber birdir, yani insanından ayrı değil onunla beraber birdir, aksi takdirde Allah ayrı yerde bir, birde ben varım anlamı çıkardı ki o zaman Allah’ın her yerde hazır ve nazır olma kabulüne bu ters düşerdi.

 

Her varlık lisanıyla Onu zikreder, kâinatta ne varsa Ondandır dedik, sonra bunun manasını hiç düşünmedik. Hatta Allah’ı bunların dışında tuttuk. Öğrendik ki ondan başka hiç bir şey yok. Derviş bu konuda ne güzel cevap vermiş talebesine. “Genç bir balık yaşlı balığa sormuş, su diye bir şey varmış bana göstersene. İhtiyar balık gülmüş, sen bana ondan başka bir şey göster de ben sana suyu göstereyim” demiş.  

 

Eğitim kitabımızdan işte sözün özü;

 

İnsanlar vücutakıllarının mimarını tanımak bilmek ve özünden ona dayanmak mecburiyetindedir.İnsan kendi vücut aklının var edicisine yani Allah'a (c.c) dayanmazsa başka geçici ve gücü az olan şeylere dayanmak zorunda kalır.

İnsan neye dayansa kendinden aşağıda ve kendisinden basittir. İnsan her yaratılmışın üstündedir. Her varlık insan için ve insan emrindedir. Peki, kişi kendisi için olan ve kendisinin emrinde bulunana dayanır mı? O halde insanın tek dayanağı Yaratan'dır.

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz