“İnsan hayatı güven üstüne
kurulmuş bir saraydır. ”

HUZUR DOLU HAYAT YOLCULUĞU YAPIYORUZ

 

 

Yaratılanlar içerisinde her şeyin bir temeli vardır. Bir bina yapacaksan temelinden örülmeye başlanır. Temelsiz bina korunmasızdır, yıkılmaya mahkûmdur. Hangi varlık olursa olsun korunmasıyla ayaktadır.

 

Maddiyatsız veya maneviyatsız insan düşünülemez. Akıl ve fikir sahibi olan insan, kendisinden ve çevresinden sorumlu, her an kâinatın sahibi konumundadır, kendini ve sahip olduğu değerleri korumak zorundadır. Neden zorunludur? Kendisinin var olması için zorunludur. Havayı, suyu, toprağı, bitkiyi, hayvanları, kendi neslini ve fizik vücudunu korumalı ki manevi vücudu ortaya çıksın.

 

Nasıl ki insanın maddi vücudu olan gövdesini korumak için besinlerden yiyip içmesi, barınması, giyinip kuşanması, temizlenip yıkanması gerekiyor yani gövde vücudunun var olması bu ihtiyaçlara bağlıdır, manevi vücudunun da korunması gerekmektedir. Manevi vücudunu insan neyle korur? Onun besinleri nelerdir? Evet, manevi vücudunu insan kutsal değerleriyle korur ve mukaddesata saygıyla manevi hayatını devam ettirir. Manevi vücudunun temeli inançlarıdır. İnançlarının gereğini eksiksiz yaşayarak yerine getirmeli ki korunabilsin.

 

Bir şey korunuyorsa vardır, korunmuyorsa yoktur. Yok olan varlık bir şey ifade etmez, anlamsız kalır. İnsan yapısında çok farklı olan korunma sistemi, çok iyi şekilde bilinmediği için insan varlığını sürdüremiyor. Diğer varlıklardan çok farklı olan insan, gövdesinden ibaret değildir. Diğer mahlûklara görünüm, şekil yönü ile benzeyebilir, fizik vücudunun koruma sistemi hayvanlara çok benzer ama insan hayvan değildir.

 

Manevi, iç dünya yapısıyla hayvandan ayrılan insan şerefi için yaşar. Şerefinin gerekli şartlarını yaşayarak korunur, varlığını devam ettirir. Şerefi adına yaşayamayan insandan söz edilemez. Şeref, kelime olarak bir söz değil, bir kavram değil; içi dışı dolu bir yaşantı halidir. İnsan yapısının gereği olan ihtiyaçlarını içten duyar, dıştan insan hareketleri ile görünür, şahsiyet olarak ortaya çıkar. Her şart karşısında güven temeldir. İnsansa insandır, vasıfları ile her an korunumlu, gerçek vücuduyla ortadadır. Görünmez gibi anlaşılan insan, fizik vücudundan dışa her halinden insan hareketi neşrederek görünür. Kendisine ve çevresine hoşnutluğunu verir.

 

Her yaratılanın devamlılığı için korunmalı olarak beslenmeye ihtiyacı vardır, bu ihtiyacını sağlayamayan hangi varlık olursa olsun kaybolur, gider. İnsan nasıl korunmalı ki devamiyetini sağlayabilsin, kaybolmasın? İnsanın varlığı kişiliğinin korunup beslenmesine bağlıdır. İnsan yaratılışında eksiksiz ve noksansız, en şerefli varlık olarak, her şeyi ile donanımlı olarak yaratılmıştır. İnsan amacı gereği korunmalı ve beslenmelidir.

 

İnsanın kişiliği kutsal değerler üzerine bina edilmiştir. Kutsal değerler üzerine yapılan insan binası güven teşkil ettiği için yıkılmayan, şerefli bir saray olur. Saray da ilimle, ibadetlerle takviye edilip, hareketlerle yaşantı haline gelirse gerçek insan vücudu ortaya çıkar. En hassasiyetle korunan, hiçbir şeyi basite almadan, en küçük şeyin büyük olmanın belirtisi olduğunu unutmadan korunan varlık şerefli sahip insan vücududur. Hiçbir kutsal değerden taviz veremez.

 

Hayvan gövdesi için yaşar, insan şerefi için yaşar. Bunun farkını iyi bilmeliyiz, her an hayvandan faklı oluğumuzun bilincinde yaşarsak, insanlığımızı korumuş oluruz. Her insanoğlunun bu korunma sisteminden haberi var mı? Nereden haberi olacak? Kişinin kendinden haberi yok ki, insanlığından haberi olsun. Kendini fizik gövdeden ibaret kabul edip, her şeyini gövdesi adına feda edip, insanlıktan bihaber yaşayıp gidiyor. Birisi de çıkıp;

 

-“Sen insansın, insan gibi yaşa, şerefli ol! Kendine yakışanı yap,” dediği zaman,

 

-“Ben zaten şerefim adına yaşıyorum, sen beni şerefsiz mi sanıyorsun” deyip kızıyor.

 

-Kardeşim, sen şeref deyince ne anlarsın? Neye dersin? İnsan denilince ne anlarsın? Ben Çanakkale’den anlatıyorum, her karış toprağında şehit yatıyor, diyorum. Sense Anadolu’da bir köyde bulunan Çanaktepe mevkiindeki tarlana dinliyorsun. Vay canına duydunuz mu? Bizim bu Çanaktepe mevkiinde neler olmuş? Her karış toprağında şehit yatıyormuş, hiç olacak iş mi? Ben mi biliyorum, siz mi, siz biliyorsunuz, diyorsun.

 

Sen doğru söylüyorsun kardeşim, biz senin dediğin yerden bahsetmiyoruz. Biz gerçek Çanakkale’den bahsediyoruz. Sen nereden bileceksin orayı? Hiç bilgin yok ki, hiç gidip görmemişsin. Orada şerefin için savaşmamışsın, sende ne anlam ifade eder ki? Sana benim sözler hep yapmacık gelir. Ben bunları anlatıyorsam, gözlerimden yaşlar geliyorsa ben o halleri yaşamış Gazi Mehmet Çavuş olduğum içindir. Sen nereden bileceksin benim halimi? Sen köyünden dışarı çıkmamışsın, vatan için asker olmamışsın. Farklı dünyalarda yaşıyoruz. Köylü Hasan kardeşim sen haklısın, ben bunları sana nasıl anlatırım, diyen Mehmet Dede susmuş. Hasan Dede Çanaktepe mevkiindeki tarlasından anlatmaya başlamış.

 

Sen de haklısın Hasan Dede! Senin tarihinden haberin yok, sen bedelli askerlik yapmışsın. Ana kucağından asker ocağına hiç gitmemişsin. Nereden bileceksin Mehmet Dedeyi? Baksana o anlatırken bile o hali yaşıyor, bir de sana bak.

 

Efendim sen de çıkmışsın bana şerefli sahip insandan bahsediyorsun. Ben hiç insanlık yaşamadım ki, ben insan deyince hep aklıma gövdem geliyor. Şeref deyince gövdemin adına yaşamak geliyor. Ben şerefli insanı hiç tanımadım ki… Bana ye, iç, yat, zengin ol dediler. Ben bu dünyadan hiç dışarı çıkmadım ki… Sen bana can adamlarını, dilber diyarını anlatırsın. Ben hiç gövdemden içeri girmedim ki… Ben her şeyimi dışarıda ararım. Vay şura derim, vay bura derim, kâinatı gezerim, hiç kendime bakmam.

 

Hep dışarıda gezmekten yoruldum artık efendim, beni askerliğe al da kendi nöbetimi tutayım. Düşmanla savaşıp şerefimle şehit olayım. Kendi insanlığımı tanıyıp, hassasiyetle korunup, devamlı insanlığımda yaşayayım. Seninle öğrendim kutsal yapımı, senden öğrendim mukaddesatımı. Sorduk sana cevap verdin, kişiliğimizi ve şahsiyetimizi bize sen verdin. İnsanın dört yapısının olduğunu, insanın gövdeden ibaret olmadığını, kafa yapımızı değiştirip Peygamberimize (sav) uygun şekilde yaşamayı sen öğrettin. Kitabımız Kur’an’a hürmeti sen bize öğrettin, Efendimiz Hz. Muhammed’e (sav) uyguyu sen öğrettin. Bize her hal ve şartta bir anne şefkati ile yaklaştın, bizi bir baba kalkanı ile muhafaza edip korudun. Biz korunmalı yaşıyoruz her an.

 

Sizin sevginiz bizim anlayışımızın ışığı; sizin sevgi ışığınız bizim önümüzü aydınlatıp, önümüze çıkan engellerden bizi koruyor. Işık olmadan körü körüne gitmekle kendimizi hiç de koruyamıyoruz. Anlaşılıyor ki; ışıksız, sevgisiz karanlıkta kişi kendini koruyamıyor. Allah (c.c.), herkesin dünyasını aydınlatsın, cehalet çukuruna düşmesin kimse. Cehalet çukuru çok karanlık.

 

Işık olunca güven içerisinde, dostla yol alıyorsun. Bu yaşadığımız hayat içerisinde korunmalı, halimizden hoşnut bir şekilde, Huzur Bahçesinde; Güvenilir İnsan Yetiştirme Vakfının hizmetinde, İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneğinin önderliğinde huzur dolu hayat yolculuğu yapıyoruz. Sizlere ve ekibinize minnettarım. Sevgi ışığında, güvenle hayat yolculuğu yapmak devamlılığı ile hepiniz Allah’a (c.c.) emanet olasınız.

 

 

 

 

Hakkı Göktaş

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz