“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

DİNİMİZ AÇISINDAN İKRAR VE GETİRİLERİ

 

 

Yüce dinimiz İslam, her şeyden önce insanı insanca yaşatmak için çözümler ve tavsiyeler sunar. Bu yüzden bu dine girmiş ve bu dini kabul etmiş Müslümanlar, öncelikle kendi hayatlarında mutluluğu ve huzuru temin etmiş bahtiyar kişilerdir. Bu dinin mensupları elde ettikleri bu başarıyı hayatlarında vermiş oldukları mücadeleler sonucu elde etmişlerdir. Çünkü İslam dini, her zaman mücadele etmeyi, her zaman, bir önceki halimizden bir adım ilerde olmayı bizlere tavsiye eder.

 

Bu tavsiyenin gereği olarak da biz Müslümanlar gece-gündüz Allah’ın (c.c.) rızası yolunda gayret ederiz. Başka bir derdimiz asla olamaz. Tabi bu gelişmeyi ve ilerlemeyi sağlayabilmek için bazı şeylere daha çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Bunların başında da hedef kavramı gelmektedir. Bizler öncelikle hedefimizi ortaya koyup, sonrasında bu hedefe kararlı adımlarla yürümek zorundayız.

 

Bir insan öncelikle hayatında nasıl yaşantı istiyorsa, önce o yaşantıyı kendi aklında ve kalbinde tasarlamalı ve bir neticeye bağlamalıdır. Daha sonra bu tasarısını, ulaşmak istediği bu yaşantıyı hayatına geçirebilmek için ikinci adım olan karar basamağına geçmelidir. Yani nasıl yaşamak istediğine karar vermelidir. Ondan sonraki adım ise işin en önemli noktası olan bu kararın gerçekleşmesi için, bu kararını gerçekleştirmiş insana söz verme basamağıdır. Allah (c.c.) adına kararın gerçekleşmesi için söz verilir, yani biat edilir. İslam dinine inanan Müslümanlar, Peygamber Efendimiz (sav) zamanında İslam dinine bu şekilde adım atmışlar ve elde ettikleri başarıyıda bu kesinleştirdikleri karar sayesinde başarmışlardır.

 

Şimdi bile gözler kamaştıran o muhteşem yaşantıyı, o güzelim Asr-ı Saadet yaşantısını hayatlarında uygulamayı başaran Sahabe-i Güzin Efendilerimizin hayatlarında, dikkatlerimizden kaçan en önemli ayrıntının, Peygamber Efendimize (sav) verilen biat olduğu dikkatimizi çekiyor. O sözü, o kararı, o biadı yerine getirmeden önce, Onlar, ulaşmak istedikleri hedefi kesin olarak belirleyip bir karar vermişlerdi aslında. Efendimize (sav) verdikleri söz ve biat ise sadece o kararın tahakkuk edebilmesi için bir tasdik anlamı taşıyordu. Allah (c.c.), aslında Resulünü de şahit tutarak, verilen karardan dönmemeyi perçinlemek için böyle bir uygulamayı Mümin’lerden ta yolun en başında gerekli görüyordu.

 

Şimdi isterseniz Asr-ı Saadete gidelim ve Medine’ye hicret öncesi yaşanılan Akabe biatlarını bir hatırlayalım.

 

Akabe Biatları

 

Miladi 621 yılında Akabe mevkiinde İslamiyet ile şereflenen altı Medineli, bir sene sonra aynı yerde buluşacaklarına dair Resûl-i Ekrem Efendimize söz vermişlerdi. İlk görüşmelerinin üzerinden bir sene geçip hac mevsimi gelince, içlerinde bir sene önce İslam’la şereflenmiş bulunan altı kişinin de bulunduğu Medineli 12 kişilik bir kafile Mekke’ye çıkıp geldi. Akabe denen küçük ve dar vadide bir gece vakti, gizlice Resûl-i Ekrem’le buluşarak görüştüler. Bu görüşme sonunda da:

 

a) Allah’a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmayacaklarına,

 

b) Hırsızlık yapmayacaklarına,

 

c) Zinada bulunmayacaklarına,

 

d) Çocuklarını öldürmeyeceklerine,

 

e) Kimseye iftira etmeyeceklerine,

 

f) Hiçbir hayırlı işe karşı çıkmayacaklarına dair, Peygamber Efendimize (sav) biat ettiler.

 

Bu biattan sonra Peygamber Efendimiz (sav), kendilerine hitaben şöyle konuştu:

 

“Sizden, verdiği sözde duranın ücret ve mükâfatına Allah (c.c.) kefil olmuş ve onlara cennet hazırlamıştır. Kim, insanlık icabı bunlardan birini işler de ondan dolayı dünyada cezaya uğratılırsa, bu ona kefaret olur. Kim de, yine bunlardan birini, insanlık haliyle yapar da, işlediği o şeyi gizlerse, artık onun işi Allah’a (c.c.)  kalır. Dilerse onu bağışlar, dilerse azaba uğratır.”

 

Ayrıca bu Müslümanlar, Resul-i Ekrem’le aralarında şu şekilde bir anlaşma yaptılar.

“Gerek sıkıntı ve darlıkta ve gerekse refah ve sevinç halinde söz dinlemek ve itaat etmek başta gelir. Sen bizzat, bizim üstümüzde bir tercihe sahip olacaksın ve senin hiçbir iyi hareketinde sana karşı itaatsizlik etmeyeceğiz.”

 

İKİNCİ AKABE BİATI (M.622)

 

Bu senenin hac mevsiminde Kur’an muallimi Mus’ab b. Umeyr Hazretleri, hem Medine’deki İslamî gelişmeyi bizzat Peygamber Efendimize (sav) bildirmek, hem de haccetmek üzere Evs ve Hazreç kabilelerine mensup ikisi kadın yetmiş beş Müslümanla Mekke’ye geldi.

 

Bunları temsilen bir grup, Mescid-i Haram’da amcası Hz. Abbas’la oturan Resul-i Ekrem Efendimizin (sav) yanına vardılar ve şu teklifte bulundular:

 

“Yâ Resûlallah! Biz oldukça kalabalığız. Seni yanımıza almak, size yardımcı olmak, uğrunuzda canımızı feda etmek, şahsımızı koruduğumuz şeylerden zâtınızı da esirgeyip korumak üzere söz birliği etmiş bulunuyoruz. Bu hususta sizinle daha geniş konuşmak için nerede buluşalım?”

 

Resul-i Kibriya, yine Akabe’de buluşmayı uygun gördü. Gece gizlice Akabe’de buluştular.

 

Önce, Hz. Abbas söz aldı. Medineli Müslümanlara hitaben, Allah Resulünü koruma hususunda kendilerine güvenleri varsa bu işe girişmeleri, aksi takdirde daha şimdiden bu işten vazgeçmeleri gerektiğini belirten bir konuşma yaptı.

 

Ancak Medineli Müslümanlar, bizzat Resulullah’ın konuşmasını istiyorlardı. “Yâ Resûlallah (sav) sen de konuş. Kendin ve Rabbin için arzu ettiğin ahdi bizden al” dediler.

 

O esnada Medineli Müslümanların önderi durumunda olan Es’ad b. Zürâre Hazretleri, Resûlullah’tan konuşmak için müsaade aldı ve Yâ Resûlallah dedi. “Her davetin bir yolu var. O yol ya kolay olur ya da zor. Bugün senin yaptığın davet, insanların çok zor kabul edecekleri çetin bir davettir. Sen, bizi takip ettiğimiz dini bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin. Bu, çok güç ve zor bir işti. Buna rağmen biz bu teklifini kabul ettik. Biz yurdumuzda, şerefli ve her tecavüzden korunmuş bir cemaattik. Bu çok zor bir iş olduğu halde, biz senin bu yoldaki teklifini kabul ettik.

 

Hâlbuki bütün bunlar, Allah Teâlâ (c.c.), doğru yolu bulma azmini ve sonunda hayra ulaşma ümidini ihsan etmedikçe insanların hiç de hoşlanacakları şeylerden değildi. Fakat biz bunları dillerimizle ikrar, kalplerimizle tasdik, ellerimizi uzatmak suretiyle kabul ettik. Allah’tan (c.c.) getirdiklerine bilerek ve inanarak sana biat ediyoruz. Biz, Rabbimize ve Rabbine biat ediyoruz. Allah’ın (c.c.)  kudret eli, bizim ellerimizin üzerindedir. Kendimizi, evlatlarımızı, kadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de esirgeyip koruyacağız. Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allah’ın(c.c.)  ahdini bozan bedbaht insanlar olalım.” dedi.

 

Es’ad b. Zürâre Hazretleri, konuşmasının sonunu şöyle bağladı:

 

Yâ Resûulallah! Kendin için arzu ettiğin ahdini bizden al, Rabbin için de istediğin şartı koş!”

 

Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav), önce onlara Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetler okudu. Onları Allah’a davet, İslamiyet’e teşvik ettikten sonra da kendisi ve Rabbi için arzu ettiği hususları şöyle sıraladı:

 

Yüce Allah için size söyleyeceğim şartım şudur:

 

“O’na hiçbir şeyi eş ve ortak koşmadan ibadet etmeniz. Namazı kılmanız, zekâtı vermenizdir.

 

“Kendim için isteyeceğim ise şudur:

 

“Allah’ın peygamberi olduğuma şehadet etmeniz; kendinizi, çocuklarınızı ve kadınlarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumanız.

 

Bu sırada, Abdullah b. Revâha söz alarak, Yâ Resûlallah bunları söylediğiniz tarzda yaparsak bize ne var, diye sordu.

 

Resul-i Ekrem, “Cennet var!” diye cevap verdi.

 

Bu cevabı alınca, gözlerinde parlayan pırıl pırıl sevinçlerini, “O halde bu, kazançlı ve kârlı bir alış veriştir!” diyerek sözleriyle de teyit ettiler ve böylece biadı gerçekleştirdiler.

 

Dinimizin En Başta Gelen Prensibi İkrar Vermektir

 

Farkında olalım veya olmayalım aslında İslam dininin pek üzerinde durulmayan bu şartı, dinimizin en başta gelen prensibidir. Çünkü bir insanın öncelikle, hayatında bir şeyleri değiştirebilmesi için, bir karar vermesi ve mevcut halinden duyduğu pişmanlığı dile getirmesi gerekmektedir. Bunu sağlayabilmek içinde Cenab-ı Allah (c.c.)  ilk önce kendi adına Peygamber Efendimiz (sav) aracılığıyla söz almıştır. Efendimize (sav) biat etmek, söz vermek bazı şeyleri en başta kabul etmek anlamına gelir. Çünkü bir insanın hayatındaki değişimin birinci adımıdır karar vermek. Karar vermek, insanlığa atılan ilk adımdır. Karar verme mekanizması aslında ruhsal yapımızın eli ve ayağı gibidir. Hayatımızda hoşumuza gitmeyen kötü huyları kaldırıp, yerine yenilerini koyabilecek, güç kaynağıdır karar vermek.

 

Yalnız karar verirken insan, aynen Asr-ı Saadet’te olduğu gibi öncelikle neyle karşı karşıya geleceğini bilmeli ve çıktığı yolda, vermiş olduğu karardan dönmeyi asla ve asla aklının köşesinden geçirmemelidir. Belki çok farkında olmuyoruz ama iyi dikkat edersek verdiğimiz kararları ancak ve ancak kendimiz bozarsak, kararımız ortadan kalkıyor. Yoksa başka türlü karar kilidini açabilecek başka bir yedek anahtar kesinlikle yok. Bu yüzden Efendimizin (sav) arkadaşları Sahabe-i Güzin Efendilerimiz gibi bizlerde asla ve asla verdiğimiz sözden, çıktığımız yoldan, aldığımız kararlardan dönmeyi düşünmeyelim.

 

Yalnız kararlı insanların başarılı olduğu hayat yolculuğunda, herkese başarılar diliyoruz.

 

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz