30 Ağustos: Bir Milletin Yeniden Uyanışı
Bir milleti millet yapan birçok unsur bulunmaktadır. Bir milleti oluşturan bireylerin kendi öznel dünyalarını aşıp daha büyük bir hayat olan millet halinde yaşama şansları ancak o milleti oluşturan bu kültürel unsurların ahenkli bir şekilde varlıklarını devam ettirmesiyle mümkündür. İşte bu kültürel unsurların en önemlilerinden birisi o milletin hafızasını ve ortak duygularını oluşturan tarihidir. Tarih bir milletin varolageldiği andan beri meydana getirdiği; dilini, dinini, ananesini, töresini, kendine has özelliklerini, huylarını ve meziyetlerini geçmişten günümüze taşıyan bir kap gibidir. Bu kaba verilecek zarar dolayısıyla bütün bu hayati organlara verilecek, telafisi olmayan zararlar anlamına da gelecektir.
Bu tarih bilincinin gelişmişliği ve derinliği oranında toplumu oluşturan bireyler bir millet olmanın bilincine varacak ve ancak yine bu oranda günlük hayatın koşuşturmacası ve hareketliliği içinde birbirlerine karşı daha anlayışlı, destekçi, sabırlı ve sevgi dolu olabileceklerdir. Bu yüzdendir ki; tarih öyle sadece kitapların tozlu sayfalarında yazan kuru bilgiler olmaktan çıkarılıp, şu önemli ve kritik ayrımın farkına varılmalıdır ki; aynen nasıl ki bir insanın hafızası her nasıl onun günlük hayatını devam ettirmesi için hatırlaması gereken bilgileri saklı tuttuğu hayati önemi haiz bir teşkilat ise, aynı şekilde bir milletin tarihi de o milletin bütün zorluklar ve çetin sınavlar karşısında bir millet olarak yaşamını devam ettirmesi için olmazsa olmaz bir kaynak, vazgeçilmez bir sosyal varlık olarak karşımızda durmaktadır.
Bu paralelde, üç bin yıl gibi uzun bir tarihi hafızaya sahip olan yüce Türk Milletinin ise bu önemli kaynaktan yararlanmasını bilmesi yine kendisinin faydasına olacaktır. İşte içinde bulunduğumuz zaman dilimi olan Ağustos ayı ise milletler tarihinde eşine az rastlanır birçok kahramanlığı ve fedakârlığı milletçe topyekün yaşadığımız bir ay olma özelliğine sahiptir.
Şu an üzerinde huzur ve emniyet içerisinde yaşadığımız Anadolumuzun kapıları, ilk olarak 26 Ağustos 1071 yılında, kefenini giyip askerine ölmek var bu davadan dönmek yok mesajını veren büyük cengaver Sultan Alparslan ve onun kahraman askerleri ile açılmıştır. Açılan bu kapı, emperyalist batılı güçler tarafından, bu tarihten yaklaşık bin yıl sonra ardına kadar kapatılmak ve Türk Milleti bu güzel topraklardan atılmak istenmiştir. Fakat bu şanlı Millet yapılan bütün oyunları bozmayı başarmış ve bu mücadeleye, kaderin cilvesine bakın ki, yine bir Ağustos ayında hem de Malazgirt zaferi ile aynı gün olan 26 Ağustos’da bir son vermeyi başarabilmiştir.
Bu zaferin akıl almazlığına verilecek en somut misal, muharebeden kısa bir süre önce Yunan cephelerini teftiş eden İngiliz Generalin sözleridir. Bu General yaptığı ayrıntılı teftişten sonra diyordu ki; “ Türk Ordusu bu imkansızlıkları ile bizzat bizim tarafımızdan desteklenen gelişmiş Yunan Ordusu’nun oluşturduğu bu tahkimatı ve cepheleri dört ayda geri püskürtsün, ben bu püskürtmeyi 4 gün sayacağım. Kısacası bu hadisenin vuku bulması ise imkânı olmayan bir gelişme olacaktır.”
Vatanını, namusu ve şerefi kabul eden Türk Milleti’nin, bu uğurda canını bir an dahi düşünmeden feda edebileceğinin ve olmazları olur yapabilecek bir imani ruha sahip olduğunun hiç mi hiç farkında olmayan Generalin bu sözleri sarfetmesi çok normal bir hadise idi.
Çünkü Anadolu topraklarında bulunan işgalci Yunan Ordusu, İzmir—Afyon-Eskişehir demiryolunu ve Mudanya iskelesini elinde tutuyor, ayrıca çoğunu İngilizlerden temin ettikleri birçok keşif uçağıyla ve 4000’den fazla kamyon ve otomobille, maddi yokluklar içinde kıvranan Türk Ordusuna karşı büyük bir üstünlük sağlıyordu. Diğer taraftan zaten toplam mevcudu 300.000 olan Yunan Ordusu’nun 225.000 gibi neredeyse tamamı Anadolu topraklarında bulunuyordu. Yani zahire bakmakla yetişip, mananın farkında olmayan İngiliz Generalin, bu Yunan Ordusu’nun fiziksel avantajlarına bakıp purosunu keyifle içerken, içinden, “tamam artık, bin yıllık Şark Meselesi artık bir son buluyor ve bu “barbar” Türkler bir daha geri dönmemecesine Anadolu topraklarından atılıyor” diye düşünebileceğini tahmin etmek zor bir hadise olmasa gerektir.
Fakat İngiliz General şu önemli hususun hiçbir şekilde farkında değildi ki; üç bin yıllık kahramanlık ve cengaverlik genetiğine sahip bu Yüce Millet, mevzu bahis bağımsızlık ve hürriyet olunca, bunun; anasının, nikahlısının, kız kardeşinin namusu demek olduğunun ve ayrıca yüce dini İslamı yaşamanın tek yolunun ise yine bu kirli niyetlerle vatanına gelen işgalcileri püskürtmekten geçtiğinin son derece bilincinde olan bir milletti. Bu iman, yine kendi bağrından çıkardığı Mustafa Kemal’in o askeri dehasıyla taçlanmıştı. Buna en güzel örneklerden birisi, Büyük Taaruzun hazırlıklarının çok gizli ve hummalı bir şekilde yapıldığı günler olan temmuz ayının sonlarına doğru, yapılan hazırlıkların düşman güçleri tarafından farkedilmemesini sağlamak maksadıyla, mehmetçik arasında her şey sanki normal seyrediyor gibi bir futbol turnuvası düzenlenmişti. İşte bu olay o büyük bağımsızlık imanının deha ile buluştuğu bir nokta idi.
Bütün hazırlıklar tamamlanmış ve nihayetinde İngiliz Genaralin 4 ayda dağılması imkânsız dediği Yunan Cepheleri 4 gün gibi mantık kurallarının almayacağı bir hızda darma dağın edilmiş ve 150.000 kilometrakare olan düşman askerinin bulunduğu geniş alan 14 gün gibi kısa bir zaman diliminde tertemiz edilmiş ve bağımsızlığı uğruna olmazları olur yapan Türk Milleti, bu cennet Anadolu topraklarının zerresini bile ebediyen vermeyecek şekilde tekrar kazanmasını bilmiştir.
Sonuç olarak denilebilir ki; tarih sadece geçmişte meydana gelmiş olayları konuşmak için değil, bu olaylardan gerekli dersleri çıkarıp günümüze bu bilinçle bakmak için de vardır. İşte bu noktada, yapmamız gereken; yazımızda sadece felsefesi üzerinde durduğumuz ama muhteviyat olarak çok daha derin anlamalara sahip Büyük Taaruz gibi dünya tarihinde eşine az rastlanır büyük hadiselerden gerekli dersleri çıkarıp, bu bilinçlenmeden alacağımız güçle elimizdeki bütün yetenekleri milletimizin menfaatleri doğrultusunda kullanmak olacaktır.
Serkan Demirbaş
Doktora Öğrencisi - İngiltere