Her milletin tarihinde büyük dönüm noktaları vardır. İşte bu dönüm noktalarında gösterilen irade ve tahammül gücü o milletin kaderinde rol oynayan biricik etkendir.
Ya o milletin fertleri kendi benliklerini bir kenara bırakıp biz olmanın gerektirdiği büyük fedakarlıkları yapacak ya da tam tersi durumda tarihin tozlu sayfalarına karışan milletlerden biri olmayı göze alacaktır.
İşte bu noktada denilebilir ki; Türk Milleti bu hayati dönüm noktalarını en çok yaşamış milletlerin başında gelmektedir. Yeri gelmiş Kürşat ve otuz dokuz arkadaşı, kalabalık Çin nüfusu karşısında asimile olmamak için kendi canlarını feda edip, koca Çin Sarayını kırk kişi basmayı göze almışlardır. Bağımsızlık yolunda yüzlerce kılıç darbesiyle canlarını vermişler, pek tabiki yaptıkları bu cengaverlik Türk halkını harekete geçirmiştir. Bu baskının hemen akabinde 681 yılında İkinci Göktürk Devleti kurularak belkide bugün burada olmamıza vesile olacak onlarca tarihi dönüm noktasından birisi daha atlatılmıştır.
Gün gelmiş Çağrı Bey yanında bir grup cengaveriyle birlikte, Anadolu toprakları Bizansın elindeyken Anadoluyu bir uçtan bir uca dolaşmıştır. Yeri gelmiş Çağrı Beyin oğlu Alparslan ve şanlı Türk Ordusu o zamanın dev güçlerinden birisi olan Bizans Ordusunu 1071 yılında darmadağın etmiş ve neticede şu an içinde bulunduğumuz Anadolu toprakları Türk-İslam coğrafyasına dahil edilmiştir.
Yeri gelmiş Osman Bey, beyliğindeki üç yüz çadırla Anadolu topraklarında, daha sonraki beş yüz yıl tüm dünyaya nam salacak koca Osmanlı İmparatorluğunu kuracak irade ve azmi göstermesini bilebilmiştir. Zaman gelmiş Osman Beyin torunu Fatih, alınmaz denen İstanbulu daha 21 yaşında bıyıkları terlememiş bir delikanlıyken alarak bir çağı kapatmasını başarabilmiştir.
Zaman olmuş Fatihin torunu Yavuz Sultan Selim kutsal topraklar Mekke ve Medineyi Osmanlı coğrafyasına katarak bu mukaddes toprakların haçlı tehlikesinden uzaklaşmasını sağlamıştır. Gün dönmüş Yavuzun oğlu Kanuni Avrupanın göbeği Viyana önlerine kadar gelerek buralara kadar Ezan-i Muhammedinin ulaşmasına önderlik etmiştir.
Evet dostlar bu örneklerin tamamını vermeye kalksak ne buradaki yerimiz ne de sizin okumaya ömrünüz yeter. Biz şimdi gelelim şu an içinde bulunduğumuz günün yukarıda bahsettiğimiz dönüm noktası konusundaki bağlantısına.
Hem de öyle büyük bir bağlantı var ki. Yukarıda bahsini ettiğimiz şanlı Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşından (1914-1918) sonra fiilen son bulmuştur. Yurdumuz ise Avrupalı güçlerin aralarındaki paylaştırmalarından sonra paramparça edilmiştir.
Bu güçler bu hunhar planlarını 30 Ekim 1918 tarihindeki Mondros Ateşkes Antlaşması ve 10 Ağustos 1920 tarihindeki Sevr Antlaşması ile resmiyete dökmeye çalışmışlardır.
İşte tam bu noktada, daha önceki yazılarımızda da ısrarlı bir şekilde üzerinde durduğumuz olay gerçekleşmiştir. Bu olay şudur ki, pek tabi olarak her millet için devlet ve bağımsızlık önemli olgulardır.
Mesela bir İngiliz veya bir Fransız halkının zihin dünyasında devlet daha çok güvenlik, hukuk, sosyal güvenceler gibi belli başlıklar altında önemlidir. Fakat Türk Milleti için devlet demek namusu, dini, şerefi, haysiyeti demektir.
Türk Milleti bilir ki, devleti olmassa ne dinini yaşayabilir ne de namusunu ve şerefini devam ettirebilir. Ne yazık ki bunun bir çok örneğini şu anki işgal altında olan İslam coğrafyasında büyük bir üzüntü içinde görmekteyiz.
Bağımsızlığının bu kadar önemli olduğuna iman etmiş bu şanlı Millet içinden Mustafa Kemal Atatürkleri, Kazım Karabekirleri, Rauf Orbayları, İsmet İnönüleri ve daha onlarca önemli komutanı çıkarmış ve bu komutanların önderliğinde dünyanın süper gücü denen ülkelerin güçleri, 19 Mayıs 1919 ile Eylül 1922 arasındaki zaman diliminde bir bir perişan ederek, bütün dünyaya Anadolu topraklarının bir kez daha ebediyen Türk-İslam coğrafyası olarak kalacağının imzasını atmışlardır.
Ve burada da görüyoruz ki, bu şanlı Millet hayat memat meselesi olan tarihi dönüm noktalarından birisini daha başarıyla atlatmasını becerebilmiştir.
İşte ancak bu kutlu mücadele sonrasındadır ki, bu mücadeleyi hakkıyla kazanmasını bilmiş aynı kadro Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 29 Ekim 1923 yılında halkın yönetimi anlamına gelecek olan Cumhuriyet Rejimini kurmuşlardır.
Bütün eksiklerine rağmen bu ne güzel bir rejimdir ki; Türk Milleti kendi kendini yönetecek özgürlüğü elde etmiş ve her geçen günkü gelişiminin temellerini daha o zamandan atabilmiştir.
Bu noktada son sözlerimiz olarak diyebiliriz ki; artık zaman savaşlar çağından çok bilim, kültür ve irfan çağıdır. Bu Milletin fertleri olarak bize düşen ise yukarıda milyonda bir parçasını anlattığımız kendi tarihimizi iyi analiz ederek ve dersler çıkararak şu anki halihazır pozisyonda içinde bulunduğumuz ve yine bu millete en iyi şekilde hizmet etmemize vesile olacak mesleğimiz her ne ise bu meslek dalında kendimizi en iyi şekilde geliştirerek ve üzerine ahlaki değerleri de katarak Türk Milletinin adını dünyadaki yerine yakışır boyutlara getirmek için sonuna kadar mücadele etmektir.
Ancak o zamandır ki, dedelerimiz Kürşatlar, Osman Beyler ve Mustafa Kemaller bize bulundukları yerden aydınlık ve huzurlu yüzlerle yaptıkları fedakarlıkları ne kadar da hakettiğimizi düşünerek bakacaklardır. Bu günleri görmek temennisiyle bütün Türk Milletinin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Serkan DEMİRBAŞ
İngiltere