Bugün günlerden 19 Mayıs 2012. Bundan tam 93 yıl önce, 19 Mayıs 1919 tarihinde binlerce yıllık bir geçmişe dayanan şanlı bir Milleti, emperyalist güçlerin top yekün yok etme planları olan I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki gelişmeleri tamamen tersine çevirecek bir hareket başlıyordu. 600 yıllık bir sistemin kurucusu olan ve gittiği her yere artısıyla eksisiyle adalet dağıtan Osmanlı Devleti şimdi ayrıntılarına giremiyeceğimiz bir çok toplumsal, siyasal, ekonomik ve askeri nedenlerden dolayı sıkıntılı süreçler içine girmişti.
Bütün bunlara ve 19. Yüzyılda, özellikle sanayi devriminden sonra güçlenen hatta tabiri caizse azgınlaşan Avrupalı emperyalist devletlerin bütün planlarına rağmen; Osmanlı Devleti bu yüzyılda dominat güçlere karşı, ayrıntılarını bir başka yazımızda detaylı bir şekilde inceleyeceğimiz büyük bir mücadele vermiştir.
Özellikle 1839 yılında Tanzimat hareketi ile birlikte, her ne kadar bu hareketin ve Tanzimat kuşağının bazı yönleri ile Türk kültürü ile çelişen tarafları olsa bile, bütün eksiklerine ve yavaşlıklarına rağmen büyük bir reform yani kendini çağının şartlarına adapte etme mücadelesine girişilmişti.
Özellikle II. Abdülhamit devriyle birlikte hem eğitimde olsun, hemde askeri ve idari alanlarda olsun, yapılan atılımlar ile Devlet-i Aliyyenin içinde bulunduğu sıkıntılı durum ve kumpas problematikleri bir şekilde halladilmeye çalışılmıştı.
Ancak bu sayededir ki işte yukarıda sözünü ettiğimiz 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal önderliğinde fitilinin ateşleneceği ve bir çok değerli Türk Subayının da öncülük edeceği yedi düvele karşı verilecek olan Kurtuluş Savaşının komuta ekibi yine bu Osmanlı okullarında ve sisteminde yetişmişlerdir.
Bu kahraman Paşaların yetiştiği Osmanlı sisteminin ayrıntılarını bir başka yazımıza bırakarak söze kaldığımız yerden yani koca bir Milletin var olma ya da yok olma mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı ile devam etmek istiyoruz.
Evet daha önceki bir çok yazımızda da altını ısrarla çizdiğimiz bir hususu yine mutlak bir şekilde siz değerli okuyanlarımıza hatırlatmak zorundayız. Neydi bu önemli husus? Neydi bu Türk’ün dört bin yıllık şanlı tarihini, tam ve eksiksiz anlatan sosyal formül?
Acaba neydi tarihte bu şanlı Milletin her ne zaman sıkıntılı bir duruma düşse ve düşmanları tarafından tamam bu sefer bu Türkler Orta Asya’ya geldikleri yere dönecekler dedirten, amma gelin görün kü bu mütevazi Milletin efendiliğinin arkasında yatan ve haksızlığa ve zulme karşı bir anda ortaya çıkan o aslansı tabiatını ortaya çıkaran önemli faktör?
Neydi, ne zaman ki böyle bir durum oluşsa bu Milletin içinde gizli yatan kahramanları ortaya çıkaran ve bir anda akıllara durgunluk verecek işler yaptırtan? Somut somut, isim isim gidersek; neydi acaba Kürşatları, Bilge Kağanları, Alparslanları, Fatihleri, Yavuzları, Mustafa Kemalleri, Kazım Karabekirleri, Seyyit Onbaşıları, Sütçü İmamları ve en az bu karakterler kadar önemli fakat ismini bilmediğimiz kahraman Analarımızı, Gardaşlarımızı ortaya çıkaran ve her Türk’ün derinliğine baktığı zaman tam oracıkta göreceği önemli haslet ve fıtrat?
Evet dostlar siz de çok iyi bir şekilde biliyorsunuz ki, benim şu an bu yazıyı özgür ve rahat bir şekilde ve daha da önemlisi bir Türk olarak yazıyor olmamı ve sizin de aynı şekilde bir Türk olarak bu yazıyı sevdiklerinizle birlikte rahat ve özgür bir ortamda okuyor olmanızı ve en önemlisi bunu kendi vatanımız ve devletimizin çatısı altında yapmamızı sağlayan Türk’ün en önemli hasleti BAĞIMSIZLIK, BAĞIMSIZLIĞINA, ALDIĞI NEFESTEN YEDİĞİ EKMEKTEN DAHA ÇOK DEĞER VEREN MÜMTAZ KARAKTERİDİR.
Yine her yazımızda ısrarlı bir şekilde altını çizdiğimiz üzere her Türk çok iyi bir şekilde biliyor ki; bağımsızlığı demek namusu, dini, haysiyeti, şerefi, demektir. Ve yine her Türk çok iyi biliyor ki; bağımsız, hür ve kendi Milletinin olan bir devleti olmadan ne kutsal dinini yaşayabilir ne de haysiyetini devam ettirebilir.
İşte bütün bu hususları, hepimizden çok iyi bilen, bilmekle de kalmayıp “Türk’ün bağımsızlığına olan düşkünlüğüne” vücudunun son kertesine kadar iman etmiş Mustafa Kemal ve kahraman arkadaşları 19 Mayıs 1919 tarihinde “ateşten bir gömleği” bu güzel millete o bağımsız ve mutlu günlerini tekrar yaşatmak için seve seve giymişlerdir.
Evet dostlar, bundan sonraki bütün kahramanlıkları, siyasi ve askeri gelişmeleri her türlü değerli tarih kitabından okuyabilirsiniz. Ve pek tabidir ki biz de yeri ve zamanı geldikçe buradaki Milli Tarih ve Kültür köşemizden sizlerle bu ayrıntıları paylaşmaya devam edeceğiz. Fakat biz bu yazımızda işin felsefi ve ruhi yönünü vurguluyarak, bu cephenin önemli belkide en önemli tarafı olan, özgürlüğe ve bağımsızlığımıza olan düşkünlüğümüzün bizi binlerce yıldır ayakta tutan temel element ve özellik olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedik.
Fakat bu önemli husus sadece hatırlanmakla kalınmamalı ve bu özellik hem mesleki olarak tuttuğumuz alan her ne ise en güzel ve disiplinli bir şekilde çalışarak dünyada diğer milletlerden daha rahat ve özgür ve hatta onlara örnek olacak şekle kalana kadar uygulanmalıdır. Yani fiziki olduğu kadar ekonomik, kültürel ve insani olarak da hiç kimseye muhtaç olmayan özgürlük noktasına ulaşana kadar, aynı Kurtuluş Savaşında dedelerimizin canla başla verdiği özgürlük mücadelesini bizde çağımızın şartlarına göre bir kez daha günlük yaşamlarımızda vermeliyiz. İnanıyorum ki çağ Türk Milletinin ve Devletinin çağı olacaktır.
Serkan Demirbaş
İngiltere/Doktora Öğrencisi