Şekli insan olanın sıfatı da insan olmalıdır. İnsan deyince akla şeref gelir. Şerefin tanımı şudur: sahipliğini güven üzerine kurmak. Her işini, her davranışını, her haddi harekatına inanılan, güvenilen bir sahip olarak sürdürene şerefli insan denir.
Vicdanıyla yaşayan, vicdanından hiç ayrılmayan; doğru, dürüst, mert, alnı açık, yüzü ak, göğsü kabarık, mutlak saygı duyulan insana şerefli insan denir. Tam anlamıyla kendine sahiplik yeridir şeref yeri.
İşine, yuvasına, eşine, yurduna, milletine, dinine, dünyasına, kalbine, gönlüne, zihnine, gözüne, kulağına, ağzına, eline, ayağına, midesine, cinsi yönlerine, düşüncesine, duygusuna, hissine, sözüne, kararına ve de sevgisine iddialı olarak inanılır, güvenilir biçimde sahip olana şerefli insan denir.
Şeref; ömrünü iftiharlarla doldurmaktır. Böylesi kişinin anıları öldükten sonrada herkesin gönlünü kıvançla doldurur. Kendisine çok para teslim edilmiş olan şerefli bir insan aç kalmış olsa bile teslim edilen paranın sayısız paranın içinden ölmeyecek kadar yani bir ekmek parası almak dahi aklından geçmez. Şayet aklına gelirse ki şu sayısız paranın içinden beş kuruş para alayım.
Kendini döver, ağlar, yüzü kızarır, çünkü bu para kendisine emanet edilmiştir. Teslim edenlere sapa sağlam iade etmek telaşındadır. Açlığını öleceğini filan unutur, düşünmez. Kendisini emanet edilecek insan diye gördüler. Onun için güveni artırmak hayatından daha çok önemlidir.
Şahsiyet şerefi yolundaki insanın, hiçbir art niyet olmaksızın diğer insanlara yardım etmesidir. Şahsiyet şerefi yolundaki kişi yardım ettiği insanlara karşı onlardan yardım görmüş gibi tavır ve davranışlar içindedir. Şerefe yaklaşan insanın yardım ettiğine şahit olanlar bile şaşkına döner.
Sanki yardım eden değil de yardım görenmiş gibidir. Yardım ettiğine kendisi bile inanmaz. Değil birine söylemek kendi aklından bile geçirmez. Ancak yardım ettiği insanlara şükran duyar o kadar. Hatta ve hatta… Yardım ettiği insanlardan düşmanlık görse bile yine onlara mukabelesi şükran duygusunu arz etmek olur.
Dostluk kurduğu insanların her derdini üzerine alır.
Şerefe yaklaşan insanın birde şu tarafını anlatalım:
Soyulmuş yada yangından çıkmış olduğu bir zamanda bile kendisine kesinlikle yardım ettirmez. Maddi durumunu çok şahane gösterir. Ne yapar yapar kimseye belli etmeden kendini kurtarır. En dar zamanda bile yardım edilmesi gerekene yine yardım etmekten kaçınmaz. Kendisine yapılan müracaatı reddetmez.
Hele ki zor anda kendisini kurtarmağa uğraşırken müracaatı boş çevirmemesi daha çok önemli adımlardır. İşte insan şu arz etmeye çalıştığımız adımlarla şerefe ulaşır. Daha uzun uzun anlatmaya lüzum kalmadı. Elbet şeref kazanmanın adımlarını anlatırken görüyoruz ki öz benliğin gereklerini gerçekleştirmekle şahsiyet kazanılıyor. Şahsiyeti ilerletmekle de şerefe varılıyor. O gerekleri de yerine getirmenin büyük büyük zevkleri yaşandığı gibi, şu gerçek davranış ve muameleler, göz kamaştırıcı saadetler kaydediyor.
Özet şudur: Gerçek insan şerefi için yaşar. Gövdesini ve gövdesine ait olan tüm maddeleri onun için feda eder. Gövdesi yaşayanda gerçek değerlerini feda eder. Maddi gövdesi için yaşar.