“Türk'ün vazifesi, dünyada öncü ve örnekliktir.. ”

Kurtuluş Savaşından Etkileyici Sahneler

Yetmiş beş kağnılık bir kağnı kolu İnebolu-İkiçay’ dan yola çıkmak üzereydi. Zafer Kemal “Uğurlar olsun anam!” diye seslendi.

 

 

Kolbaşı, “Sağ ol oğul” dedi, elindeki sapayla öküzünü dürttü. Kağnılar tekerleri inleyerek kımıldayıp yürüdüler. Kağnıcıların hepsi kadındı. Yalnız 3. kağnıyı 12 yaşındaki bir erkek çocuk yediyordu. Kadınlardan biri hamileydi. Yedinci kağnının yanında yürüyen sırım gibi genç kadının ayakları çıplaktı. Bazı kadınlar bebeklerini torbalayıp sırtlarına bağlamışlardı.

 

 

Genç subaylardan biri içi ürpererek, “Ne mübarek kadınlar bunlar” dedi. Öyleydiler. Yavrularına yiyecek taşıyan anaç kuşlar gibi orduyu besliyorlardı.
Kağnı kolu gıcırdaya gıcırdaya  uzaklaşıp gitti.

 

 

Ruşen Eşref Ankara’yı anlatıyor:
“Vilayet konağının odaları, Bakanlıklar arasında bölüşülmüş durumda. Her bakanlığa bir veya iki oda düşüyor. Milli Savunma Bakanlığı, Taş Mektep diye anılan erkek lisesinin; Eğitim Bakanlığı ise, Basın Genel Müdürlüğü ile birlikte Öğretmen Okulunun binasına sığınmış durumda. Aynı binada, bazı milletvekillerinin kaldığı Meclis yatakhanesi ile yemekhanesi var. Velhasıl burada yanaşık düzen yaşıyoruz. Hiç kimsenin redingotu ya da ona benzer resmi bir elbisesi yok. Bir tane protokol elbisemiz var bir yabancı misafir ya da elçiyi kabul ederken sırayla o tek elbiseyi giyerek makamımızın vakarını koruyor dünyaya meydan okuyoruz.

 

 

Cephane ve silahların taşınması bitmek üzereydi. Kaptan, reis ve subaylar keyif sigarası yaktıkları sırada Giresun Liman Reisliğinden gecikmiş bit telgraf geldi. Trabzon dan alınan habere göre bir Yunan savaş gemisi, Trabzon’u bombalamış, batıya doğru hareket etmişti.

 

 

Mesafeyi hesapladılar. Sonuç tatsızdı. Gemi iki saat sonra Ordu da olabilirdi. Mahmut Kaptan yerinden hopladı, “Ulan ben bu gemiyi batırır, düşmana teslim etmem” diye kükredi. Genelkurmay’ın emri böyleydi zaten. Hiç bir gemi düşmana teslim edilmeyecekti.
“Ne oldu?”

 

 

“Aklıma bir delilik geldi.”

 

 

“Ne?”

 

 

Reise döndü:

 

 

“Gerektiğinde gemi için kömür bulabilir miyiz?”

 

 

“Fındık kabuğundan ala kömür olur mu.?”

 

 

“Makine yağı için…”

 

 

“Fındık yağı ne güne duruyor?”

 

 

Kaptan subaylara bağırdı:

 

 

“yürüyün, gemiye gidiyoruz.”

 

 

Mermi gibi odadan çıktılar. Gemiye geçtiler.

 

 

Mürettebat cephanenin boşaltılması işine yardım etmiş, dehşetli yorulmuştu. Oraya buraya serilmiş dinleniyorlardı.

 

 

“Toplanın!”

 

 

Herkes toplandı.

 

 

“iki düşman gemisinin arasında sıkıştık.

 

 

Komutanlığın emri bu iki durumlarda geminin batırılıp düşmana teslim edilmemesidir. Ben diyorum ki, gemiyi öyle batıralım ki düşman çekip gidince suyunu boşaltıp tekrar yüzdürebilelim. Var mısınız?”

 

 

Mürettebat çözüme bayıldı. Özel araç gereçlerin hepsi kıyıya taşındı. Kinistin valfı söküldü. Gemi su dolarken reisin motoruyla gemiden ayrıldılar.
Rüsümat IV batırıldı. İki direği bacası ve kaptan köşkü su üstünde kalmıştı. Mahmut kaptan, kaptan köşkünün birkaç camını kırdırdı, dışını yanık yağla kirlettirip kararttı. Ön güverte denizle bir hizadaydı. Sahte bir yangın için güvertenin burun kısmına bir teneke gaz döküp yaktılar.

 

 

Karaya çıktılar.

 

 

Kaptan, “Vay benim güzel gemiciğim..” diye dertlendi.

 

 

Düşman gemisi batık gemiyi görüp geri dönünce esas iş şimdi başlıyordu. Gemi yüzdürülecekti.
Ama nasıl?

 

 

Gemiyi yüzdürmek batırmaktan daha zordu. Önce Kinistin valfı yerine takıldı. Sonra Ordu ‘lu kadınlar, kızlar ellerin de kovalar, güğümler, taslarla kıyılara binip gemiyi kuşattılar. Türkü söyleyerek suyu boşaltmaya başladılar.

 

 

Birlik beraberlik ve inanç ruhuyla Rüsümat IV gemisi tekrar yüzdürülerek düşmandan kurtarıldı.



ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D