MİLLİ TARİHİMİZ, KÜLTÜRÜMÜZ ve DEĞERLERİMİZ
Dünya tarihinde bilinen en eski milletlerden biri Türkler’dir. Bir kaynağa göre 5000 senelik, başka bir kaynağa göre ise Türkler 3500 senedir tarih sahnesinde faal olarak bulunmaktadır. Gerek İslamiyet’ten önce gerekse İslamiyet’in kabulünden sonra ecdadımız dünya üzerinde hüküm sürmüş ve cihan devletleri kurmuşlardır.
Tarihsel kayıtlar göstermektedir ki Türkler insanlık için unutulmaz işler yapmışlar ve sayısı belli olmayacak kadar çok eser bırakmışlardır. İnsanlık medeniyetinin gelişmesi için de yüzlerce bilim adamı, sanatçı ve devlet adamı yetiştirmişlerdir. Sadece Bulgaristan’da Osmanlı Devleti’nden kalan eser sayısı neredeyse 3000’ün üzerindedir.
Özellikle Selçuklu Devleti ile başlayan, Osmanlı Devleti ile zirveye çıkan medeniyet ateşi günümüzde de Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile yeniden yakalanmaya ve hatta geçilmeye çalışılmaktadır. Atalarımız gittikleri yerlere sadece İslam’ı değil, aynı zamanda insanlığı götürmüştür. Buna en güzel örnekler 1402 Ankara savaşı ve İstanbul’un Fethi’nde yaşanan olaylardır. Ankara savaşında Yıldırım Beyazıt önderliğindeki Osmanlı ordusu savaşı kaybederken aynı zamanda da “Fetret Devri” denen dönem başlayacaktır.
Düşünün ki devletin başı esir düşmüş ve gidişat belli değil. Ancak Balkanlarda kazanılan topraklar yine de kaybedilmemiştir. Çünkü Balkanlar’daki gayri Müslim insanlar Osmanlı yönetiminden memnundurlar. İstanbul’un Fethi’nde ise Bizanslı halkın “Kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz” sözünü hatırlamamak mümkün değil. Türk tarihinin birçok yerinde camiler, kiliseler ve havralar yan yana bulunmuş ve devlet güçlü olduğu müddetçe de değişik dinlerden ve milletlerden insanlar beraber ve huzur içerisinde yaşamışlardır.
Öyle ki Hacca giden bir Müslüman evini bir gayri Müslime emanet ederken, Müslüman olmayan halkla da Müslüman Türkler her şeylerini paylaşmışlardır. Hatta tarihi kayıtlar gösteriyor ki Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında halkın en zenginleri Yahudiler, Rumlar ve Ermenilerdir. Buradan anlaşılmaktadır ki Türkler azınlıkları sömürmemiş ve onları kendilerinden farklı görmemişlerdir. Buna da en güzel örnek azınlıklardan devlet yöneticilerinin çıkmasıdır.
Bunlarla beraber tarihimizde şahıslara bağlı olarak eksik kaldığımız yerlerin olduğunu göz ardı etmiyoruz. Biz sadece körü körüne tarihine aşık olan bir millet değiliz. Bu bakışa sahip insanların yetişmesinden de yana değiliz. İnsanlarımız şanlı tarihimizi ve kültürümüzü tanımak zorundadırlar ve övünmelidirler. Aynı zamanda da eksik kaldığımız yerleri günümüzde yeniden tekrarlamama çabasında olmalıyız.
Bazı tarihçilerimiz ve aydınlarımız tarihimiz hakkında mesnetsiz ve dayanaksız şekilde, tabiri caizse atıp tutmaktalar. O zaman biz de onlara sorma ihtiyacı hissediyoruz. 600 senelik bir imparatorluk düşünün ki Dünya’da üç kıta da hüküm sürmüş ama o süre içerisinde kimseye maddi ve manevi bir baskı uygulamamıştır. Buna en güzel örnek dil konusundadır. İngiltere şurada kaç senedir dünya tarihinde vardır ki dünya dili İngilizce olmuştur. Ancak Osmanlı Devleti devrinin süper gücü olmasına rağmen Türkler dışında kimse Türkçe konuşmamaktadır.
Dünyanın başına sarılan bütün belaların altında batı zihniyetinin, maddeci zihniyetin olduğu da apaçık ortadadır. “Sömürgecilik, Haçlı Seferleri” gibi kavramlar hep Avrupalı devletlerin başının altından çıkmaktadır.Müslüman Türkler tarihin gördüğü göreceği en asil millettir. Bu ırkçı bir ifade değildir. Bunu demekle beraber amacımız kimseyi kötülemek de değildir, aksine milletimizin değerini daha iyi bilmektir.
Milletleri millet yapan içerisinden çıkan bilim adamları, sanatçılar, yazarlar, şairler ve devlet adamlarıdır. Mevlana, Yunus Emre, Atatürk, İbn-i Sina, Farabi, Mimar Sinan, Ahmet Yesevi, Akşemseddin, Abdulkadir DURU, Biruni, Uluğ Bey, İbn-i Haldun, Ali Kuşçu, Itri, Dede Efendi, Evliya Çelebi bunlardan bazılarıdır. Bu örneklere daha yüzlercesi yazılabilir. Bu kadar değerli şahsiyeti olan ikinci bir millet var mıdır?
Tarihimiz ve kültürümüz milletimizin kendisini bilmesine, kendi değerlerini tanımasına yardımcı olur. Bir milletin kendisini tanıması ise son derece önemlidir. “Çünkü tarih bilimi milletlere tecrübe kazandırır. Tarih şuuru milletlerin hafızasıdır.” Tarihini bilmeyen bir millet için tarih tekerrürlerden ibarettir. Ancak şuurlu milletler ise “gelecek için hal ve hareketlerini tarih denen hafızada yatan tecrübelere dayanarak tayin ederler.
”Bu çalışma ile amacımız İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği üyelerimizin ve sitemizi takip eden değerli misafirlerimizin milli bilincinin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunmaktır.
Milletimizi sevmenin ne dini olarak ne de kültürel olarak, velhasıl hiçbir açıdan zararı yoktur. Aksine milletimizin değerini görmeden “Başka milletlere özenmek ise ancak köleliktir”. Bilmediğimiz o ki, özendiğimiz devletler ve milletler insanlık konusunda bizim elimize su bile dökemezler. Onların bilim ve teknoloji de bizden ilerde olmaları bizim onları her alanda örnek almamızı gerektirmez.
“Bir milletin bilinçlendirilmesi onlara kültürlerini, geçmişte yaşamış büyüklerini tanıtmak, daha da önemlisi yarınlar için milli hedefler göstermekle sağlanır. Bunları yazarken ve düşünürken çocuklarımıza ve gençlerimize de “Türk’ün yeri dünyada öncülük ve örnekliktir.” hedefini aşılamak gerektiğini unutmamalıyız. Bu güzel bir yarıştır. Bu hedefi insanlarımıza aşılamalıyız.
Deniz TONGA
Öğretmen