“İnsan hayatı güven üstüne
kurulmuş bir saraydır. ”

İLGİLİ OL! AMA ESİR OLMA

 

 

BAŞLANGIÇ

 

Bağlılık ve bağımlılık birbirinden ayrı, birleştikleri mevzu itibariyle de bir o kadar iç içe kavramlardır. Bağlı olduğumuz her bir şeyin bağımlısı olmak gibi bir yanlışın içerisine girdiğimizin bazen hiç farkında olmuyoruz.

 

Ailene bağlı ol, vatanına-milletine bağlı ol, çalıştığın kuruma bağlı ol, sevdiğin bir takıma bağlı ol ancak bunların asla bağımlısı olma!

 

Varoluş gereği bütün varlık insan hizmetine sunulmuş, bunların hepsine adalet ve ihsan üzere sahiplik edip kullanma yetkisi de verilmiştir.  Her şey senin hizmetinde, sahipliğini yap, kullan, istifade et ama kulluk etme, yani bağımlı olma mesajı da bize Peygamberimizle hep iletilmiştir.

 

Mis gibi meyve bahçen veya gül bahçen var. Sana güzelliklerini ve ikramlarını sunuyor, sen de faydalanabilmek için sahipliğinin bütün gereklerini yapıyor, ilgileniyorsun. Ola ki hasbelkader hepsi elinden gitti. Onlara bağlı değil de bağımlı olduysan kızar, sinirlenir, kahreder ve yıkılıp gidersin. Oysaki bütün bunların geçici olduğuna inandıysan hiç etkilenmeden yine gerekleri yapar, hayatına devam edersin.

 

İşin temel mevzusu burada kilitlenmektedir. Hayatta var olan her şey geçici, baki olan tek bir varlık var. İnsan gövdesi ve o gövdenin kullandığı her şey geçici ancak o gövdenin içindeki ahlakı Muhammediyenin parçaları olan vasıflar ebedi. Yediğim içtiğim, kullandığım, gezdiğim gördüğüm her şey eskir, yıpranır, kaybolur, ölür gider. Fakat doğruluk, mertlik, feragat, sadakat, vefa, samimiyet, cömertlik, diğerkâmlık, hamiyetperverlik gibi değerler bir ömür tazeliğini korur, eskimez, yıpranmaz, ona bağımlı olanı ortada koymaz, hüsrana uğratmaz. 

 

Evet, insan hayatında bir şeylerin bağımlısı olacak ama bu geçici olanlar değil, özündeki gerçek değerler olacak. O zaman da dolayısıyla özgürleştiğini anlayacak. Zira dışarıdan hiçbir şeyin varlığı ya da yokluğu özüne uygun yaşayan insanı etkisi altına alamaz. Sahip olduğu her şeyin geçici olduğunu bilir ve yerinde kullanır. Böylelikle kimseye bel bağlayıp sükutu hayale uğramaz.

 

Bağımlılık; bir nevi vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımızdır. Yokluğuna tahammül edemeyip onsuz yapamam diyerek bütün yaşam enerjimizi bağladığımız şeylerdir. Bu, masumca görünen iki bardak çay da olur, fanatiği olduğum futbol takımı da her gün yapmadan duramadığım alışkanlıklarım da. Müziksiz yapamam, tatlısız yaşayamam dediğim her bir şey alışkanlıkla başlayan bağımlılıklardır.

 

Esasında bağımlılığın açık ifadesi esarettir. Bunların sigara ve alkol bağımlılığından hiçbir farkı yok. Belki sadece sağlığımızı bunlar kadar direk etkilemiyorlar ancak kalp ve zihin sağlığının bozukluğu anlamında hiçbir fark ortaya koymuyorlar. Eşine ya da çocuklarına bağımlı olmuş insan, onları kendinden uzaklaşmış gördüğünde rahat ve sakin olabiliyor mu? Hele kaybettiğinde etinden bir parça koparılmış gibi acı hissetmiyor mu?

 

Aslında bağımlı olduğumuz her şey için aynı duygular geçerli. Kendimizi onlarla öyle bütünlüyoruz ki olmadıkları anda resmen kendimize acı çektiriyoruz. Sonuç olarak da bunlar, neye dayanıp güvendiğimizi bize çok açık gösteriyor. Ağzımız istediği kadar tabii ki Allah’a dayanıyoruz desin, hâlimizdir bizim esas dayanağımızı gösteren.

 

İşte bu ay bağımlı olduğumuz şeyleri tespit ederken esas neye bağlanmamız gerektiğini idrak edeceğiz.

 

Geçen ayki mevzumuzdan aldığımız anlayış açıklığı ile bu ay da kendimizle yüzleşelim, bağımlı olduğumuz unsurları tek tek tespit edelim dedik.

 

İnsan dayandığı yerden dayandığı yerin varlığı kadar güç alır. Üzüntülü anlarda hemen başvurulan sigara ne kadar gücü vardır ki size etki etsin? Peki ya iç boşluğunu doldurmak için gezindiğimiz sosyal medya mecraları! Günümüz dünyasının en büyük esaret zincirleri. Gönüllü kölelik yapıyor, tüm dünyamızı küçücük elimizdeki telefonun içine sığdırıyoruz. Onlar bizi yönlendiriyor, onlar bizi neşelendirip hüzünlendiriyor. Neşe kaynağımız, üzüntü vesilemiz neler olmuş farkında mıyız? Acaba uyuşturucu bağımlılığından ne farkı var? Eğer bu cümleyi abartı bulduysanız 5-10 gün değil sadece 2-3 gün telefonunuzu kullanmayın, sadece aramalar hariç interneti kapatıp mesajlaşmayı bırakıp kendinizi bir test edin.

 

Boşluk mu hissediyorsunuz? Vakit dolduracak başka bir şey mi bulamıyorsunuz? Neşeniz mi kaçtı, canınız mı sıkıldı? Sönükleşip enerjinizi toplayacak şeylere mi ihtiyaç hissettiniz? Bakalım kendimize… Bunların hangilerine evet diyorsak bağımlı insanız. Oysaki insan böyle mi yaratıldı? Ona öyle bir güç verildi ki maddi-manevi bütün ihtiyaçlarını kendi karşılayıp başkalarına da yetebilecek kapasitede, yetkili sahiplik gücü.

 

Evet, başına gelen olaylarda çok üzüntülü veya sevinçli, hiç etkilenmeden kendini muhafaza edip o an sadece gerekliyi görüp yapabilen, tüm duygularına hâkimiyet kurabilen, neşe ve zevk kaynağını asla başkalarına bağlamayan muktedir insan olmayı kim istemez?

 

Öyleyse hep birlikte bu ay bağımlılıklarımızla yüzleşip gerçek özgürlüğe doğru kulaç atalım…

 

 

 

1. Hafta

 

2-9 Haziran 2022

Konu: İLGİLİ OL! AMA ESİR OLMA

 

Hayatta sahip olduğumuz her şeyin bizim sahipliğimize, ilgimize ihtiyacı olduğu mutlak bir gerçektir. İnsanca yaşamak isteyene eline aldığı her şeyin hakkını verip ciddiyetle sahipliğini yapması yakışır. Ancak burada çok girift bir mesele var ki o da sahipliğin, ilgilenmenin bağlanmaya kaymasıdır. Bu da bizi adeta esaret altına alır.

 

Oturduğum koltuğun gereği bütün yapılması gerekenleri yapar ama makamların da geçici olduğuna inandığımdan birdenbire kaybettiğimde hayal kırıklığına uğrayıp hayatı kendime zindan etmem.

 

Öğretmensem öğrencilerime, amirsem memuruma, anne babaysam evlatlarıma, evlat isem anne babama en güzel şekilde mesleğimin, insanlığımın gerektirdiği her şeyi eksiksiz yaparım. Ancak bütün hayallerimi, ümitlerimi, sevgimi de onlara bağlamam. Beni mutlu eden onların varlığı, beni sevmeleri değil, benim onlara yüklediğim anlam ve değerdir. Her şeyin geçici olduğuna inancım kimseye bel bağlamamayı öğretir bana. Beni doyuracak olan yine kendi sevgim ve takdirimdir.

 

İsterse canpare evladım olsun, bağladıysam bütün sevgimi, heyecan kaynağımı, gelecek umudumu, bir gün çekip gittiğinde dayanamam, hayırsız evlat kahrı ile iç çeker dururum. Hiçbiri de olmasa gövdeler elbet bir gün terk edip gidecek. Sevdiklerinin bağımlısı olanlar ise esaret dünyasında kahırla yaşayışın içinde bulacaktır kendilerini.

 

“Arkadaşım dedim, kardeşimden daha çok değer verdim. Nasıl olur da beni davet etmez. Başkalarından bir farkımız olmalı derken, nasıl böyle hiçe sayar?” diye günlerce alıp verdiğimiz mevzular bizi esaret altında zindana atmaz mı?

 

“Gözüm gibi baktım balıklarıma, ne de severdim kuşlarımı! Onların yokluğu mahvetti beni. Meğer nasıl bağlanmışım da haberim yokmuş.” ifadeleriyle ilgilenmenin ötesinde benim diyen sahiplik güdüsü elimizden gittiğinde yıkıma uğruyor. Demek ki temelleri çok iyi yakalamamız lazım. Elime aldığım her iş, duygusal yaklaştığım her olay dünya hayatının içerisinde hepsi geçicidir. Yani iyi ve kötü dediğim her şey geçici. Kalıcı olan tek bir varlık var, o da Yüce Mevla ve yarattığı insanın içine koyduğu ahlakı Muhammediye.    

 

Gelecek umudumuzu, heyecanımızı, sevgimizi, güvenimizi bağladığımız bu değerler bizi özgürleştirip ebedileştirecektir.

 

İşine bağlı, özüne bağımlı insandan bir örnek verelim:

“Belki sevdiğim işim elimden alındı. Ne kimseyi suçladım ne de kahırlandım. Mesleğimin gereklerini en güzel şekilde yaparken sadece özüme bağlandım, dışarıdan başka şeylere değil. Doğruluğa olan bağlılığım, sadakate olan bağlılığım, vefaya, iş ciddiyetine olan bağlılığım, alçakgönüllü, engin, mütevazılığa bağlılığım, azmim, gayretim, iddiam, hedefe olan bağlılığım beni   ayakta tuttu. Bunlara olan sevgim beni kimseye esir etmedi. Yüzüm ak, başım dik ayrıldım insanların huzurundan. Bu değerlerin hepsi bende mevcut mu, başka yerde başka şartlarda kullanır, yine mesleğimi icra ederim diyerek hiçbir umutsuzluğa kapılmadan yoluma baktım.”    

 

         Kendi özüne bağlanmış insanı hangi hayat gailesi baş aşağı edebilir ki? Her şey bir anda var ve yok. Bu kadar geçici olan kesin bir çizgi. Ancak benim anlayışım, mertliğim, afuvkarlığım, sabrım, hoşgörüm, takdirim, sevgim, bunlar yaşadığım sürece ebedi. Benim de ebedi yaşayacağım mutlak.

 

“Beni nasıl hiçe sayar, ikinci plana atar!”  diye kızarken nasıl da karşı tarafın bağımlısı olup esareti altına girdiğimizin farkına varmayız. Biz kendimizi saygıyla kabul edemediğimizden karşının takdirine ve sevgisine o kadar muhtaç kalırız ki hiçe sayılmak ölüm kadar zor gelir bize.

 

O zaman bu hafta geçici olan şu dünyada kalıcı işler yapıp ebedileşmek istiyorsak dışarıdaki bağımlılıklarımızı fark edip ebedi olan özümüze (Yaşatanımıza) dayanıp esaretten kurtulacağız.

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz