“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

SAHİPLİKTEN DOĞAN HARİKALAR

 

SAHİPLİKTEN DOĞAN HARİKALAR

 

Okulda bir alan dersimizin final notunu ödevden verecekti hoca.  Tabi bu sıradan bir ödev değildi.  İçeriğinde çeşitli birçok aşaması vardı. Bu ödevin bir parçası da etkinlik hazırlamaktı. Hazırladığımız etkinliği de sınıfta, sanki gerçekten karşımızda 5-6 yaşında çocuklar varmış gibi uygulayacaktık.  Grup şeklinde hazırlayacağımız bu ödevde bizim konumuz basit makinelerdi. Çocukların gelişim alanlarını destekleyecek şekilde basit makineleri onların düzeyine indirgeyerek anlatmalıydık. Konu çocuk olunca, çok ince detaylarla ve zekice kurgulanmış etkinlik süreciyle öğretilmesi gerekiyordu. Aynı zamanda özgün ve yapılmamış bir çalışma olması da lazımdı. Özgünlüğü yakalamak bizim için zor değildi. Zaten bu konuyla ilgili hiçbir çalışma olmadığı için bizim yaptığımız ilk olacaktı.

 

Hal böyle olunca ilk başta, “Bu konu nereden bizim başımıza geldi?” diye yakınmadım değil. Ama artık elden ne gelir, diye kendimi avuttum devamında. Ama sonradan bu avutma, “İyi ki bu konu olmuş.” deme kısmına gelecekti.

 

Sunumumuza bir ay varken araştırmaya, çalışmalara başladık tabi biz. Hocayla görüşüyor, çevremizdekilerle konuşuyor, günlük yaşantıda aklımızın bir kenarında “Basit makineleri nasıl öğreteceğiz?” sorusu yer alıyordu.

 

Bizden önce sunan kişiler hocanın etkinlikleri çok zor beğendiğini söylüyordu. Evet, hocamız öyle kolay onaylayan biri değildi.  En iyisini yapmamızı istiyordu çünkü. Ama bunu hiç dert etmiyordum. Ben en iyisini yaptıktan sonra hocanın beğenmeme ihtimali var mıydı?

 

Böyle de olunca her şeyin en iyisi olsun isteyen tarafım fazla ince eleyip sık dokuyordu. Bu sebepten grup arkadaşlarımın yaptıkları bana yeterli gelmiyordu. İçime de sinmiyordu. Daha iyisi olabileceğini düşünüyordum. Sonuç olarak her çalışmaya dahil olup yine her şeyi ben yapmış oluyordum. Böyle olunca arkadaşlarım için “Daha iyi yapsalar ya. Neden ben uğraşıyorum?” diye düşünmeye başladım. Rahatsızlık hissetmiştim bu duygumdan. Bu durumda dost sözleri imdadıma yetişti. “Sen nerede olursan ol, eline aldığın işi en güzel şekilde yap. Tek başınaymışsın ve kimse yokmuş gibi. Tüm işi sen sahiplen. Arkadaşların kendi görevlerini yapsa da bir de üstünden sen yap ki tüm işe hâkim olasın.” Dedikten sonra gelen olumsuz duygular silinip gitmişti. Ben insan olarak sahiptim. Ve elime aldığım işi her yönüyle ciddiyetle ele alacaktım.

 

Ve sunum günü geldi. Etkinliği uygulayacak öğretmen bendim. Ve sunum esnasında tüm sorumluluk öğretmendeydi. Sunumu izleyen hocamız her bir kelimeye, sesin tonuna, iletişime, sınıf ve zaman yönetimine dikkat ediyordu. Bu durumda büyük sorumluluk düşüyordu.

 

 Sıra bana geldiğinde çıktım tahtaya. “Allah’ım sen yardım et.” diyerek başladım sunuma. Sanırım ben de bu kadar iyi olacağını düşünmemiştim. Sunum bittiğinde sınıfta alkış tufanı kopmuştu.

 

Sunumun ardından hoca, tahtada sunum yapan öğretmenin geliştirmesi gerekenleri sınıfa soruyor ardından kendi değerlendirmelerini söylüyordu.

 

Ben yerime oturup hoca tahtaya çıktığında sordu “Öğretmenin kendini geliştirmesi gereken noktalar neydi?” Uzun bir sessizlik oluştu sınıfta. Ne arkadaşlarımdan ne hocadan ses çıkıyordu. Ki bu normal bir durum değildi. Yapılan sunumlarda geliştirilmesi gereken noktalar kesin olurdu.  Sessizliği ise hocanın “Dönemin en iyi sunumuydu. Hem etkinlik süreci olarak hem öğretmenin ders işleyiş sistemi olarak...” Sesi bozdu. Ardından sınıfta, hocayı tasdik eden seslerin uğultusu başladı.  

 

Bu konuşmalar olurken şükrediyordum. Bu bana ödev ve nottan daha fazlaydı çünkü. İş içinde eğitimdi benim için. Ve şunu deneyimlemiştim ki: İnsan nerede olursa olsun eline aldığı işte tek başınaymış gibi sahiplendiğinde her yönden kazanan oluyordu. Allah nasip etmiş, zihin açıklığı vermiş ortaya kendi emeklerimle güzel bir çalışma koymuştum. Sonunda sadece dersten yüksek not almamıştım.  Kimseden beklemeden insanlığımın gerekliği olarak sahiplik yapmanın zevkini tatmıştım. Bu durum küçük büyük her iş için geçerliydi. Evde, işte, okulda, dışarda… Bulunduğumuz her ortamda sadece biz varmışız gibi sahiplendiğimizde nasıl da güzelleşiyordu her şey.  Aynı zamanda iş ciddiyetinden doğan güven duygusunu hissetmiştim.   Ve geriye dönüp baktığımda böyle işlerin insanın içindeki gücünü açığa çıkardığını görüyordum.

 

Şimdi ise, sunum boyunca çekilen videomu izledikçe yüzümde bir gülümseme beliriyor. Çünkü o videoda, insanın bir dost sözüyle tek başına harikalar yaratabildiğini görüyorum.

 

İpek Asiloğulları

Ankara

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz