“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

GERÇEK MİLLİYETÇİLİK

GERÇEK MİLLİYETÇİLİK

 

 

Mensubu olduğu milletinin ve içinde yaşadığı vatanının en müreffeh seviyeye gelmesini canı gönülden istemek ve bunun için mücadele etmek milliyetçiliğin genel bir tanımı olarak verilebilir. Beş bin yıllık Türk tarihinin birer ferdi olan bizler, genetik olarak vatan, millet, bağımsızlık gibi ulvi duygularla yoğrulmuş insanlarız. Şanlı Türk tarihine dikkatli bir gözle bakılırsa bu yüce milletin bağımsızlığı uğruna canını bile hiçe sayıp hangi akıllara sığmayacak kahramanlıkları gösterdiği çok rahat görülecektir. Bunun en yakın ve en görkemli örneklerinden birisi de Türk Milleti’nin var olma savaşı anlamına gelen ve dünyanın süper güçlerine karşı verilen “Kurtuluş Savaşı’dır”.

 

 

Bu ulvi konuda onlarca sayfa yazı kaleme alınabilir fakat bu kısa girişten sonra yazımızın esas konusuna girmek istiyorum. İçinde bulunduğumuz yıl 2020. Dünyada birçok hususun değiştiği bir çağda yaşıyoruz. Bütün değişimlere karşı insanoğlunun tek değişmezi nedir?, diye bir düşünürsek, cevabı çok net karşımızda durmaktadır. Derinliklerinden gelen insani istekler ve arzular. İki bin yıl önce yaşamış olan insan da kabul edilmek, saygı duyulmak, sevilmek istiyordu, bilim çağında yaşayan günümüz insanı da aynı istek ve arzulara sahip. İki bin yıl önce yaşayan insan da çevremdeki insanlar beni dinlesinler, beni ciddiye alsınlar, bulunduğum ortamda bir ağırlığım olsun, kendisine değer verilsin istiyordu, teknolojik buluşlarla dans eden günümüz insanı da aynı beklentilere sahip gözüküyor. İki bin yıl önce yaşamış insan da bana insanca muamele edilsin, muhataplarım tarafından iyiliklerle ve inceliklerle muamele göreyim, diye derin bir isteğe sahipti, binlerce kilometre yolu birkaç saatte alan günümüz insanı da aynı duygulara sahip.

 

 

O zaman irade, güç ve yetki sahibi bizlerin yapması gereken nedir? Günümüzün gerçek milliyetçiliği, bire bir savaş ortamı da olmadığı göz önüne alınırsa, nedir acaba? El cevap; günümüzün gerçek milliyetçiliği, içinde yaşadığımız hayatı hem kendimiz hem de diğer insanlar için daha yaşanılabilir, daha kaliteli hâle getirmek için mücadele etmektir. Biz günümüz milliyetçilerinin üzerlerindeki büyük sorumluluk nedir? İnsani iktidarımızı ele alıp bekleme gibi büyük bir hastalığı kendimizde tedavi ederek içinde yaşadığımız milletimizin mensuplarının yukarıda bahsettiğimiz derin isteklerini karşılama noktasında seferber olmaktır. Bu seferberlik topla-tüfekle yapılmayacaktır. Sabah gördüğümüz muhatabımıza büyük bir içtenlikle ve samimi bir güler yüz ve ilgiyle “günaydın, hayırlı sabahlar, gününüz huzurlu olsun” demekle, yolda gördüğümüz temizlik görevlisine, otobüs kaptanına, terziye, bakkala “kolay gelsin, Allah bereketli bir gün nasip etsin” demekle, otobüste, trende, metroda gördüğümüz insanlara yol, yer, öncelik vererek, içten güler yüzümüzü ve selamımızı karşılaştığımız insanlara en samimi beden diliyle sunarak, gözümüzün önünde olanları ciddi bir insani takiple kaçırmadan o an için kimin neye ihtiyacı varsa onu canı gönülden karşılayarak, elimizde imkan olarak varsa arabamızı, yoksa bedensel gücümüzü, bu da yoksa zamanımızı kullanarak tanıdık-tanımadık karşılaştığımız insanlardan yükü ağır olanın yükünü, derdi ağır olanın derdini, canı sıkkın olanın sıkıntısını paylaşarak, insanlara umut, sevgi, muhabbet vererek, onlara her hareketimizle değerli olduklarını hissettirerek günümüz seferberlik şartlarını layıkıyla yerine getirebiliriz.

 

 

Ancak biz bunları yaparak içinde bulunduğumuz vatanın ve milletin kalitesini daha da yukarılara çektiğimiz zaman Kurtuluş Savaşı’mızda kundaktaki bebeğinin üzerindeki tek örtüyü alıp vatanın kurtuluşu için hayati öneme haiz cephanenin üstüne örterek “Ben yavrusuz yaşayabilirim ama diğer yavrular vatansız yaşayamaz.” diyen ninemizin, Seyit Onbaşılarımızın, yavrusunu kınalayarak vatana kurban eden analarımızın, canlarını bir an bile düşünmeden biz torunları için feda eden dedelerimizin hakkını layıkıyla ödeyip, ruhlarının huzur bulmasına hizmet etmiş olabiliriz. Bütün bu gibi hâl ve hareketleri öylesine canı gönülden ve büyük bir ciddiyetle yapmalıyız ki, bizlerin bu karşılık beklemeyen ve içten davranışlarını gören milletimizin diğer fertleri “Yaşamak ne güzelmiş, iyi ki bu vatanın ve milletin birer ferdiyim.” iç sevincini doya doya yaşayabilsinler ve onlar da ister istemez üzerlerine sinecek bu iyilik tütsüsünü milletimizin diğer fertlerine bulaştırmak için karşı konulmaz bir arzu duysunlar…

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz