“İnsan hayatı güven üstüne
kurulmuş bir saraydır. ”

SAHİ, MEMNUN MUSUN HAYATINDAN?

Tadını ala ala…

İçebildiğimiz bir yudum çay…

Farkına vara vara yaptığımız bir güzellik…

İçimize sine sine yaşamak…

Yüreğimizi dolduran bir hareket...

 

 

Sahi memnun musun hayatından? Tadını aldığın, farkına vardığın, içini dolduran şeylerin yakınında mısın? Yoksa uzak uzak iklimlerde buz mu kesti yüreğin? Vuslatın hararetine “YAR” olmak varken, neden hâlâ el kapılarında gezinir durursun?

 

 

Sahi, sen de “yaşayıp gidiyoruz işte” diyenlerden misin? Yoksa deli gibi çalışıp çabalayıp mal çoklamayı dert edinenlerden misin? 

Dur, dur! Yoksa dargın mısın kendine? Bitmeyen kavgaların tek suçlusu sen misin yoksa vicdan mahkemesinde?

 

Aradığın elbette bir dolu cevap var, suali bitmeyen hayat bilmecesinde.

Sahi memnun musun hayatından?

Bir koşturmacadır devam eder…

Nereden, nereye?

 

 

….

 

 

“Dizlerimde derman kalmadığını hisseden bir ben miyim acaba?” diye konuşmaya başlamıştı yine kendi kendine. Uzun zamandır, hızla geçen günlere,  art arda gelen işlere yetişmeye çalışırken fark etmişti bunu… Bir dolu şey yaparken aslında tadınıalamadan yaptığını fark etti sonra…

 

 

Çayı bile sadece içmek için içer miydi insan?

Yemeği sadece karın doyurmak için mi yerdi?

Peki muhatap olduğu onca insan, eşi, çoluğu çocuğu…

Faydalı olmak derdine düştükleri… Vaktinde eda etmeye dikkat ettikleri.

 

 

Durup dururken salladı kafasını… Durup düşünmeye, tefekkür etmeye, elindekileri değerlendirmeye, şükretmeye ne çok ihtiyacı vardı.

 

 

“Yavaşla” diyen dost sesi çınladı kulaklarında... Sonra kapattı gözlerini. Dostu sanki yanı başında oturmuş sohbet ediyordu onunla… Parmakla sayılıyıllar içinde, can dostundan duydukları dönüyordu dimağında...

 

 

Sanki hakikat alemine doğru bir yolculuktu. Geçen süre bir dakika bile değilken nasıl da içi dolu doluolmuştu… Gözlerini açtığında sanki tüy gibi hafiflemiş hissetti kendini…

 

 

Dostu anmak ne güzeldi… Onu yanı başında saymak ne hoş… Verdiği tavsiyeler ne hayati… Hele bir de o sözleri kendine yar edip hayatına dokuyabilmek…

 

 

Silkelenip kendine gelmek vakti, gelmiş geçiyordu bile… Hızla geçen zamanın içinde bir dosta rastlamak az bir şey miydi? 

 

 

“Kıymet bilmek!” dedi içinden… Nasıl kıymetini bilmeli ki şimdi? Sözlerini alıp duvara asmak mıdır, kıymetini bilmek? Altını çizmek midir kitaplardan? Ey Dost! Ben de, “bende”n olacağım. Senden duyduğuma uyacağım demek midir? “Var sen düşün” dedi yine kendi kendine…

 

 

 

 

Söndü ışıklar!

 

 

….

 

 

Gözleri kapandı, dört duvar bir odada… “İnziva” diyen sesi sanki dört duvara çarpıp geri dönmüştü kulaklarına… “Sadece sen varsın.” dedi iç sesi… “Senden gayri olan herkes senden uzakta…” Odanın bir köşesinde sayısız etiket, bir köşesinde sayısız giyecek, bir köşesinde  bin bir türlü dünya nimeti ve bir köşesinde fotoğraflar çerçeve çerçeve

 

 

Kendi kendine konuşma da devam ediyordu… “Bir lokma, bir hırka” diye bildiği inzivada olur muydu bunca şey…

 

 

Önce koşarak gitti yiyeceklerin yanına.Tek başına yemek bir anlam ifade etmedi… Kalktı; türlü çeşitli kıyafetleri giydi çıkardı… Tat vermedi. Etiketleri taktıüzerine: Doktor olmak, mühendis, öğretmen, hemşire, mimar, rehber olmak da bir anlam ifade etmedi… Son köşeye yöneldi. Sevdikleri ile geçirdiği güzel zamanlar çerçevelenmişti… “Elde var bir” dedi… Demek sadece insanla olanın bir anlamı var idi… Nerede olursa olsun insan; insanın insanca yapabildiği yaşayabildiği yanına kâr idi…

 

 

 

 

“Hayda” dedi yine kendi kendine. Nerden nereye gelmişti şimdi… Evet insana olan, insanla olan her şey çok kıymetli idi… Peki ya bu bir anda açılan kapı… Sabrın içindeki sabrın, şükrün içindeki şükrün tefekkürü gibi…Sanki dört duvar içinde aralanmıştı tüm kapılar. Oysa açılan sadece zihin perdesi idi… Elinin tersi ile itti dört köşeye dizilmişleri… Sevdikleri ile yaşadıkları anlar zaten çerçeve çerçeve zihninde idi... “Tek gerçek” olana yönelmek zamanıydı şimdi…

 

 

Tefekkür etmeye, şükretmeye, fark etmeye yeter miydi saniyeler. Yetmişti… Şimdi en küçük anınışükürle doldurma zamanı gelmişti…

 

 

 

 

Yanıverdi sönen ışıklar…

 

 

 

 

Tadını ala ala içtiği çayına can dostunun kokusu sinmişti… Geçen zamanı yoklamak için saatine baktığında fark ettiği geçen birkaç dakika  onun yorgun dizlerine derman vermişti sanki… Nereye koştuğunu bilmeyen insan olmaktan, neye koştuğunu bilen insan olmaya bir adım daha yaklaştığını fark etti. Son yudumu dost ile yudumlayıp NİYET ETTİ yeni hayatına… Dört duvarın arasında bile olsa tadını ala ala yaşamaya… Anının tadına varmaya…

 

 

Âmin diyenler çoktan erdi muradına…

 

 

Kendi kendine konuşan garibe de Rabbim gayret vere, muradına ulaştıra…

 

 

Meral Zorlu

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz