“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

ÇEVREMİZİ TANIYALIM

 

İçinde bulunup da algılayabildiğimiz ortamı çevremiz olarak biliriz. Dünya adlı bu gezegende yaşıyoruz. Eşyalar, bitkiler ve hayvanlarla aynı çevreyi paylaşıyoruz. Biyolojik yönden en gelişmiş canlılar olan, memeliler gurubundan bir tür olarak besin zincirinin en tepesinde duruyor ve diğer tüm varlıklardan istifade ediyoruz. Daha detaylı tanıdıkça ekosistemin inceliklerini, gördüğümüz ihtişam büyülüyor bizi. Merakımızı celbeden, bizi hayretlere düşüren bir de sonsuz bir uzay alemi var ki işte o da bizim uzak çevremiz. Sadece ümitlerimizin ulaştığı uzak öteler… İşte bu bizim birinci çevremizdir.

 

Tür olarak yalnız yaşayamıyoruz. Kendi türümüzle oluşturduğumuz bir de sosyal çevremiz var. Yaşamak için birbirimize destek oluyor, birbirimizin ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Ve bu toplu yaşayışla gelen sosyal hayatı düzenleyen kurallar var. İnsan olarak dünyaya geldiğimiz ilk zamanlarda bizim için çevre, ailemiz ve onların bize çizdiği ufuklardan ibaretti.

 

Bize aşılanan inanç ve değerler hayatımızı şekillendirdi. Gözümüzü açtığımız o ilk çevre ile yaşayışımız yön buldu. Derken okul, arkadaş ve iş ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla çevremiz toplumumuz oldu. Günlük hayatı kolaylaştırmak için etkileşimli guruplar oluşturduk. İşte bu da bizim ikinci çevremiz.

 

Hayat çizgilerimizin çizilmesinde toplumun değer yargıları derin izler bıraktı. Toplumun gözünde değerli olan elde edilince mutlu olunacağı söylense de şikayetlerden kurtulup sevgi dolu tebessümleri göremedik. İçimizdeki boşluk hissi daha da büyüdü. Günlük hayatla ilgisi olmayan din anlayışı, kafamızın içindeki hayatın anlamı ile ilgili soruları cevaplayamadı. Neliğini, nasıllığını bilemediğimiz iç dünyamızı arka sıralara atıp günlük koşuşturmalara koyulduk.

 

Hayat böyle devam etse de anladık ki bir de zihin dünyamız var. Duygular, düşünceler dünyasıydı bu. Bu dünyanın içinde de bir çevremiz olduğunu fark ettik. Bir arada yaşayan sosyal varlıklar olsak da kafa yapılarımızın içinde her birimiz farklı anlayışlara sahip, farklı düşünen, farklı inanan bireylerdik. Yaşanmışlıklarımızdan, bildiklerimizden, inandıklarımızdan oluşan bir çevreye daha sahip olduk. Bu da bizim üçüncü çevremizdi.

 

Yaşamın içinde bir an geçmiyor ki yeni şeyler öğrenmeyelim. İnsan olarak günlük hayatın içinde karşılaşılan engeller, üretilen çözümler, hatalarımızdan çıkardığımız dersler ve edinilen tecrübelerin paylaşımı bize çok şeyler öğretir. Bilgi, ilkin dıştan gelir gibi olsa da içimizde mayalanıp tekrar yoğrulur. Hele bir de duygu ve duyum iç dünyamız var ki her an çalkalanıp bizi farklı farklı âlemlere sürükler. Dış dünyadan edindiklerimizden öte içimizden bizi dürten, güdüleyen başka itişler duyarız. Tecrübe ettiğimiz, bildiğimiz hayatın dışında başka bir çevreden gelenlerdir bunlar.

 

Hiç de bildiğimiz gibi değilmiş hayat. Bilgimiz hayatı anlamaya yetmiyormuş. Bilgi geçmişte kalan ve artık olmayan bir şeyken his ise tazedir, anlıktır. Hayatın içinde hislerle ve sezişlerle fark edebildiğimiz bir başka çevre daha çıkar ortaya. Dördüncü çevremizi de keşfetmiş oluruz. Bilgiyi bırakıp hislere odaklanır kulaklarımız. Hu diye seslenip aksi sedayı dinleriz. Maddeyi hissetmekten mekânı hissetmeye doğru bir yolculuk başlar.

 

Kafamızın içinde zihin gürültümüzden başka sesler de var. Koşturmayı bırak, sadece dur ve dinle. O ölü, tuzlu zannedilen denizin derinliklerine dalınca rengarenk bir canlılığa açılır gözlerimiz. Gezindikçe duyum dünyasında inceleşen duyuşla hissederiz kıpırtıları. O solukluğun içindeki canlılık kafamızın içindeki tanımı değiştirir. Canlının maddeden olduğunu zannederken artık maddenin candan olduğu aşikârdır. Bastığımız zeminin bile canlı oluşu, incitmeden dikkatle hareket etme telaşına düşürür bizi. Aman yavaş, canlar incinmesin. Maddi varlığımızdan çok manevi varlığımızın temel olduğunu anlarız.

 

Takip ettikçe hislerimizi, emin bir yaşayışın peşine düşeriz. Bu türlü yaşayış bizi kırmaktan, aldatmaktan alıkoyar, gönül yapmaya yöneltir. Hislerden ve sezgilerden mürekkep bu çevrede gezindikçe güvenilir bir rehberin izine rastlarız. His yolları bizi Efendimizin diyarlarına çıkarır. Anlarız ki O’ndan geliyormuş bu duyumlar. Onun öğretileri ne kadar da ince sezişlerin ürünüymüş.

 

Tüm bilgileri kapsayan bu his âlemi gibi tüm gazabı geçen o rahmet deryasının da Efendimiz olduğunu fark ederiz. Aradığımız mutluluğun asr-ı saadet yaşayışıyla elde edileceğini anlarız. Varlığımızı ve var edeni tanımak güvenilir bir yaşayıştan geçiyormuş. Çevrelerimizi keşfedip Efendimizin yaşayışıyla huzur ve mutluluğa ulaşmamız dileğiyle.

 

Mustafa Göktaş

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz