“İnsan hayatı güven üstüne
kurulmuş bir saraydır. ”

GÖNÜL YOLCULARI

 

 

 

Sizlerle tanıştığımda daha 8-9 yaşlarında küçücük bir çocuktum. Hiç bu kadar kalabalık bir ortamda bulunmamıştım. Aramızda kan bağı, akrabalık da yoktu ama… Hayatımdaki tüm ilkleri sizlerle yaşıyordum. İlk kez bulaşık yıkamayı sizden öğrendim, bulaşık suyunun temizliğini, tabakların dizilmesini tüm incelikleriyle öğrettiniz. Her zaman birlikteydik, hangi arkadaşımız olursa olsun başarısında, sevincinde, üzüntüsünde hep bir arada güç-kuvvet oluyorduk. Hep birlikte sofralar açılıp, yemekler yenip, dualarla, şükürlerle sofradan kalkıyorduk. Yine onlarca kişilik sofra açıp, kaldırmayı sizden öğrendim. Kaşık çatalın yerini, peçetelerin katlanmasını, bardağın kaçta kaçının suyla doldurulacağını bile tüm güzellikleriyle sizden öğrendim. Çok iyi hatırlıyorum, ilkokul beşinci sınıfın yaz tatilindeydik, akşam yemeğinin yapılması gerekiyordu, etrafta da herkes inşaat işleriyle ilgilenmekteydi. İlk yemeğimi sizlere sunacaktım, öncelikle anneme telefon açıp nasıl yapılacağını sordum, güzelce tarifi aldım, yemeğimizi tamamladık. Lezzeti hala damağımda kaldı, dolaptaki bir kg kıyma koyulunca hangi sebze yemeği güzel olmazdı ki…

 

Hayatıma sizlerle bir anlam gelmişti, saat on deyince üçüncü rüyasını gören Mert, gece yarılarına kadar bahçede sohbet dinleyip, bazı geceler de inşaat işleriyle uğraşmaktaydı. Bazı günler sabahtan akşama kadar sadece çalışan ustalara su servisi yaptığım bile oluyordu. Her şeyi düşe kalka öğrettiniz bana, ne kadar dikkatli olsam da bir düzine çay bardağı kırdığım da oldu, herkes yemekten sonra çay beklerken koca bir demliği düşürdüğüm de oldu. Ama siz şefkat dolu bakışlarınızı hiç esirgemediniz.

 

Başarılarımla daima iftihar ettiniz, başarısız olduğumda da teselli hep sizden geldi. Saygıda kusur etmemeye çalıştım, sizleri üzmek, kırmaktan çok çekindim. O gülen gözlerinizdeki ışıltıyı kaybetmemek için her kabahatimde özrü kendime gaye edindim.

 

Akşamları gerçek insanın nasıl olması gerektiği, toplumdaki güven vücudunun ehemmiyeti, kişiliğimizin gerekleri, eğitim ilkelerimizin derinliği ve yaşantımızda uygulama gayreti sohbetleri oluyordu. Hem manen hem de günlük yaşayıştaki değerlerle doluyorduk. Dinlediğimiz sohbetler hayatta uygulama fırsatı yaratılan yeni bir ödevdi. Cuma akşamları da genç büyüklerimle sohbet ediyorduk, akşam geç saatlerde annem merak etmesin diye beni eve kadar bırakırlardı. Bana küçük kardeşleri gibi önem veriyorlardı. Bu sohbetlerden de aldığımız ödevleri okul ödevlerim gibi önemsiyor, apartmandaki komşularımıza önden okuyup, sınav veriyordum.

 

En büyük amacım, bana açtığınız bu şefkat dolu kucağın, mükâfatını vermekti. Ben de belki küçücük yüreğimle bunu yerine getirmek için gayret ettim.

 

Burada doğdum, burada büyüdüm, buradan askere kınalarla, dualarla, vatan aşkıyla yakıla yakıla gittim. Ve şimdi…

 

Düğün günüydü, kişilik ve şahsiyet temelleri üzerine kurulacak yuvanın kurulma günüydü, aynı inançta, aynı hedefte, aynı hal ve tutumda, aynı sevgide birbirimizi teklikten birliğe tamamladığımız bu kutsal yolda, siz değerli dostlarımızla bir arada olmaktan mutluluk duyacağımız gündü. Yer; doğup, büyüdüğüm, her şeyimi paylaştığım Huzur Bahçesi, Saadet Konağıydı. Gece geç saatlere kadar süren yorucu hazırlıklar devam etmişti.

 

Düğün kâhyası düğünüm diyerek sahiplenmişti, abilerim sanki kendi öz ve öz çocuklarının düğününü yapıyordu. Gelen misafirlerle kendi misafirleri gibi ilgileniyorlardı. Yedi yaşından yetmiş yaşına kadar bu güzel değerleri bana öğreten tüm sevdiklerim, bugün yine bana can kardeşliğinin, ahiret kardeşliğinin nasıl olması gerektiğini gözler önüne seriyordu. Gövdesel takatin kalmadığı ama gönül kudretinin hep zirvede olduğu hizmet; gelen misafirleri kendilerine hayran bırakmıştı. O kadar farklı meşrepten gelen insanın bir arada olup da, en ufak bir kötümser, karamsar olayın yaşanmaması yapılan bu hizmetlerin gönülden yapıldığını haykırıyordu.

 

Gelen tüm misafirler her şeye hayran, gönüllerinde gerçek insanlık değerlerinin yaşandığı hoş bir seda kalmış şekilde allahaısmarladık diyerek ayrıldılar.

 

Peygamber Efendimizin (sav) yaşayışına uygun şekilde, tüm inceliklerin gözetildiği bir ortam ve organizasyonun varlığı gözlerine inanamamalarına sebep oluyordu. Her ne kadar farklı yaşam biçimleri olsa da yaşanılan bu çizgi hassasiyeti onları da dize getirmişti. Gelen tüm misafirler adab-ı muaşeret kurallarına uyuyor, çizgi ötesi hiçbir davranışta bulunmuyorlardı.

 

Bugün mutluluğun, huzurun günüydü. Bugün gerçek değerler altında birleşen yüreklerin sevinç günüydü, bugün de kırgınlık, dargınlık olmamıştı, her can ferah yürekle hayat buluyordu.

 

Hizmet esnasında alınlardan akan ter, göz göze geldiğimizde gözlerden akan damlalarla sevgi pınarında karışıyordu. İnsanın gönlüne sadece ve sadece minnet, sevgi ve kardeşlik duyguları akıyordu. Dünya ve ahiret huzurun ve mutluluğun ancak Hz. Muhammed (s.a.v) nizamından geleceği, bu mutluluğunda ancak böyle güzel gönül yolcularıyla birlikte yaşanacağı gayesi kalplerde, zihinlerde yer alıp, göklere yazılıyordu. Düğünden ayrılan misafirler bu yuvanın insanlığa ışık tutacak umuduyla ve güzel dilekleriyle ayrılıyorlardı. Kınalar da hep bu gayenin amacına ulaşması için yakılmıştı.

 

Akşam olduğunda uzaklardan gelen misafirler için her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak gerekler hazırdı. Türk milletinin misafirperverlik değeri en ince ayrıntısına göre sunuluyordu.

 

Ayrılık vakti geldi, çattı. Her güzel başlangıcın da bir sonu vardı. Yüreklerini öz yapı değerleriyle sonuna kadar dolduran bir camia, aynı güzellikteki sevinç gözyaşlarıyla misafirleri uğurluyordu. Birçok kalp için yeni bir başlangıçtı, yeni bir aydınlıktı, yeni bir sevdaydı bu.

 

Gelin arabasının önü kesildiğinde, hala güzel dileklerle uğurlamaya gayret eden dostların kucaklamaları devam ediyordu, ufak tefek hediyeler veriliyordu. Öyle onurlu dostlar vardı ki, verilen hediyeleri büyük bulup, küçük bir zarf isteyen ve onun için ısrar eden yürekler vardı.

 

Dostumuzun bize yaşattığı Peygamber Efendimizin (sav) örnekliğini, bir kez daha hayatımızda biz de sayenizde yaşayarak şükrümüz, minnetlerimiz, hoşnutluğumuz dile geldi.

 

Allah bu güzel muhabbeti, arkadaşlığı, dostluğu bizden ayırmasın. Bir ömür boyunca unutamayacağımız bir güzellik yaşattınız, ömür boyu hakkınızı ödeyemem. Tek dileğim, gerçek insanlık şerefine ulaşmaktır, gayretimiz daim olsun. Allah sizden razı olsun, canlarım…

 

 

 

 

 

Mert DURGUN

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz