“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

AFRİN'DE YAPILAN MÜCADELEYE DESTEK OLMAK İSTİYORSAK...

 

 

Bildiğimiz üzere yaklaşık bir buçuk aydır kahraman Türk Ordumuz, ülke güvenliğimizi ve huzurumuzu sağlamak için, güney sınırlarımızda çöreklenmeye başlayan dış devletler destekli teröristleri tamamen ortadan kaldırma hedefli Afrin'e doğru olan büyük bir operasyon yürütmektedir. Sözlerimize başlarken öncelikle şu hususu belirtmek gerekiyor ki; Rabbim bu vatan mücadelesi noktasında canını veren şehitlerimizi Peygamber Efendimize (sav) komşu eylesin ve yine aynı dava uğruna canlarını ortaya koymuş cengâver Mehmetçiğimizin de yar ve yardımcısı olsun.

 

Bu kısa yazımız, yazının girişinden tahmin edilebileceği üzere Afrin'e düzenlenen operasyonun askeri ve politik içeriği üzerine olmayacaktır. Çünkü ülkemiz bu konuda yetişmiş birçok uzmana sahiptir ve bu uzmanlarımız yazdıkları yazılar ve yaptıkları açıklamalarla, bu konularda halkımızı yeterince bilgilendirilmektedirler. Yine aynı şekilde bu yazımız, operasyonda görev yapan yiğit Mehmetçiğimizin bilinç altını oluşturan binlerce yıllık büyük bir mücadelenin mahsulü olan; Türk Milletinin bağımsızlığı ve namusu uğruna canını bir an dahi düşünmeden verebileceği üzerine de olmayacaktır. Çünkü daha önceleri bu konuda onlarca makale kaleme almıştık. 

 

Peki bu kısa makalemiz ne üzerine olacaktır? Makalemiz; Mehmetçiğimizin canını siper ederek kahramanca savunduğu bu vatanda yaşayanlar hakkında olacaktır. Bu vatanda aynı toprağı, suyu, havayı paylaşan insanların, sahibi oldukları ülkede nasıl yaşamı daha kaliteli ve daha yaşanabilir kılabilecekleri üzerine olacaktır.

 

Doğrudan söze girmek istiyorum. Arkadaşlar! bırakalım şimdi ağızlarımızla edebiyat yapmayı. En yakınlarımızdan başlayarak; eşimize, çocuklarımıza, annemize, babamıza, komşumuza ve çevremize karşı nasılız? Onlara karşı ilgili ve saygılı mıyız? Her sabah kalktığımızda çevremizdeki insanlara selam verip gülümseyerek onların yaşam zevkini daha da arttırma noktasında bir gayretimiz var mı? En yakınlarımıza karşı nasılız? Yoksa çevremize karşı güler yüzlü, esprili ama sıra en yakınımız olan çocuklarımıza ve eşimize geldiği zaman onlara karşı ceberut yüzlü ve karakterli miyiz?  Çevremizdeki insanların dertlerini kendi derdimiz kabul edip, kendi zaman ve beden enerjimizi, daha doğrusu bize kâr getirecek kendi işlerimizi hiç düşünmeden bir kenara bırakıp, bu insanların sorunlarını çözme noktasında harcıyor muyuz?

 

Yakın çevremize öfkemiz ve kötü sözlerimizle negatif enerjiler mi saçıyoruz yoksa güler yüzümüz, neşemiz ve güzel sözlerimizle yaşam enerjisi mi yayıyoruz? En küçük bir hadiseden alınıp hemen "Ördek Ahmet" mi oluyoruz, yoksa "Hazreti Ali" misali; onlar bize bin kere yanlışlık yapsalar dahi biz de onlara bin kere iyilikte ve güzellikte bulunma derdinde miyiz?

 

Çevremizdeki insanların bize karşı bilerek veya bilmeyerek yaptıkları hatalara, kısa süreli bir an kızma gafletine düşsek bile, hemen kendimize gelip yine hoşgörü ve affetme tahtımıza oturarak, onlara karşı kısa süre içinde tekrardan sevgi ve muhabbet mi saçıyoruz?

 

Devamlı bir şekilde etrafımızdaki insanları suçlama, onların eksiklerini ve yapamadıklarını gösterme derdinde ve çabasında mıyız; yoksa tam tersine çevremizdeki insanların o an için bazı şeyleri başaramamış olsalar bile, içlerindeki sonsuz güçle her türlü engelin ve zorluğun üstesinden gelebilecekleri inancını samimi ve inanır bir şekilde aşılama derdinde miyiz?

 

Devamlı bir şekilde güzel olan ne varsa, bunu başkalarından bekleme ve beklediğini de bulamayınca onlara kızıp, küsen bir tavır içerisinde miyiz? Yoksa her ne güzel ve faydalı diyorsa, bunu kendi yapıp, çevresindeki insanlara ise; ne halin içinde olurlarsa olsunlar bu güzellikleri istedikleri zaman rahatlıkla onların da yaşayabilecekleri enerjisini ve moralini veren bir haleti ruhiye içerisinde miyiz?

 

Devamlı bir şekilde Allah veya insanlık değerleri için; kızan, öfkelenen, başkalarının hatalarını yüzlerine vuran bir tavır içerisinde miyiz? Yoksa Allah için affeden, hoş gören, insanların yapamadıklarını değil, yapabildiklerini ve başarabildiklerini devamlı gündeme getiren bir motivasyon içerisinde miyiz?

 

En küçük bir sıkıntı ve problemle karşılaştığı zaman hemen suçu en yakınındakilere mal edenlerden miyiz? Yoksa bu tarz durumlarda neşesinden ve sevincinden zerre miktarı kaybetmeme mücadelesinde olan ve çok rahat bir şekilde "derdi veren Allah çaresini de verir elbet" diyerek etrafındaki insanlara serinlik ve ferahlık dağıtan insanlardan mıyız?

 

Bir yerde hocaysak, amirsek veya da anneysek, babaysak, yani çevremizde kademe olarak sözümüzün geçeceği insanlar varsa, onlara karşı asan, kesen, her an kıvılcımlanıp öfke saçan, onların en küçük hatalarında dahi, içinde bulunduğu konumun gücünü de kullanarak hemen bu kişileri eleştiren, iğneleyen, küçümseyen bir üst tavır içerisine girenlerden miyiz? Yoksa bu tarz durumlarda hemen Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (sav) "Kim ki bu dünyada cehennemlik bir insan görmek isterse, sözlerinden ve hareketlerinden bana bir küçümseme ve zarar gelir mi telaşıyla ve çekincesiyle yanına gidilen insana baksın. Kim ki yine dünya gözüyle cennetlik bir insan görmek istiyorsa, her türlü sözünden ve hareketinden emin olunarak rahat ve ferah bir şekilde yanına gidilen insana baksın." Hadis-i Şerifini her an hatırlayarak, üzerlerinde yetkimiz ve gücümüz olan insanları bir baba şefkati, sevecenliği ve hoş görüsüyle karşılayabilen insanlardan mıyız?

 

İki kelime öğrenip hemen, bilmiyorlar kardeşim, öğrenmiyorlar kardeşim vızırtılarını ağzımızdan düşürmeyenlerden miyiz? Yoksa öğrendiği en küçük bir şeyi bile hemen büyük ve tabii bir mütevazılık içerisinde çevresindeki insanlara öğretme derdine düşmüş insanlardan mıyız?

 

Evet güzel kardeşlerim. Bırakalım artık birbirimize karşı edebiyat yapıp, üst tavır takınma alışkanlıklarını. Birbirimize karşı bu tarz bir eleştiri ve üst tavır takınma psikolojisini ne adına yaparsak yapalım; yani dışardan bakıldığı zaman sadece öfke, kızgınlık, eleştiri ve negatif enerji halleri gözlemlenebilen bu tarz tavır ve yaklaşımları ister Allah için ister Vatan-Millet için ister çağdaşlık için ister insanlık için ister sağ için ister sol için ister şu için-ister bu için yani kısacası ne için olursa olsun bir kenara bırakalım artık.

 

Bırakalım artık birbirimize karşı şucu-bucu yaftalamaları sonucunda aramızda mis gibi doğabilecek muhabbet kanallarını, dostluk ve kardeşlik köprülerini kendi ellerimizle yıkma alışkanlıklarını. Bırakalım artık birbirimizin imanının, vatan-severliğinin, şuculuğunun-buculuğunun derecesini ölçüp, bunları kategorize etme alışkanlıklarımızı. 

 

Artık zaman birbirimize öfke ve eleştiri saçarak, birbirimizin yaşam ve çalışma enerjisini yiyerek beslenen, insanlar olmaktan kurtulup; tam tersi, birbirini onore eden, birbirine moral veren, karşımızdaki muhatabımızın yapamadıklarını değil, yapabildiklerini ve yapabileceklerini gündeme getiren, mümkün olduğunca çevresine gülümseme ve samimiyet dağıtan, insan var edicisi toplum bireyleri olma zamanıdır.

 

İşte o zaman Mehmetçiğimizin Afrin'de ve daha başka coğrafyalarda verdiği mücadele bir anlam kazanır. Onlar da içleri rahat bir şekilde, içinde daha kaliteli bir yaşam olan ve insanlık yasalarının hüküm sürdüğü bir vatan için mücadele etmiş olurlar.  

 

 

Dr. Serkan DEMİRBAŞ

Londra

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz