“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

BUNLARI BİZ İCAT ETTİK TARİHİ GERÇEKLER-10

 

 

 

 “Matematik işlemlerin bu zorluğunu Müslüman Türkler de yaşamıyorlar mıydı?” diye sorumu tekrarlayım.

 

Bu zorluğu yaşayıp yaşamadıklarına bakalım. Devam ediyorum. Anlatılan dönemden tam 500 yıl önce yani 1000’li yıllarda Müslümanlar yeni geliştirdikleri bu yeni hesaplama metoduyla çok kısa sürede tüm işlemleri yapabiliyorlardı. Bugünkü anlamda bir tabletin tahtanın üstüne kum seriliyor ve hesaplama bunun üzerinde çok kısa sürede yapılıyordu. Özellikle ticaretle uğraşanlar dışarıda alış veriş yaparken bu metodu kullanarak hesaplamayı hızlı ve doğru yapıyorlardı, kısaca bugünün hesap makinesinin yerini tutan bir sistemdi.

 

Avrupa Müslüman hesap sistemine ad takmıştı “Şeytan İcadı”. bunu kullananları da ruhunu şeytana satanlar olarak adlandırıyorlardı. 1299 Floransa tarihli bir kararnamede İtalyan Floransa kambiyo localarının Arap rakamlarını ve özellikle sıfırı yasakladığını görüyoruz. Bu bağnazlık ve tutuculuk o kadar ileri gitmişti ki, kilise yönetimi Müslüman sayı sistemi ve hesap metodunun kullanılmasıyla ilgili ön ayak olan eski papalardan Sylvetrenin 1648’de mezarının açılarak cehennemin şeytanlarının hala orada olup olmadığının denetlenmesine karar verilmişti. Kimi kilise yetkilileri Arap tarzı hesabın böyle kolay böyle kullanışlı olabilmesi için büyülü yani şeytansı bir gücü olması gerekir diye kıyameti koparıyorlardı, böyle bir şey ancak iblisten gelebilirdi.. (I. Georges s.166-189)

 

 

 Sıfır ve yeni Arap rakamları Avrupa’ya 12 yüzyıldan itibaren girdiği bilinmekte, sen de durmuşsun, 17 yüzyıl’da diyorsun.

 

Bunun çok büyük bir yenilik ve devrim olduğunu gören batıdaki bazı kişiler ve ticaret sahipleri kişisel olarak kullanmaya başlamış olsalar da ancak bahsedilen yüzyıla kadar Avrupa da ülkeler bu yeni matematik buluşunu ve sayı sistemini kabul etmemişlerdir.

 

 Olur mu canım, bunlar hayali, uydurma şeyler, batıyı kötü göstermeye yönelik anlatımlar.

 

Bunun ispatlanması son derece kolay, o nedenle bu konuda çok söze gerek yok. Açın bakın, 17. yüzyıla kadar batı kitaplarına, ticari yazışmalara, bankacılık işlemlerine hepsinde Roma rakamlarıyla yani eski sistemle yapılan matematik işlemlerini göreceksiniz.

 

 Tamam anladım, ne olmuş, bütün bunları bizden almışlarsa?

 

Konu dağılmasın diye bu meseleyi sonraya bırakalım. Başta kaldığımız yerden Harezmi’yi anlatmaya devam edelim. Harezmi mevcut sayı sistemlerini öğrenip işlem yapmanın, günlük hayatta kolay olmadığını görmüş ve bunun üzerine “Hesap sanatına Dair” isimli cebir kitabını ve Hint hesabı kitabını yazmıştır.

 

Harezmi kitabına başlarken şunları söyler. “Kılavuzumuz ve koruyucumuz olan Allah’a (c.c.) borcumuzu ödemek ve onun görkemini daha da büyüterek yaymak için gerektiği gibi hürmet gösterelim. Bizi hakikatin yolunda yürütsün, sonsuz kudretiyle bize sayı konusunda hafiflik-kısalık ve göz önüne sermek ve açıklamak istediğimiz şeyde yardım etsin. Yani çok büyük ve küçük sayıyı çarpma, bölme, toplama, çıkarma yapana hafif gelsin.. Allah (c.c.) izin verirse öğrenenler için daha hafif bir şey ortaya koymak isterim.” Aritmetik kitabında da sayılarla ilgili görüşlerini şöyle ifade eder.

 

“Bir, sayıların köküdür çünkü her sayı onun aracılığıyla bulunur. Bir rakamı sayıların dışında kendiliğinden mevcuttur, yani başka herhangi bir sayı olmadığında da vardır. Oysa diğer sayılar onsuz var olamaz. Gerçekten de bir dediğin zaman kendi yaratılışıyla bir başka sayıya ihtiyacı yoktur, buna karşılık bir başka sayı bir’e ihtiyaç duyar. Zira önce bir gelmiyorsa iki ya da üç diyemezsin. Dolayısıyla herhangi bir sayı birliklerin toplamından başka bir şey değildir. Demin söylediğimiz gereğince önce bir gelmiyorsa iki ya da üç diyemezsin. Biz bunu sözlerle demedik, deyim yerindeyse sahiden ifade ettik.” (Bilimde Arapların Altın Çağı Danıelle Jacquart s.109-110)

 

Sayıyla ifade edilebilecek her şeyi ve birden dokuza kadar olan her şeyi buldum diyor Harezmi. Yani biri ikiye katlayınca iki elde ediyor, aynı bir üç katına çıkarılınca üç elde diliyor 9’kadar böyle devam ediyor, daha sonra bir’in yerine 10 konuluyor, iki katına çıkarılınca 20 üç katına çıkartıldığında 30 elde ediliyor. Bu şekilde 100’ler, 1000’ler… sonsuz sayılara kadar devam ediyor.

Kitabında anlattığı başka konular var mı?

 

Elbette bu kadar değil, biz burada detaylarına girmedik ancak madem ki sordun, kitapla ilgili bir matematik uzmanın değerlendirmesi şöyle.

 

Harezmi öylesine özgün bir anlatım yöntemi yaratarak, çığır açan üç kavramı birbirinin tamamlayıcısı olarak ortaya koymuştur. Bunlar; onlu sayı sistemi, denklem kuramı ile yeni çözümleme yöntemi algoritmik anlatımlardır. Harezmi cebir kitabında on tabanlı sayı sisteminin ve dört işlemin tanımı, birinci ve ikinci derece denklem oluşturma öğelerinin tanımı (Kök- bilinmeyen, kare bilinmeyenin karesi), birinci ve ikinci derece eşitlik, denklem kurma, cebir ve mukabele işlemleri, cebirsel ifadeler üzerine çeşitli işlemler, karekök, ikinci derece denklemin kökünü bulma yöntemi ve geometrik ispatını içerir. Yer alan, birinci ve ikinci derece denklem türleri, denklem kurma yolu ile çözümü verilen miras, alan, faiz, ve arazi problemlerinin sistemli açıklamalı sekiz yüzün üzerinde çözüm örnekleri sıralanmaktadır.

 

Bunları daha basit anlatır mısın?

 

Harezmi, eserini, başlayanlar için yazmıştır. İşlemlerin pratik tarafıyla, zamanının gündelik hayatındaki uygulamalarıyla ilgilenmiştir. Diğer yandan, çeşitli hesaplama kurallarını göstererek, bunların hemen arkasından basit özel hallerden daha karmaşık hallere giderek, çeşitli şekillerde, onların sayısal uygulamalarını yapmıştır.

 

Eser, tabii olarak öğretici biçime bürünür; doğrudan doğruya okuyucuya hitap eder, okuyucuyu kendisiyle birlikte işlemlere sokar: “Sana işlemin nasıl yapılacağım öğretiyorum, senin ihtiyacın olan şey şudur: Eğer sana şöyle bir problem sorulursa, şöyle işlem yaparsın ve şunu elde edersin, delili şu ki...” Şeklinde devam eder.

 

”Dili basittir, gündelik dile yatkındır; analitiktir, çok kapalı olan fazla veciz söyleme yolu bertaraf edilmiştir. Teknik terim, gündelik hayattan alınmıştır, teşbihler yapılmıştır, kavram ortalama okuyucuya çarpıcı bir anlam farkı rengiyle sunulmuştur. (Prof.Dr. Muhammed Souıssı Harezminin Mağribteki etkileri 1985)

 

Ayrıca Harezmi’nin kitabı bugüne kadar sıfırın işlemlerdeki yerini net bir şekilde ifade etmiş ilk ve tek kaynaktır. Kitabında sıfırın kullanımı şöyle anlatır.

 

“38-18=20 sekiz diğer sekizden çıkınca, geriye bir şey kalmaz. Bu takdirde boş kalmaması için bir dairecik koy, dairecik boş hanenin yerine geçmek zorundadır.” Bugün bizim için çok basit sıradan sayılan bu anlatım Dünyanın kaderini değiştiren bir buluş olmuştur.

 

Bu husus anlaşıldı da ben şu sıfırın, birin ortaya çıkış mantığını anlamak isterim. Bunlar hangi temel düşüncenin ürünüdürler.

 

Matematik çeşitli dallarıyla Müslümanların tam anlamıyla tutkun oldukları bir bilimdi. Onlar şevk ve heyecanla bu sahaya eğildiler. Çünkü onu farz-ı kifaye ilimler arasında görüyorlardı. Onunla sadece alışveriş, miras taksimi, arazi, mesafe ve yükseklik ölçümleri yapılmakla kalmıyor; Hicri yılbaşı, dini gün ve geceler, kıble ve namaz vakitleri tespit ediliyordu. Hele miras taksimine dayalı hisse oranları, matematiksiz olamazdı. Bu bakımlardandır ki onu dinin hizmetine koymuşlardı.

 

Öte yandan Müslümanlar matematiğe dini bir mahiyet kazandırmışlardı. Önce sayıları ele aldılar. Sıfırın yokluğu, birin tekliği, diğer sayıların da çokluğu ifade ettiğini söylüyorlardı. Bir olmadan diğer sayıların varlığından söz edilemezdi. Bütün sayılar birle vardı, ona dayanmaktaydı. Bir olan Allah (c.c.) kabul edilmeksizin de çokluk olan kainat izah edilemez, vücut bulamazdı. Kısaca sayılar Tevhid’e bakmaktaydı.(İlimlerin Doğuşu Şaban Döğen s.88-89)

 

Bir çok Müslüman matematikçi sayıları sadece varlıkların fiziki sayısal değerlerini ifade eden vasıta ve semboller olarak tanımlamadılar, aynı zamanda onlara, mana anlamı ifade eden araçlar olarak baktılar ve bu şekilde değerlendirdiler. Bir’i mutlak varlık olan Allah’ın (c.c.) sembolü olarak kullandılar.

 

Sayılarla sanat ve müzik arasında bağ kurdular. Sanatla varlığın birliğini ve çokluğunu, sonlu ve sonsuzluğunu bir arada işlediler. İslam sanatının yaratıcılık gücü de buradan gelir. Kilise’ye girildiği zaman bir sürü insan sureti görürsünüz, resimde bir insanı görmek demek, görünüşünüzün insanda ve insanla sınırlanması demektir. Camiye girdiğimiz zaman bir çok arabeskler görürsünüz, bu arabesklerde motif ve şekillerin devamlılığını, sürekliliğini ve akıcılığını görürsünüz ki, bu sizi sonsuzluğa götürür ve görüşünüzü sınırlamaz. (İslamda Bilim ve Teknoloji Tarihi Prof. Dr Mehmet Bayraktar s.30)

 

Dur bakalım daha bitmedi, sıfırın daha önce Hintliler tarafından bilindiği iddiasına diyeceksin?

 

 

Eski Hint matematiği sıfırı hiç ve yokluk anlamında değerlendirmişlerdir. Ancak sayı sisteminde bunu anlamlandıramamış ve tam olarak aritmetik işlemlerde kullanamamışlardır. Bu konuda bilim tarihçileri Harezmi’nin hakkını vermekte olup aksini iddia eden de çok fazla bulunmamaktadır.

 

Peki daha önceki toplumlar döneminde de cebir konusunda kitaplar yazıldığı bilgisi var .

 

Lafı hiç uzatmadan, bilim tarihinin en büyüklerinden Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın görüşünü alalım.

 

”Diofantos’un eseri cebir konusunda yazılmış müstakil bir kitap değildir.” (Prof.Dr. Aydın Sayılı İbn Türk’ün Cebri s.23)

 

Diophantos’un eseri bütünüyle cebirseldir fakat cebir değildir. Harezmi’nin eseri, daima sürüp gidecek olan bu cebir kitapları dizisi içinde ilkti. Cebirin bildiğimiz temel prensipleri, terimleri ve ayırt edici özellikleri El-Cebr ve’l-Mukâbele'de mevcuttur. (Prof.Dr A.S.SAIDAN Harezminin Cebir ve Aritmetiği makale 1985)

 

Arithmatica doğrudan bir cebir kitabı olmayıp bir problemler koleksiyonudur. Cebir bilimi İslam Dünyası matematikçilerinin elinde bir disiplin haline gelmiştir. Harezmi’nin cebir kitabı bu bilim dalında yazılmış müstakil kitapların ilklerindendir. (Dr. Melek Dosay Kerecinin cebiri s.17-21)

 

Gelelim başka bir konuya. Bilgisayarın temelini 800 yüzyıl önce Müslümanlar atmıştır iddiasını nasıl cevaplayacaksın onu öğrenmek isterim?

 

Onu da haftaya anlatalım.

 

 

 

 

 

 

Ertuğrul ASİLOĞULLARI

Öğretim Görevlisi-İnşaat Yüksek Mühendis

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz