“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

ŞANLI BİR MİLLETİN ULVİ BİR ÖZELLİĞİ HOŞ GÖRÜ İKLİMİNDE YAŞAMAK

 

Osmanlı Devleti 1299 yılında Osman Bey önderliğinde kuruluşundan itibaren Bizans ile sınır olduğundan ve fütühatını yani fetih politikasını batı istikametinde belirlediğinden dolayı her an için başka dinlerle ve milletlerle birarada olmaya eğilimli bir karaktere sahipti. Devletin özellikle kuruluş aşamasında bütün politikalarını ve kararlarını belirleyen ilk öncelik İslam dini ve akabinde ise dinimize ters düşmemek şartıyla örfi yasalar olmuştur.

 

Dinimizin Yüce Peygamberi Hazreti Muhammed’in (sav) bir hadisi şerifinde belirttiği husus olan, “Bıktırmayınız sevdiriniz, zorlaştırmayınız kolaylaştırınız” fikri bakış açısının kendilerine gösterdiği doğrultuda, Osmanoğullarının Balkanlar’da yaptıkları fütühatta ilk öncelik, buradaki İslam dinine mensup olmayan Hristiyan Balkan toplulukların, dinlerini ve geleneklerini yaşayabilecekleri siyasi ve idari bir atmosfer oluşturmak olmuştur. Bu politikalar sayesindedir ki; Orhan Bey’in oğlu Süleyman Bey’in ve silahdarlarının büyük fedakârlıkları ve gayretleri ile 1350’lerde başlayan Balkan yayılması, bir çığ yumağı gibi hızla büyümüş ve çok kısa bir zamanda Balkanlar bir Türk-İslam yurdu haline gelmiştir.

 

Balkan Topraklarının İçinde Bulunduğu Siyasi Atmosfer

 

Fakat bütün bu hususları belirtirken üzerinde durulmadan geçilmeyecek önemli noktalardan birisi ise, Osmanlı fütühat hareketi başladığında Balkan topraklarının içinde bulunduğu siyasi atmosferdir. Bu zaman diliminde Balkanlardaki milletler Ortaçağ Avrupasında hâkim olan Feodalizm sisteminin sıkıntılı bir çocuğu olan toprak ağalarının hâkimiyeti altında tabiri caizse adeta kan ağlamakta idiler. Toprak ağalarının hüküm sürdüğü bu sistemde insanlar en mukaddeslerine kadar dokunulabilir bir konumdaydı.

 

İşte Balkan Milletleri de tam da böyle huzursuzluğun ve kargaşanın hâkim olduğu toplumsal bir ortamda, kendilerine inançlarını ve kültürel ananelerini rahatça yaşayabilecekleri bir ortam vadeden Osmanlı sistemini adeta büyük bir sevinçle karşılamaktaydılar.

 

Bu tezimize en güzel ispatlardan birisi ise 1402 yılında iki büyük Türk hükümdarı olan Timur ve Yıldırım Beyazid arasında vuku bulan Ankara Savaşı’ndan sonraki hadiselerdir. Malum olunduğu üzere Ankara Ovası’nda vukua gelen bu büyük savaşta Osmanlı Hükümdarı Yıldırım Han yenik düşmüş ve bunun sonucunda Timur Osmanlı Devleti’ni Sultan Yıldırım’ın dört oğluna paylaştırarak Anadolu topraklarını terk etmiştir. Bu paylaştırmanın pek doğal bir sonucu olarak kardeşler arasında başlayan taht kavgası sonucu, büyük çoğunluğunu Türk ve İslam nüfusun oluşturduğu Anadolu toprakları 1402 ile 1413 tarihleri arasındaki 11 yıllık süreçte adeta kargaşanın ve yıkımın hâkim olduğu bir atmosferin içine girmiştir.

 

Anadolumuzda bütün bu acılar yaşanırken Devlet-i Ali varlığını, yönetim sistemi ve siyasi yapısıyla nerede devam ettirmiştir biliyor musunuz? Daha kırk elli yıldır bulunduğu ve nüfusunun büyük çoğunluğunu Hristiyan Slav ve Rum Milletlerin oluşturduğu Balkan topraklarında bu hayati mesele vuku bulmuştur. Evet, Osmanlı Devleti bütün siyasi ve yönetim yapısıyla hâkimiyetini ve yaşamını, bu hristiyan nüfusun ağırlıkta olduğu topraklarında devam ettirmiş ve Yıldırım Beyazid’in oğullarından Çelebi Mehmet’in 1413 yılında hâkimiyeti ele aldığı döneme kadar Balkan toprakları Türk idari sisteminin devam ettirildiği topraklar olmuştur. Bu hadisenin varlığı bile başlı başına Türk milletinin ne kadar da hoşgörülü bir yapıya sahip olduğu hususundaki tezimize ispata yeterli gelecektir.

 

Millet Sistemi Nedir?

 

Fakat Balkanlardaki bu müthiş hadisenin neye dayandığını tam olarak açmadan geçemeyeceğiz. Bu dayanağın ismi ise “Millet Sistemidir”. Millet Sistemi belki de yeryüzünde âdemoğlunun kurduğu bütün siyasi yapılarda, eşinin ve benzerinin görülmediği bir sistem olma özelliğine sahiptir. Bu sistem ile Osmanlılar ayrıayrı dinlere sahip unsurlardan her bir dinin sahibi insanları bir millet çatısı altında toplamış ve bu milletin başına da kendi dini liderini sorumlu tutmuştur. Ayrıca her bir millet kendi ailevi ve sosyal hadiselerinden zuhur eden hukuki işlemlerini, kendi dini kurallarına göre çözümleyebileceği mahkemelere sahip olmuştur.

 

Osmanlı Devleti arzu etse idi fethettiği topraklardaki bütün gayri müslim ve gayri Türk unsurları kılıçtan geçirebilir, onlara İslam’ı zorla dikta ettirebilir, dillerini zorla yasaklayabilirdi ve dünyadaki hiçbir diğer siyasi teşekkül ise güçlü ve iktidar sahibi Osmanlı Devleti’ne gıkını bile çıkaramazdı. Fakat bırakın bu zulümleri yapmayı, adeta onları kendi milleti olan Türk unsuru gibi kabul etmiş ve her türlü dini ve milli ananesini devam ettirmesini bu Millet Sistemi çatısı altında olanaklı hale getirmiştir. Bu noktadan hareketle, şu anda günümüzde Balkanlar’daki farklı milletlerin varlığı bile Türk hoşgörüsünü bire bir ispatlayan fiziksel bir delildir. Çünkü bu hoşgörü sayesindedir ki; yaklaşık dörtyüz-dörtyüz elli yıllık uzun ve hiçbir kültürel ve fiziksel asimilasyona maruz kalmadıkları Osmanlı hâkimiyetinden sonra bu milletler dini ve ırki hususiyetlerini aynen devam ettirebilmişlerdir.

 

Türk tarihi bir okyanus ve her bir madde sayfalarca, günlerce anlatılmayıhakeden muhteviyata ve ayrıcalıklara sahip. Fakat bu sayıdaki yerimizin şartları, ancak bu engin deryanın bu küçük kısmının anlatımına olanak verdiğinden dolayı, bir sonraki sayımızda yine bu yüce ve derin okyanusun, yine değerli bir bölümünü inceleyeceğimiz sözünü vererek cümlelerimize şimdilik bir son vermek istiyoruz.

 

Hangi çağda ve hangi ortamda yaşıyor olursak olalım, lütfen şanlı ve derin tarihimizi merak edip araştırarak günümüze bakalım.

 

Serkan Demirbaş

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz