“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

ŞANLI BİR MÜCADELE

 

Her bireyin bir dayanak ihtiyacı olduğu gibi, aynı şekilde her milletin de dayandığı bir takım değerler vardır. Bazı milletler daha çok maddeye, lükse ve tüketime dayanmakta iken, bazı milletler ise bir takım batıl inançlar çevresinde gündelik hayatlarını oluşturmaktadırlar. Beş bin yıllık tarihi geçmişi olan Türk Milletinin ise, ortaya koyduğu en büyük dayanağı, tam bağımsızlık ve kesinlikle kendi iradesinin üstünde hiçbir dış boyunduruğu kabul etmemek olmuştur.

 

Türk tarihini çözmek isteyen, bu yüce Milletin tarihindeki akıl almaz hadiseleri anlamak isteyen bir araştırmacının, ihmal edemeyeceği nokta, Türk Milletinin özgürlüğüne ve bağımsızlığına canından çok değer verdiği temel gerçeği olmalıdır. Bu millet gerekirse oğlunu kınalar ve vatanına kurban eder fakat bağımsızlığından zerre miktarı taviz vermez. Düşman postalının temiz vatan toprağını kirleteceğini görmektense, ölüme gül bahçesine gider gibi gitmesini binlerce kez gerçekleştirmiş bir millettir bu şanlı millet.

 

İşte bu binlerce hadiseden en önemlilerinden birisi, belkide en önemlisi, dünya tarihinde bir eşine rastlanılmaz olan şanlı Kurtuluş Savaşımızdır. Adından da anlaşılacağı üzere bu savaş bir kurtulma, var olma savaşıydı. Türk Milleti için bu büyük mücadelenin anlamı, ya savaş kaybedilecek ve Türk adı yeryüzünden tamamen silinecek ya da bu mücadele canımız pahasına da olsa kazanılacak ve Türk Milleti bağımsızlığını ve özgürlüğünü bir daha hiçbir güce vermemek üzere geri kazanacaktı.

 

Durum zordu, şartlar çok sıkı ve meşakkatli idi. Bu yüce milletin evlatları 1910'lu yıllardan 1920'li yıllara kadar hiç ara vermeden birçok çetin savaşın çemberinden geçmişti. Askere giderken arkasında küçük çocuklarını bırakan Mehmetçiğin evlatları, artık evlenme çağında olan genç kızlar haline gelmişti. Fakirlik ve imkânsızlık ise, 1920'lerde bu kutsal bağımsızlık savaşı başladığında, ne yazık ki Anadolu’nun en temel gerçekleri olarak gözükmekteydi. Yapılan birçok kanlı mücadeleden sonra şanlı Türk Ordusunun en büyük rakibi, azılı dünya emperyalistleri tarafından desteklenen gözünü kan bürümüş Yunan Ordusu idi.

 

İnönü Savaşlarından sonra, işte şimdi bu güzide millet destanını yazmaya başlıyordu. Hazır olsundu tarih kitapları, binlerce yıldır destan yazmayı adeta bir alışkanlık haline getirmiş bu millet, bütün dünyanın bir daha unutamayacağı yeni bir destanı yazmak için kollarını sıvamıştı bile. 23 Ağustos 1921 tarihinde başlayıp 13 Eylül 1921 tarihinde son bulan Sakarya Meydan Muharebesinde Türk Askeri, insanların aklının almayacağı bir şekilde, tam olarak yirmi bir gün yirmi bir gece, hem de bir an olsun ara vermeden, ölümüne düşman askeri ile çarpışmış, yazımızın başında da belirttiğimiz üzere, millet olarak en büyük dayanağı olan bağımsızlığı uğruna, bu dünyada bir insan için en tatlı şeyi olan canını bir an dahi düşünmeden vermesini bilmişti.

 

Bu savaş, erinden en tepedeki subayına kadar öyle büyük bir cesaretle verilmişti ki, bu savaşın bir diğer adı ise Subaylar Savaşı olmuştu. Bu destansı savaşların başkomutanı ve baş mimarı olan Mustafa Kemal Atatürk ise bu şanlı mücadelenin önemini şu özlü sözlerle dile getirmiştir.

 

"Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyleyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu savaş subay savaşı olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar değer ve özverilerini bütün kalp ve vicdanımla ve takdirlerle anarım. Zaten bu milletin evlâdı başka türlü düşünülemez. Bu milletin evlâtlarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Askerlerimiz hakkında yeni bir şey ilâve etmek isterim: Kahraman Türk askeri, Anadolu savaşlarının anlamını anlamış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır. Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan oluşmuş ordulara sahip bir millet, elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün anlamıyla korumayı başaracaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından yoksun bırakmaya kalkışmak hayal ile zaman geçirmektir." 

 

Aman Allah’ım bu ne büyük bir imandı ki, en büyük dayanakları olan tam bağımsızlık inancından aldıkları güçle, bu şanlı millet, yüzlerce yıllık askeri deneyimle konuşan ve aylarca dağılmaz denen mevzileri sadece bir saatte paramparça etmesini başarmıştı. Yine aynı sürat ve fedakârlıkla bu kahraman Ordu, düşman Askerini 26 Ağustos ile 9 Eylül tarihleri arasında,sadece 13 gün içinde bu temiz topraklardan silmiş süpürmüş ve Akdeniz’in derin ve serin sularına atmasını başarmıştır. Bu süratli ilerleyiş ve askerimizin düşmanı Yurdumuzdan atma konusunda birbirleriyle adeta yarıştığı bu savaş hakkında yine savaşın baş tanığı ve yöneticisi olan Mustafa Kemal'in sözlerine başvurmak istiyoruz:

 

"Ordularımız, asıl kuvvetleri ve bütün savaş gereçleri ile dört yüz kilometreyi on gün içinde aşıp geçtiler. Diyebilirim ki, süvari tümenlerimizle piyade birliklerimiz düşmanı ezip İzmir'e yürümekte birbirleriyle yarış etmişlerdir. İzmir rıhtımında süvarilerimizin kılıçları denizde resim gibi şekillenirken, piyadelerimiz Kadifekale'de Türk bayrağını göğe yükselttiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının, savaş tarihine verdiği son harekât örneğinin değeri, bu harekât bütün evreleriyle incelendikten sonra ve belki bugün değil, yarın anlaşılabilecektir. Büyük orduların yürüyüş birimi yanlış hatırlamıyorsak, günde 20-25 kilometredir. Bundan dolayı, askerlerimize İzmir'e kavuşmak için her gün bu uzaklığı aşıp geçirten kuvvet kaynağının, ne yüce bir vatan aşkı olduğunu anlamak güç değildir."

 

Bu kutlu mücadele hakkında daha söylenecek binlerce söz var ama sözü şimdilik burada virgülleyip, şu önemli hususu belirterek yazımıza bir son vermek istiyoruz. Kısaca ve özetle bahsini ettiğimiz bu büyük mücadele bir an olsun unutulmamalı ve Yüce Yaratıcının bu şanlı Milletin kalbine en büyük dayanak olarak bahşettiği bağımsızlığımızın ve hürriyetimizin üzerine gölge düşürecek olan bütün tehlikelere karşı, bu mücadeleyi veren dedelerimizin ve ninelerimizin torunları olarak çok çalışmalı, yaptığımız işlerimizi en güzel şekilde yapmalı, ferdi olmaktan şeref duyduğumuz Türk Milletini, ilmen, fikren ve ahlaken daha da yüksek noktalara taşımak için bizler de büyük bir mücadele içerisine girmeliyiz.

 

 Serkan Demirbaş

 

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz