“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

Birleştiren Yol: ÇANAKKALE

 

İnsanoğlu yaşadığı dünyayı ister bir bozgun yerine çevirebilir, isterse güven ve huzurla yaşayacağı bir nizama sokabilir.İşte Türk Milleti tarihi hadiselerin devamlı gösterdiği üzere, Yüce Yaratıcı’nın kendisine bahşettiği fıtrat icabı, bu nizama sokma işini tarihin çeşitli safhalarında layıkıyla başarmasını bilmiştir.

 

Tarihin tozlu sayfaları bir karıştırılırsa Türk’ün adalet ve huzur dağıtma görevini sadece kendi ırkdaşlarına değil, diğer bütün ırklara da hakkıyla dağıttığı ayan beyan görülecektir. Bunun milyonlarca somut örneği vardır.

 

En basitinden, Balkanlardaki milletlerin yüzlerce yıl, bizim hâkimiyetimizde hem de hesap soracak bir merci yokken, Avrupa kan ve vahşet içinde çırpınırken, kendi dillerini ve dinlerini yani kültürlerini nasıl muhafaza ettikleri görülecektir.

 

Bütün bunlar olagelmiş fakat bir gün gelmiş, Türk Milleti çeşitli sebeplerden dolayı sıkıntılı bir sürece girmiş ve Yurdun dört bir yanı sömürgeci güçler tarafından işgal edilmiştir. İşte bu işgal güçleri ile bin yılların verdiği bağımsızlık ruhuyla yoğrulmuş Türk Milleti Çanakkale semalarında, tarihte bir daha eşine rastlanılmayacak kıran kırana bir mücadeleye girmişlerdir.

 

Bir tarafta; dizginlenemez emperyalist emelleri uğruna bir milleti yok etmeyi göze almış azgın sömürge ordusu, diğer tarafta ise tarihte en güçlü olduğu anlarda dahi adalet çizgisinden sapmamaya gayret eden, namusu ve şerefi uğruna vatan savunmasına koşa koşa gelen kahraman Mehmetçik yani Türk Ordusu.

 

Üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, bu şanlı Milletin Yurdunu ve bağımsızlığını savunup düşmanı Vatanından atacağı Kurtuluş Savaşının beyin kademesini oluşturup, bu milleti Kurtuluş Savaşında komuta edecek neredeyse bütün komutanlar tarih sahnesine Çanakkale Savaşıyla çıkmışlardır.

 

Buradaki en önemli husus ise bu komutanlar, Türk Askerinin Ezan-ı Muhammediye’nin bu topraklarda susmaması uğruna gerekirse bedenini gözünü kırpmadan vereceğine şahit olmuşlar ve Kurtuluş Savaşına şeklini verecek Çanakkale Ruhunu yine bu savaşta iliklerine kadar benimsemişlerdir.

 

Bütün bu önemli hususları belirttikten sonra diyebiliriz ki; devamlı vurgulandığı üzere Çanakkale bir ruhtur. Bir milletin kendi şerefi uğruna gözünü kırpmadan canını vereceği bir ruhtur. Eğer Çanakkale Ruhu olmasa idi emperyalist devletler istedikleri gibi çizeceklerdi Dünya haritasını.

 

Lakin Mehmetçik çok iyi biliyordu ki, Vatan demek, öyle sıradan bir toprak parçası değil, vatan demek, anasının, nikahlısının, kız kardeşinin namusu, dininin ebediyen yaşayacağı mukaddes bir kara parçasıydı.

 

Bu noktada bu hususu ispatlamak için hepimizin çok değer verdiği bir insanın şahitliğine başvurabiliriz. Bu insan pek tabiiki Mustafa Kemal Atatürktür. Zaten daha sonraki aşamada yine bu şanlı milletin ölüm-kalım savaşı olacak olan Kurtuluş Savaşında bütün Türk Milletini bir araya toplayacak olan tarihte eşi görülmemiş bu liderin yıldızı Çanakkale Savaşında parlayacak, tabiri caizse, bu Millet Mustafa Kemal Paşasını bu savaş ile birlikte tanımaya başlayacaktır.

 

Daha doğru bir ifadeyle, Çanakkale Savaşı, hem yenilemez denen orduların yenilebileceğini Mehmetçiğe göstermiş, hem de Kurtuluş Savaşına liderlik edecek beyin kadrosunun bir araya gelip, bir Milleti esaretten kurtaracak bütünlüğü oluşturmalarına vesile olmuştur.

 

Mustafa Kemal’in bu şanlı ordunun kahramanlığı konusunda ki şahitliğine gelecek olursak: Diyordu ki: “ Allahım bu nasıl bir asker, bu nasıl bir millettir. Karşıdan düşman askeri var gücüyle saldırıyor. Sayı olarak onlardan çok azız. Yani ölüm ufukta görünüyor.

 

Amacımız sadece, geleceğini ümit ettiğimiz destek ordularımız gelene kadar düşman askerinin vatan toprağında ilerlemesini yavaşlatmak. Bu doğrultuda, beş saniye sonra öleceğini bilen Mehmetçik, dualarla, tekbirlerle, sanki bir gül bahçasine girer gibi büyük bir metanet ve vakurla ölüme doğru koşuyor. Ardından diğerleri, diğerleri...”

 

Dostlar, belki de sadece bu örnek bile kafaların bu muazzam ve çetin savaşı idrak etmesi noktasında ziyadesiyle kafi gelebilir. Dünyada hiçbir akıl anlayabilirmi bu akılalmaz sahnenin muazzamlığını. Bir insan beş saniye sonra öleceğini biliyor ve sırf düşmanı biraz olsun yavaşlatmak uğruna ölüme koşar adımlarla gidiyor.

 

Bu nasıl bir iman, bu nasıl bir cesaret örneği. Düşman askerinin bir kaç adım daha ilerlememesi için vatan toprağında, gövdesini hiç düşünmeden feda ediyor. Bir ara şöyle bir hadise vuku bulmuştu. Savaşın buhranlı anlarından birinde, bir an bocalayıp geriye doğru çekilen Mehmetçiği, o çakmak bakışlı komutan Mustafa Kemal durdurmuş ve "cephaneniz yoksa süngünüzde mi yok? Balkanlarda başımıza gelenlerin, Anadolu’da da vuku bulmasını istiyorsanız, durmayın çekilin.

 

Yok şerefiniz ve namusunuz için gözünüzü kırpmadan ölecekseniz, durmayın atılın düşmanın üstüne, BEN SİZE SAVAŞMAYI DEĞİL; BEN SİZE ÖLMEYİ EMREDİYORUM  diye, nasıl da Türk Askerinin içindeki mukaddes değerleri ateşlemesini bilmişti.

 

Ve bütün bunları duyan Mehmetçik, düşmanla akıllara şaşkınlık verecek şekilde çarpışmamış mıydı bütün imkânsızlıklarına rağmen. Hepimizin çok iyi bildiği gibi bu savaşta daha nice kahramanlıklar vuku bulmuş. Koca Seyit Onbaşı kilosunun dört misli ağırlığındaki gülleleri, en zor ve gerekli anlarda akla ziyan bir şekilde, bir mendili kaldırır gibi kaldırmış ve düşmanın en önemli gemilerini batırmıştır.

 

Bu noktada çok önemli bir hususun altını çizmek istiyorum. Bu büyük savaşta Meleklerin de akın akın bu şanlı millete yardım ettiği söylenir. Evet bütün anlatılanlardan bu hususun kati olarak doğru olduğu anlaşılıyor. Evet, Allahın bu gözle görünmez güçleri Türk Milletine yardım etmiştir ama niçin.

 

Burada Örgünöz Fikir Sisteminin kurucusu Türk Mütefekkiri sayın Abdulkadir Duru beyin şu önemli vecizesi mutlak anlamda hatırlanmalıdır. “ KESİN İMANA SONSUZLUĞUN YARDIMI MUTLAKTIR.” Yoksa bu Millet vatanını savunmak için ölüme koşarak gitmeseydi, analar yavrularını cepheye kınalayarak yani kurban niyetiyle göndermeseydi, Alllah bu millete yardım eder miydi acaba?

 

Bu soru üzerinde düşünülmeye değer bir soru olarak karşımızda durmakta. Velhasılı kelam daha buradaki satırlarımıza sığmayacak kadar inanılmaz olaylar ve kahramanlıklar vuku bulmuş ve kahraman Türk Ordusu o güne kadar yenilmez denen Fransız ve İngiliz ordularını perişan etmiştir.

 

Fakat bu galibiyet hiç de öyle kolay olmamış, karşılığında yaklaşık 250 bin askerimiz şehadet şerbetini kana kana içmiştir. Lakin bu ağır mağlubiyetle düşman ordularının İstanbulu alma planları kursaklarına tıkanmış, ayrıca yardım götürmeyi planladıkları Rus İmparatorluğunda, bu yardımın gerçekleşmemesi üzerine devrim patlak vermiş ve Ekim 1917’de Sosyalist devrim gerçekleşerek S.S.C.B kurulmuştur.

 

Yani bir anlamda bu kahraman Ordu sadece kendi tarihini çizmekle kalmamış dünya tarihinin sonraki oluşumundaki baş aktörlerden birisi olmuştur. on söz olarak diyebiliriz ki; özellikle Türk gençliğinin bu şanlı tarihini bilmesi, Türk devletlerinin geçmişte içinden geçtiği o hayati dönüm noktalarını daha iyi anlamasını sağlayacaktır.

 

Bu ise gençlerimizin, devletin varlığının, bir milletin birlik, beraberlik, huzur ve emniyet içinde yaşaması için ne kadar hayati bir öneme sahip olduğu konusunda daha da bilinçlenmelerini sağlayacaktır. Bu derin bilinçlenme ise tam da bugünlerde Türk Devleti üzerinde oynanan oyunlara karşı hayati mücadelede, gençlerimizin gücüne güç katacak ve devlet kavramının öyle oyun oynanabilecek bir kavram olmadığının; bilakis devletimiz olmaz ise ne milli ne de dini değerlerimizi yaşamamızın mümkün olmadığı hakikati şuurunun daha da bir derinleşmesine vesile olacaktır.

 

Bütün bu sebeplerden dolayı, devletimizin bekası ve milletimizin bağımsızlığı için ne Nene Hatunların, ne Seyit Onbaşıların, ne Kürşatların ve daha bunlar gibi milyonlarca halk kahramınının canlarını bir an bile düşünmeden feda ettiklerinin anlatıları ile dopdolu olan şanlı tarihimiz hepimiz tarafından satır satır okunmalı ve buradan alacağımız bilinçle şu içinde bulunduğumuz meşakkatli günlerde devletimizin ve milletimizin birliği ve beraberliği için her ne fedakarlık gerekiyor ise her birimiz ayrı ayrı üzerimize düşenleri fazlasıyla yerine getirmeliyiz.  

 

 

 

Serkan DEMİRBAŞ

                                                                  Doktora Öğrencisi

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz