Tahmin edileceği üzere içinde bulunduğumuz bugün de, bahsini ettiğimiz önemli hadiselerden birisi cereyan etmiştir. Hem de etkisi ve önemi bugünlerde daha da bir ortaya çıkan bir kurum İnşaallah bir daha yıkılmayacak şekilde dedelerimiz tarafından hayata geçirilmiştir.
Yer yüzündeki her milletin, mutlaka geçmişinde övüneceği günler, gençlerine örnek göstereceği kahramanlar vardır. Özellikle mevzu bahis, hem yaşadığı cografya hem de geçmişte içinden geçtiği hareketli günler nedeniyle Türk Milleti olunca, yeni nesillere örnek olarak gösterebileceği bir kaç kahraman ve önemli günden ziyade, bunlar gibi yüzlercesini şanlı tarihinin içinde barındırmaktadır.
Tarihte bazı insanlar vardır, bütün millet fertlerinin ‘ tamam bu sefer buraya kadarmış, artık buradan çıkış yok’ dedikleri anlarda; bu lider insanlar, yine derinliklerinde milletinin yüceliğine iman etmesinin gücüyle, imkansız gibi görünenlerin imkan dahilinde olduğunu, kendi milletine göstermesini başarabilmişlerdir.
Tarih boyunca milletler içinde belki de en hareketli ve tekamüle açık millet Türk Milletidir. Yaklaşık dört bin yıılık tarihinde, Orta Asya sınırlarında başlayan macerasını Anadolu ve hatta Avrupa kıtasının topraklarına kadar sürdürmüş, bu uzun ve maceralı yolculukta bağımsızlığından bir an bile vazgeçmemiştir.
İnsanlığın yeryüzünde ilk var olduğu andan beri meydana getirdiği en büyük sosyal gelişimlerden birisi Devlet mekanizmasını hayata geçirmek olmuştur. Çünkü devlet kurumundan mahrum olan kabileler, topluluklar, anarşi ve kargaşa içinde yaşarken; devlet organına kavuşmuş topluluklar belli bir düzen, nizam ve kaide kurallarının çatısı altında hür ve düzenli bir yaşama kavuşmuşlardır.
“Bize göre savaş; barışa el uzatmaktır.” Onun için bayram savaştan başlar bu konuda güç kalbimizin derinliklerinden alınır.
Çocuklarımızı (kızlarımızı ve oğullarımızı) birer ev kadını ve ev erkeği yetiştirdiğimiz kadar. Birer muharip olarak yetiştirmemiz şarttır.
İnsan bir bütündür. Şahsı ile, ailesi ile, çevresi, toplumu, vatanı, milletiyle bir bütündür. Bir insan en azından bir millettir. Bir insanın en azından evi vatanı, ailesi ise milleti olmalıdır.
İnsanın; her yerde her sahada, her zaman övünçle yaşayabilmesi için kendisini, işini ,ailesini arkadaşlarını, yurdunu ve milletini, kendisiyle ilgili, benim dediği ne varsa hepsini en güzel ve en mükemmel bir yere ulaştırmak, en önde ,öncü ve örnek yapmak zorunluluğu vardır.
İçinde yaşadığımız toplumu tanımak, o toplumdan neler alacağımız ve kişiliğimizin nasıl şekilleneceği açısından son derece önemlidir. Türk milleti geçmişten günümüze değerleri ile yaşayan ve gündelik yaşayışta da o değerlere önem veren bir millettir. Zaten millet denince de akla belli değerler etrafında birleşmiş, o değerleri benimsemiş insan topluluğu gelir.
İnsanoğlu yaşadığı dünyayı ister bir bozgun yerine çevirebilir, isterse güven ve huzurla yaşayacağı bir nizama sokabilir.
İşte Türk Milleti tarihi hadiselerin devamlı gösterdiği üzere, Yüce Yaratıcı’nın kendisine bahşettiği fıtrat icabı, bu nizama sokma işini tarihin çeşitli safhalarında layıkıyla başarmasını bilmiştir.
Biz Türklerin yeri, dünyada öncülük ve örneklik etmektir. Bunu gerçekleştirmek her Türk’ün vazifesidir. Bu yolda, eline aldığı işleri dünyada en güzel ben yapacağım deyip yarışmayan, milli şahsiyet iddia edemez ve ben Türk’üm diyemez.
Mazhar Müfit Kansu anlatıyor:
“Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı. Mustafa Kemal Paşa ile bu ciheti görüşürken bulduğum çareleri eskisi gibi kabul etmedi. Ve yarı geceye kadar hep düşündük ise de para tedariki hususunda bir karara varamadık...
Tahsin COŞKAN, o zamanın genç bir ziraat mühendisi. Atatürk, “Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim, fikrini almak istiyorum” diyor. Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu bir arazidir. “Ya paşam hayrola” der. Atatürk, “Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum” der. Tahsin Bey, “Ya paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?” der.
Kolbaşı, “Sağ ol oğul” dedi, elindeki sapayla öküzünü dürttü. Kağnılar tekerleri inleyerek kımıldayıp yürüdüler. Kağnıcıların hepsi kadındı. Yalnız 3. kağnıyı 12 yaşındaki bir erkek çocuk yediyordu. Kadınlardan biri hamileydi. Yedinci kağnının yanında yürüyen sırım gibi genç kadının ayakları çıplaktı. Bazı kadınlar bebeklerini torbalayıp sırtlarına bağlamışlardı.
Bu konuda Türk ile ötekileri, ayrıntılarıyla yavrularımıza tanıtmak gerekir. Yavrularımız ve biz tarihler boyunca Türk’ten başkasının Türk’e düşman olduğunu iyice anlamak ve anlatmak zorundayız.
Fatih Sultan Mehmet, bir gün kıyafet değiştirerek şehirdeki yiyecek maddelerinin kontrolü maksadı ile çarşıya çıktı. Bir dükkana girdi. Selam verdikten sonra: