Uluğ Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı.
Bir milleti millet yapan birçok unsur bulunmaktadır. Bir milleti oluşturan bireylerin kendi öznel dünyalarını aşıp daha büyük bir hayat olan millet halinde yaşama şansları ancak o milleti oluşturan bu kültürel unsurların ahenkli bir şekilde varlıklarını devam ettirmesiyle mümkündür.
Oğuzlar, Oğuz Han’ın neslinden gelen en temiz bir soydur. Bunlar Müslümanlığı kabul edince, Türkmen adıyla adlandırılırlar. Türkler, Avrupalı kavimler gibi beyaz ırka mensupturlar. Moğollarla katiyen bir alakaları yoktur. Oğuz Türkleri beyaz tenli, kumral saçlı, ela gözlü, kuvvetli vücutlu yüksek ahlaka sahip insanlardır. Hürriyet ve istiklallerine aşık bir millet olduklarından, tarihin hiçbir devrinde, esaret boyunduruğuna girmemişlerdir.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’te “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını” görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.
Her millet için bazı özel günlerin diğer normal günlerden anlam ve içerik olarak farkı vardır. Çünkü o gün mevzu bahis millet için ya vatan savunması ile ilgili önemli bir olay meydana gelmiş, ya da o milletin istikbaline etki edecek mühim bir gelişme yaşanmış demektir.
İnsanoğlu yaşadığı dünyayı ister bir bozgun yerine çevirebilir, isterse güven ve huzurla yaşayacağı bir nizama sokabilir.
İşte Türk Milleti tarihi hadiselerin devamlı gösterdiği üzere, Yüce Yaratıcı’nın kendisine bahşettiği fıtrat icabı, bu nizama sokma işini tarihin çeşitli safhalarında layıkıyla başarmasını bilmiştir.
Çanakkale Savaşlarında savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:
“Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” diyerek, bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.
Osmanlılar zamanında yetişen büyük evliya ve İstanbul’un manevi fatihi.
15. yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur’un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey’in (1394-1449) doğancıbaşısı idi. “Kuşçu” lakabı buradan gelmektedir.
Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi’nden başarılı dönmüştü. Bütün halk toplanmış onu şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu. Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek istemiyordu. Bunun sebebini herkes merak ettiği halde hiç kimse sormaya cesaret edemiyordu.
Tahsin COŞKAN, o zamanın genç bir ziraat mühendisi. Atatürk, “Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim, fikrini almak istiyorum” diyor. Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu bir arazidir. “Ya paşam hayrola” der. Atatürk, “Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum” der. Tahsin Bey, “Ya paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?” der.
Her milletin tarihinde büyük dönüm noktaları vardır. İşte bu dönüm noktalarında gösterilen irade ve tahammül gücü o milletin kaderinde rol oynayan biricik etkendir.
İnsanlığın yeryüzünde ilk var olduğu andan beri meydana getirdiği en büyük sosyal gelişimlerden birisi Devlet mekanizmasını hayata geçirmek olmuştur. Çünkü devlet kurumundan mahrum olan kabileler, topluluklar, anarşi ve kargaşa içinde yaşarken; devlet organına kavuşmuş topluluklar belli bir düzen, nizam ve kaide kurallarının çatısı altında hür ve düzenli bir yaşama kavuşmuşlardır.
Bugün günlerden 19 Mayıs 2012. Bundan tam 93 yıl önce, 19 Mayıs 1919 tarihinde binlerce yıllık bir geçmişe dayanan şanlı bir Milleti, emperyalist güçlerin top yekün yok etme planları olan I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki gelişmeleri tamamen tersine çevirecek bir hareket başlıyordu. 600 yıllık bir sistemin kurucusu olan ve gittiği her yere artısıyla eksisiyle adalet dağıtan Osmanlı Devleti şimdi ayrıntılarına giremiyeceğimiz bir çok toplumsal, siyasal, ekonomik ve askeri nedenlerden dolayı sıkıntılı süreçler içine girmişti.