| Öğretmek Sevmekle Başlar - 2009-12-18 05:16:14 |
|
Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi. Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve ayni çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi. Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176'sinin olağanüstü bir basarı gösterip,
|
| Dini Yirmi Kuruşa Satmayanlar - 2009-12-18 05:17:02 |
|
Londra’da bir camiiye yeni bir imam gönderilmiş. Adam şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş. Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturup parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünüyormuş ”20 kuruşu geri versem mi şoföre?..” diye ama içinden bir ses diyormuş ki: “Çok gülünç bir sayı ve şoförün umrunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten… Sadece 20 kuruş onlara bir şey yapmaz.” Ve bu parayı saklayabilir diye düşünmüş Allahtan gelen bir hediye gibi… İnecegi durağa geli
|
| Yaşamdan Yansımalar - 2009-12-18 05:18:04 |
|
Padişah gecenin bir yarısında ürpererek uyandı. Bir yandan alnında biriken ter damlacıklarını siliyor, bir yandan, hayırdır inşallah, diyordu. Kalktı, abdest aldı, iki rekat namaz kıldı, dua etti, yatağına uzandı. Gözüne uyku girmiyordu. Eminönü sırtlarını seyretti uzun uzun. Sabah ola hayrola, dedi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kalktı, bahçeye indi. Ellerini arkaya atıp dolaşmaya başladı. Hala gördüğü rüyanın tesirindeydi. Kendisine doğru gelmekte olan vezirine seslendi: -Hayırdır efendim, dedi, bu haliniz? -Hayır mı şer mi göreceğiz, haydi hazırlan |
| Bakış Açısı - 2009-12-18 05:19:47 |
|
Ünlü golf ustası, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı. Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı. Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı öykü onu çok etkilemişti, hemen cebinden bir çek defterine ve kalemçıkarttı, turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı. Çeki kadınıneline sıkıştırırken de ona: - 'Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın...' dedi. Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği'nin |
| Tek Kollu Şampiyon - 2009-12-18 05:20:28 |
|
Çocuğun tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti. Çocuk vazgeçmedi ve kendisine öğretecek hoca aramaya başladı gittiği yerler onun tek kolunun olmadığını görünce kabul etmiyorlardı. Sonra olmaz diyen hocanın birisi başka bir karate hocasına gönderdi onu. Çocuk hocaya sordu olur mu diye hoca söyle bir baktı: -“Evlat, azmin ve kararlığın hoşuma gitti. Ancak…” Çocuk: -Ancak ne? Yoksa sizde mi beni kabul etmeyeceksiniz. -Hayır, ama benim her dediğimi yapacaksın evlat. |
| Çobanın Aşkı - 2009-12-18 05:21:30 |
|
"Âşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini: İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süz&uu |
| Bütün Servetini Verir misin? - 2009-12-18 05:22:24 |
|
Bir gün ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belli ki oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider. Şanslıdır tablo hala satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve "Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum. Tüm paramda bu kadar" der. Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve resmi satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. Mağazada adamın arkadaşlarıda vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar. |
| Akıllı Avukat - 2009-12-18 05:23:32 |
|
“Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında büyük bir balina avcılığı filosuna sahip olan E.M. Robinson çıkar söz konusu olunca son derece acımasız davranmasıyla ünlü bir kişi imiş. Bir seferinde Mary L. adli balina gemisi iki yıllık bir yolculuktan sonra New Bedford limanına dönünce yolculuk sırasında geminin ana direğine tırmanıp direğin üzerine isminin bas harflerini yazan 15 yasındaki miçoyu cezalandırmaya kalkışmış. Miçoya, nemli hava ve rüzgârın ismin kazındığı yerden tahtaya girerek direğin çürümesine neden olacağı tezi ile aylık ücreti olan beş doların 24 ay sonunda 120 dolara vardığını, ama direğin de tam 120 dolar değerinde olduğunu, bu sebeple de ona hiçbir şey ödemeyeceğini, yeni bir direk almak zorunda kalacağını bildirmiş. Gemi personeli ağlamaklı miço Tommy'ye Butler adında ve bu islerle uğrasan bir |
| Bir Devlet, Asil Ruhllu İnsanlarla Yönetilirse, Büyük Devlet Olur - 2009-12-18 05:26:31 |
|
Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakınlığı Ulus’tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin ÖZMEN’dir. Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır. Bakanın gür sesi: “Giriniz!” Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makamına girerler. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar. Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu: “Bay Abidin ÖZMEN, Milli Eğitim Bakanı…” Abidin ÖZMEN zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur: “Yaver Bey’le size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın…" "Bu, Atatürk’ün |
| Ahde Vefa - 2009-12-18 05:27:12 |
|
Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki: -Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek : -Söyledikleri doğru mu diye sorar. Suçlanan genç der ki: -Evet doğru. Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar: |
| Kurabiye Hırsızı - 2009-12-18 05:27:39 |
|
Bir gece genç bir kadın havaalanında uçağının kalkmasını bekliyordu. Daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket de kurabiye alıp, kendisine oturacak bir yer buldu ve kitabını okumaya başladı. Kendisini okumaya öyle kaptırmıştı ki, yanında oturan adamın aralarındaki paketten birer birer kurabiye aldığını paket yarıya geldiğinde fark edebildi. Görmezden gelmeye karar verdi. Gözü bir yandan da saatteydi, "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş kurabiyelerini tüketirken. Her kurabiyeye uzandığında adam da uzatıyordu elini. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca " Bakalım şimdi ne yapacak?" dedi kendi kendine. Adam yüzünde bir gülümsemeyle son kurabiyeyi aldı, ikiye böldü. Yarısını ağzına atıp, diğer yarısını kadına uzattı. "Aman Allah'ım , ne cüretkar ve kaba bir adam" diy |
| Madenci - 2009-12-18 05:28:32 |
|
Madenci sıcak bir yaz günü güneşin altında çalışırken, birden sıcağın onu daha verimli çalışmasından alıkoyduğunu farketmiş ve o an "güneş benim çalışmamı engelliyor. O zaman benden daha güçlü" diye düşünmüş. Allah, madencinin isteğini kabul etmiş ve madenci güneş olmuş. Bütün dünyayı ışınıyla aydınlatmış, heryeri kavurmuş gücünü herkese göstermiş. "Fakat bir gün güneşin önüne bulut gelmiş.Bizim madenci çok sinirlenmiş bu işe. Çünkü bulut güneşin ışınlarını kesiyormuş ve madenci "bulut güneşten daha güçlü ben bulut olmak istiyorum" d |
| Bir Mecid - 2009-12-18 05:29:25 |
|
Büyük bir sargı yeri, Kocadere Köyü’nde. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Sivaslı, kimi Halepli çok sayıda yaralı sargı yerinde. Lapseki'nin Beybaş Köyü'nden içlerinden biri de... Ve ağır yaralı. Zor nefes alıp vermekte. Son gayretiyle birlikte, komutanın elbisesine yapışır. Kelimeler dudaklarından tane tane dökülür: ”Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım... Arkadaşıma ulaştırın kumandanım...” Derin bir nefes alıp yutkunduktan sonra devam eder konuşmaya: ”Ben ... Ben, köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşı'dan 1 mecid borç aldıydım. Kendisini göremedim. Belki ölebilirim. Ölürsem söyleyin, hakkını helal etsin...” “Sen merak etme evladım” der komutanı. Derken de Mehmetçiğimizin kan kırmızıya boyanmış alnının |
| Arkadaşım Anlatıyor - 2009-12-18 05:29:59 |
|
“Dışkapı Sigorta Hastanesine, tahlil sonuçlarımı almak için gittiğimde, işim bitip eve gelirken, hastanenin karşısında ki durakta üç kişi dikkatimi çekti. Durumları ve hallerinden şehirli olmadıkları belliydi. Yaşlı bir teyze elinde kağıtlarla, yanında genç bir hanım ve sırtında yaşlı babasıyla otobüs bekliyorlardı. Ellerindeki kağıtlardan, hastaneden çıkıp başka bir yere sevk olduklarını tahmin ettim. Bu halde başka bir yere gitmeleri çok zor olacaktı. Yüzlerinde ki çaresizlik ifadesi yardıma ihtiyaçları olduğunu anlatıyordu. Hiç düşünmeden direk yanlarına gittim. Kendilerine, etlik hastanesine, tahlillerimi götürdüğümü, isterlerse birlikte gidebileceğimizi söyledim. |
| Hayat Okyanusunda Ezbere Yüzülmez - 2009-12-18 05:30:29 |
|
Denizcilik Enstitüsü’nün yayınladığı bir dergide emekli bir denizci ilgi çekici bir hatırasını anlatıyor; “Eğitim filosuna verilmiş olan iki savaş gemisi birkaç gündür kötü hava şartlarında manevra yapıyorlardı. Ben, en öndeki savaş gemisinde görevliydim ve hava kararırken köprüde nöbetteydim. Yer yer sis vardı ve görüş alanı dardı. Bu nedenle komutan da köprüdeydi, bütün faaliyetleri denetliyordu. Karanlık bastıktan kısa bir süre sonra köprünün gözetleme yerinde iskele tarafındaki nöbetçi haber verdi: “Işık, sancak tarafında.” Komutan seslendi: “Dümdüz mü ilerliyor, yoksa geminin arkasına doğru mu gidiyor?” |
| Bugün Sizin En Özel Gününüz - 2009-12-18 05:31:08 |
|
Eniştem; kız kardeşimin dolabının en alt gözünü açtı ve ince kâğıda sarılmış bir paket çıkardı. "Bu" dedi, "sıradan bir giyecek değil." Kâğıdı açtı ve bana uzattı. Zarif ve ipekliydi. Kenarları elişi dantelle süslenmişti. Astronomik bir fiyat taşıyan etiketi hâlâ üstündeydi. "kardeşin bunu İstanbul'a ilk gittiğimizde almıştı. Nereden baksan sekiz, dokuz yıl olmuştur. Hiç giymedi. Özel bir gün için saklıyordu." Çamaşırı benden aldı ve cenaze evine götürmek üzere ayırdığımız diğer giysilerle birlikte yatağın üzerine koydu. Bırakırken eli bir an yumuşak kumaşı okşar gibi oyalandı. Dolabın gözünü hızla kapattı ve bana döndü ve dedi ki: "Hiçbir şeyini özel bir gün için saklama. Yaşadığın her gün & |
| Zirvelerden Cömert Esintiler Çarptı Yüzümüze - 2009-12-18 05:33:06 |
|
Hatemi Tai'nin geniş gönüllülüğü, adaleti Rum ellerine kadar ulaşmıştı. Bu adil hükümdarın nasıl biri olduğunu pek çok Rum merak ediyordu. Hatemi Tai ile ilgili her haber kısa sürede Rum ellerine ulaşıyordu. Rum hükümdarı bu hikayelerin hepsini dinliyor, Hatemi Tai'yi merak ediyordu. Bir gün Rum hükümdarına Hatemi Tai'nin yeni atından söz ettiler. Bu, olağanüstü bir kısraktı. Benzerlerinin hepsinden güzel, diri ve asiydi. Üzerine sadece Tai'nin binmesine izin veriyor, sadece onun elinden ot yiyordu... |
| Yalnız Adil Taşlar Dengede Durur - 2009-12-18 05:33:40 |
|
Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi. Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi: - Ona de ki, elma yerini bulmuştur. |
| Doğruluk İnsanın Belkemiğidir..! - 2009-12-18 05:34:30 |
|
Abdulkadir Geylani Hz., aşk ile doğdu, kemal ile ömür sürdü ve kemal-i aşk ile Rab'bine vasıl oldu."Bir gün Abdulkadir Geylani Hz'ne, "Bu işe başladığınızda, bu yola adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?" diye sordular. Buyurdu ki: "Temeli sıdk ve doğruluk üzerine attım. Asla yalan söylemedim. Yalanı kağıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim hep rast gitti. Çocuk iken maksadım, niyetim, ilim öğrenmek, onunla amel etmek, öğrendiklerime göre yaşamaktı. Küçüklüğümde Arefe günü çift sürmek için tarlaya gittimde bir öküzün kuyruğundan tutunup, arkasından gidiyordum. |
| Hayat Kitabından Üç Sayfa - 2009-12-18 05:35:01 |
|
Sayfa 1 Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: "Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?.." Bu herhalde bir çeşit oyun olmalıydı! Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu. "Tabii dahil" dedi, hocamız... "İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar, ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakeden insanlar, onlara sadece gülüm |
| Profesyonel Yardım - 2009-12-18 05:35:37 |
|
Genç kadın işyerinde kötü bir haber alır. Küçük kızının bakıcısı telefonda çocuğunun çok ateşlendiğini mutlaka eve gelmesi gerektiğini bildirir. Hemen işinden izin alır ve ateş düşürücü bir ilaç için en yakın eczaneye koşar. Arabasının yanına geldiğinde arabayı anahtarı içindeyken kilitlediğinin farkına varır. Eve hemen yetişmesi gerekmektedir ama nasıl? Evini arar ancak çocuk bakıcısının verdiği haber daha kötüdür, kızın ateşi biraz daha yükselmiştir. Bu arada kadın içinde bulunduğu durumu bakıcıya anlatır. Bakıcı arabanın kilidini açabilecek bir servis bulmasını yada çakı, bıçak gibi bir şeyle kendisinin açmayı denemesini söyler. Yakında bulunan bir marketten küç&uu |
| Dostluğun İpini Asla Koparmamanız Dileğiyle - 2009-12-18 05:36:39 |
|
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinası ve küçücük bir dükkanı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış. Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini. Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşede ki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, k |
| Bir Bardak Sütün Hatrı - 2009-12-18 05:37:10 |
|
Hamit, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu... O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek birşeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı. Yiyecek bir şeyler yerine - "Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yalnızca. Genç bayan, çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona. Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra - "Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?" diye sordu genç bayana. |
| Ele Geçirilecek En Büyük Fırsat - 2009-12-18 05:37:46 |
|
“ Ahlâk konusunda en önemli dersler kitaplardan değil, yaşanan deneyimlerden alınır. ” On bir yaşındaydı ve Beyşehir gölünün ortasındaki adadaki evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi. Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı. Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın rengi haleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinden ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi. Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar g&o |
| Affetmek - 2009-12-18 05:38:35 |
|
Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: "Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?" Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin" Öğrenciler bunu da yaparlar. "Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!" Öğrenciler , bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: "Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın iç |
| Gövden Buralarda Ya Sen Nerelerdesin? - 2009-12-18 05:39:40 |
|
Aceleyle koşuşturduğu kaldırımların üzerinde günlük işlerini planlıyordu zihninde. Arkadaşı Hüseyin’i gördü ve el salladı. Ama Hüseyin koşar adım ilk sokaktan sola döndü. Kendisini görmedi bile. “ Allah Allah. İnsan bir selam verir yahu. Bizim de acelemiz var ama uyumuyoruz ayakta” diye sızlandı. İçi sıkılmıştı, arkadaşının kendini fark edememesine. Hızlı adımlarla yürürken, evraklarının bir kısmını evde unuttuğunu fark etti birden. Hüseyin aklından çıkıverdi aynı hızla, şimdi kendi derdine düşmüştü.“Niye unutkan oldum bu kadar”, diye bir yandan hayıflanıyor, bir yandan da suçu işlerinin yoğunluğuna, bütün yükün kendi omuzlarına bırakıldığına ve bunların altında ezildiği sonucuna yüklüyordu. Ne zaman her şey yo |
| Sıfırın Değeri - 2009-12-18 05:42:08 |
|
1982 yılı... Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda 2. sınıf öğrencileri Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyor. " Bakın ! " diyor. " Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey..." Sonra (l)'in yanına bir (0) koyuyor:   |