HAFTALIK ÖDEV KİTABIMIZ : “İşte Halimiz”
AYLIK UYGULAMA ÖDEVİMİZ : Günlük yaşantımızda herkesin kendine aldığı mini hedefleri ve tespitleri
Salavatla beraber başladık sohbetimize çok şükür..
“İşte Halimiz” kitabından bir bölüm okuyarak etkilendiğmiz yerleri paylaştık.
“Yaşamak sadece gövdesel arzularımızı doyurmak mı? Hayatın, insan olmanın bizden istediği şeyler sadece sağlam bir kalp, Hayatın insan olmanın bizden istediği şeyler sadece sağlam bir kalp, bakımlı dişler, güzel gören bir göz mü?
Farz edelim ki böyle çok sağlıklıyız, zaman işlemiyor hep genciz peki bu bizim mutlu olmamıza, insanlarla meselelerle tedirgin olmadan yüz yüze yaşayıp gitmemize yetecek mi? Bizi iteleyen kakalayan güçlerle, zıtlıklara karşı durabilecek miyiz? Kalbimizin sağlamlığı, mahcup olmadan yaşamamızı başı dik durabilmemizi sağlayabilecek mi? Ardı arkası kesilmeyen manevi açlıklarımızı şeref, güven, sevgi, anlayış gibi doyuracak mı?
İşte eğitimimizin farkı burada başlıyor. İnsan yüzyıllık ömrü bir gün gibi gösteren kuru, mekanik bir hayat yerine bir günü bin yıl kadar huzurlu bir hayat, ancak ALLAH’ın yaradılışına tertiplenmiş gerçek İNSANLIK Şerefine, hedeflenip ulaşmakla olur.
Ve yine insanoğlunun uzaya da çıksa yerin altına da girse kaçıp kurtulamayacağı bir kendisi, vicdanı vardır ki bundan kurtuluş yok. En sağır kulaklar bile o fısıltıyla konuşan vicdanının sesini duyar.” Dedikten sonra arkadaşlar tek tek kendilerine aldıkları mini hedefleri konuştular.
Derya Hanım;
Benim de kendime aldığım mini hedefim “Beklentisiz yaşamak” tı. Gördüm ki en çok eşimden bekliyormuşum. Özellikle iş yaparken “neden kendi yapacaklarını da benden istiyor?” diye kızardım. Kendime dedim ki eşin istedikçe sen sorgusuz vereceksin. Ve baktım belli bir süre sonra artık eşim benden bir şey beklemeyi bırak her işini kendi yapmaya başladı. Hatta ve hatta “yardıma ihtiyacın var mı?” diye de bana bile sorar hale geldi. Ben beklemeyi bitirince Allah’ ta yardım ediyormuş onu fark ettim.
Oturmuş kitap okuyordum ki kapım çaldı. Karşımdaki komşum hacca gidip gelmişti. Temizlik yapacakmış. Suyu akmıyormuş. Benden su istedi. Ama utanarak, ezilerek istedi. Bunu fark edip hemen isteğini yaptım. Tekrar kitap okumaya çalıştım ama devam edemedim. İçimde bir şey “bak utanarak istedi belki başka ihtiyaçları da var” bir taraftan öbür ses “olursa gelir ister” diyor . “Kalk, duydun uyguya geç. Ne bekliyorsun” dedim ve hemen elime 1 bidon su alıp yanına gittim. “Temizlik bu kadar su ile yapılmaz, yetmez diye biraz daha getirdim.” dedim. Çay ikram edebilirim diye de sıralarken o teşekkür etti. Ardından hemen bu davranışım beraberinde takdiri de getirdi. Hem benim onlara karşı hem de onların bana karşı iltifatları beni doldurdu. Birkaç ihtiyacını da giderdikten sonra rahat bir şekilde evime gittim.
Sohbet Başkanımız:
“Beğenimsizlik yapmamak, hiç kimseden hiçbir konuda hiçbir şey beklememek yoğunlaştığım konular.
İnsan hayatında belirli bir konuya odaklandı mı tüm eksik ve incelikleri fark ediyor. Bir baktım, anlık gelip geçen beğenimsiz düşünceler bizi alabora edebiliyor. Rüzgar bir anda esiyor ama esip geçtiği yerleri harap ettiği için bizi sıkıntıya sokabiliyor. Ne kadar güzel şeyler yaparsak yapalım beğenimsiz bir düşünce, anında sevgimizi kısa devre yaptırıp bizi içten sıkıyor.
Öyleyse dedim kendi kendime, herkesi ve her şeyi olduğu gibi kabul et ve asla yorum yapma. Her yorum yaptığım olayın arkası beğenimsizliğe çeviriyor. Beğenim gözlüklerimi takıp hayata yorumsuz bakınca, neşem hiç bozulmuyor.
Kimseyi değiştirmeye, düzeltmeye yetkim olmadığına göre kendi yapmam gerekenlerle meşgul olayım derken birde baktım ki, beklentilerde ortadan kalkmış. Ben kendi derdime, kendi eksiklerimi tamamlama telaşına düşünce gözüm saten hiç kimseyi görmüyor ki başkasına takılayım, beklentilere gireyim.
Birde bakıyorum yaptığım işler tek bir rıza doğrultusuna gidiyor. İşte o Allah rızasını yakalamanın yolu tüm beklentilerden kurtulup tek bir amaç için ilerlemekten geçiyormuş.
Gül Hanım;
Evet. Beklenti gerçekten de hiç fark etmeden, çok sinsice gelen bir olumsuzlukmuş. Ama beni en çok karşımdaki kişiden anlayış beklemek bozuyormuş. Öyle sıkıyor ki seni içten… “Anlayış bulamadım, beni anlamadı” gibi düşününce baktım ki daha sonra o insana karşı olan sevgimi de bozuyor, kalbim kapanıyor ona karşı…. Bakışın bile değişmiş o insana yüzden iyi olsan da içten farkı rol oynuyorsun.
Ve işte tam o anda hemen eğitmeninden ayrıldığını fark edip bir dönüş yapıyorsun ve takdir güdümünü, beğenimli olma güdümünü çalıştırıp toparlanıyorsun. Çünkü ben benimle olursam, kendime düşmanım, kendime yetemiyorum. Bu gücüm yok. Sevgini o sonsuz güce, enerjiye bağlayıp kesinliğe oturtunca, huzuru hayatında netleştirmiş oluyorsun.
Ve bunu yapa yapa artık belli bir süre sonra enerjin, sevgin, takdirin yaptıkça artığı için birikmiş, birikmiş fon haline dönüşmüş güç yetiremediğin işlerini yapacak hale geliyorsun. Daha sonra da bakıyorsun ki artık beklentisiz, etkisiz bir hayatın içindesin ve gerektiğinde de fonundan çıkarıp rahatça güdümlerini çalıştırabiliyorsun.
Çok güzel bir şey. Ama bunu yine ustayla yapıyorsun. Ona olan inanış sağlamlığı ile oluyor.
Bir de ben ilk önce ödev aldığım zaman önce kendime soruyorum “ amaç ne, hedef ne, maksadın ne” diye ona göre kendime bir rapor sunduğum zaman daha çok ilerlediğimi gördüm.
Ve şunu gördük büyük işleri başarabilmenin yolu küçük işleri yapmakla oluyormuş. Önemli olan sürekli olması ve basite almadan aynı hazla yapmakmış bunu gördüm.
Yadigâr Hanım;
Gerçektende Gül Hanım tam benim düşüncelerimi aktardı sanki. Bir önceki sohbetimizdeki İnanç konusu beni çok etkiledi ve inanın birkaç gün etkisinden kendimi alamadım. Ben niye yaşıyorum, ne için yaşıyorum bunu anlamaya çalıştım ustamla. İyi bir anne, iyi bir eş olmalıyım ama, bunu sırf yaranmak için gösteriş için değil, benim ihtiyacım olarak görüp, ALLAH rızasını gözeterek yapmakmış asıl olan, bunu anladım.
İpin ucunu asla kaçırmadan sağlam yürümem gerektiğini fark ettim. Bir yere inanmamız gerekirken kaç yere birden inanmışız oraları açığa çıkardım. Neyi ne için yapıyorum onu yerine oturtma çabasına düştüm çok şükür.
Neslihan Hanım;
Küçük şeyleri yaptığım zaman anlarımızı zenginleştirip, güzelleştirdiğini, yapmadığımda da bir o kadar olumsuza sürükleyip karamsarlığa soktuğunu gördüm. Mesela sabah ezan ve seher vakti uyanık kalma ile ilgili kararımız var. O saatte bir ablamızı hepimiz çaldırıp bak bende uygudayım demek muazzam bir güç verdi bana. Belki ufak gibi ama bütün günümü bu güç ile güzelleştirdim ben…
Daha bir şükür dar oldum. Kutsal gereklerimize daha duyarlı oldum, irademizi takdirimizin altına sokabilmek, kar-zarara göre irademe yön verince diyorum ki “bak kardasın” deyip kendimi hemen topluyorum. Allah’ım gayretimi artır diyorum. Ve bakış açımla her şey güzel görebildiğimi fark ettim.Bu arada kitap okumayı da artırdım. Bu şekilde damla damla derken su dalgasını büyüterek genişlemek benim düşüncem.
Eğitim dertlisi olan diğer kardeşimiz ;
Ben bu hafta neşemi bozmamaya çalıştım. Kulağımdan yönetilmedim. Çünkü gördüm ki nerden ne alırsam, duyarsam neşem bozuluyor. Bir bakışa neşem bozulmadan içimden biraz da olsa neşem kaçarken o dosta olan sevgi beni kararımda tutuyor. Amaç ustanın sevgisi, ustaya layık olma olunca, onun amacı, emeği yere düşmesin olunca, neşemde bozulmuyor. Etkilenmiyorum da…
Bir şeyi önceden planlayıp ta olmayınca bozuluyordum. Sevgiyi oturtarak anımda olarak bunu da önlemeye çalışıyorum. Eş konusunda bende uygudaydım. Bozulmadan, takılmadan, aynı zevk ve istekle. Ama şunu gördüm ki az da olsa isteksizlik girince yaptığın işin güzel sonuç vermiyor. O yüzden ne olursa olsun kızmadan, neşem kaçmadan, isteyerek yapmam gerekiyormuş..
Küçük Eda Kızımız;
Benim hedefim beğenimli yaşamaktı. Gördüğümü olumluya çevirmeye ustam sayesinde çalıştım. Onu ALLAH insan olarak yaratmış ben neden beğenmeyeyim dedim ve öyle olunca o insana karşı hiçbir olumsuz düşüncem kalmadı. böylelikle de zihnimi kalbimi düzeltmiş oldum.
Ağabeyim benden bir şey yapmamı istemişti. Benim uykum olduğu için yapmayacağımı söyledim. Yatağa yattım ama nasıl uyuyayım içimde bir ses “kalk hatanı düzelt” deyip durmadan beni rahatsız etti. Hemen besmele çekip “kalk Eda” dedim. “Sen insansın. Ne var bunda” deyip o işi yaptım. O kadar rahatladım ki, o kalkışı yaptıktan sonra bu seferde gördüğüm her gerekliyi yapmaya başladım kendimi tutamadım. Tabi beni çok mutlu etti.
Bir de işyerinde ustamız bana bir iş verildiğinde o yapamaz dediğinde çok üzülüyordum. Ustamız şehir dışına çıkmıştı. Bende oradaki diğer ustama “izin verirseniz bunu ben yapayım” dedim. O kişinin yapamaz düşüncesini hiç aklıma getirmedim. Yapacağım dedim ve çok güzel de yaptım. Ustam da şaşırdı.
Nimet Kızımız;
Ben de buna benzer bir olay yaşadım. İşten gelirken hava soğuktu anneme acıktığım için bir şey yapmasını rica ettim ama öyle kendimi onu yemeye şartlamışım ki gözüm bir şey görmüyor. Eve geldim, yemeğe oturdum, yiyorum. Bir baktım babamın boş çay bardağı gözüme ilişiyor. Görmemezlikten gelmeye çalışıyorum olmuyor, baktım o çok istediğim yemeği bile yiyemeyeceğim hemen kalkıp gerekliyi yaptım ve rahatça yemeğimi yedim. Öncelik olarak gerekliyi yapmadan kendime gelemediğimi gördüm.
Bir de; her şeyi benim düşüncemin yaptığını gördüm. Staj gördüğüm yerde her zaman ayak işleri yapıyordum. Ve bu bana zor geliyordu. Sonra düşündüğümde dedim ki ben kendi önümü kesiyorum. Ben makine yapamam, ben bunu yapamam, ben yetiştiremem derken kendim bana verilen ayak işini düşüncemle kendime ben yaptırıyormuşum. Sonra kendime güç geldi. Yapacağım dedim ve öncelikli olarak düşüncemi düzelttim.
İşyerinde dikmem gereken 10 tane mlz. İşi verildi. İçimden nasıl yetiştireceksin bugün yetişmez diye hemen bir düşünce gelirken dur dedim. Yetiştiririm. Ama nasıl çalışıyorum kararım var ya yapacağım. Bir de baktım ki 12 tane yapmışım. Çok mutlu oldum ve takdire geçtim kendimi. Bir de, çıkmaya yakın yarım işim vardı. Düşüncemi bozmadan yapmaya çalıştım. Önümü kesmeyince yapabildiğimi gördüm. Ben istersem her şeye yetebiliyormuşum. Bu haftam çok güzel ve dolu doluydu benim için..
Habibe Kızımız;
Bende bu hafta beğenimli yaşamaya çalıştım. Beğenmeye çalışırken önyargım beni beğenmemeye itiyormuş. Coğrafya hocam bir defasında bize yeni evli olduğu için yemek yaparken yaktığını söylemişti. O aklımda kalmış. Sonra bize “sınıfta yaptığınız güzel bir olaydan ötürü kurabiye yapıp getireceğim” dedi. Hemen benim önyargım onun yaptığı kurabiye güzel olmaz ki yenmez ki deyip olumsuzları sıraladı. Hocam kurabiyeyi getirdiğinde yedim ve çok da güzel olmuştu. Orda hatamı fark ettim ve önyargım olmadan beğenimli yaşamaya çalışıyorum artık.
İnci kızımız;
Dolu dolu geçti benim de haftam. Sizinle her şeyi yapmak çok kolay çünkü kimse kusur görmüyor, bir şey söylemiyor ama dışarıda her şey daha farklı. Onu yaşadım. Haftada bir katıldığım yurtta dedikodu yapıyorlardı. Ben ilk etapta tavrımı koydum. Odan sonrada benim yanımda konuşmadılar. “İnci var şimdi konuşmayalım” dediler. Şunu gördüm. İnsanlar dedikodunun zararının farkındalar, ağızlarıyla da söylüyorlar ama hala da yapıyorlar. Kendilerine güç yetiremiyorlar.
Burada fikrimize şükrettim. Onların dostu yok diye de hoşgörülü olmaya çalıştım. İyi yönlerini görüp sevgimi düzelttim. Mutsuz olmadım, doğal oldum. Net oldum. Kendi değerlerimi savunabildim. Niye ben doğruda cesur olmayayım diye yön vermeye çalıştım.
Yurttaki öğretmenimiz çok iyi niyetli olduğu için arkadaşlar bu iyi niyeti suiistimal ediyorlardı ve derslerden haz alıp anlayamıyordum. Durumu ilgili yere ilettim. Ve öğretmenimiz değişti. Şimdi daha bir zevkle ve anlayarak derse girdiğimi gördüm. Gidip açık yüreklilikle düşüncemi ifade dince bana kara dönüştü bunu fark ettim.
Beklemek de gördüm ki tutsakmış. Bir şey yapıyorum. Bekleyince bozuluyorum. Böyle olmuyor dedim. Kendi kendime yetmem lazım dedim ve uyguya geçtim. Gördüm ki kendime yetiyor ve artıyorum bile…
Bizim iftihar kızlarımızdan Handan Kızımız da bizimle paylaştı haftasını.
Fark ettiklerimi yapmaya çalıştım. Fark etmem yetmiyor onları yapmam lazım diyorum. Kendine konuş kendine dinle dedim. Yapmaya çalıştım. Yazılımız vardı çok çalıştım. Yazılıdan 100 aldım başarılı oldum. Çalışınca oluyormuş. Birde öğretmenimden 100 alınca beni takdir etsin diye bekledim. Sonra dedim ki sen kimin için 100 alıyorsun kendin için neden takdir bekliyorsun dedim.
Diğer iftihar kızımız İpek: (Bunlar ilkokul 3 ve 4. Sınıf öğrencileri)
Karar alıp devam etmediğim zaman boş ver dediğim zaman da oluyordu. Artık kararlarımda daha ciddiyim. Gece abdestimi aldım yatacakken abdestim bozuldu. Ne olacak dedim sen abdest aldın ya aklıma geliyor. Kararımı uygulayacağım dedim ve hemen kalkıp yeniden abdest aldım. Gayretim arttı. Abdestli olunca derslerde daha da başarılı olduğumu gördüm.
Biz de bu küçük yaşlarında büyük işler yaptıkları için kızlarımızı alkışlayıp onlarla gurur duyduk.
Aybüke Kızımız:
Benimde haftamda kararlı olmak vardı. Ajandam var ,yazıp yapmıyordum. Bu hafta yapacağım dedim ve oraya günlük yapacaklarımı yazdım. Ve onları yapıp da oraya çizgi atınca o kadar rahatlamış hissettim ki kendimi çok hoşuma gitti. Rahat uyudum. Ne kadar ilerlediğimi gördüm. Planlı, programlı, kararlı yaşamanın güzelliğini yaşadım.
Duygu Kızımız;
Kararlarımda beğenim sizlik yapmayacağım derken bir de baktım ki hep beğenim sizliği görmeye başladım. Baktım ki olmuyor. Sonra dedim ki beğenimli göreceğim bu kez daha güzel oldu. Beğenimli görmeye başladım. Yapacağım şeylerde olumlusunu görerek, benim ihtiyacım diyerek yaptım ve dostunla beraber yaptım hepsini. Ben bu hafta hep manen dostunla beraberdim. Herhangi bir olayda hislerime baktım. Ustan olsa ne yapardı hemen onu yaptım sanki ayıraç gibi. Dostu aklına getirip yapınca karını zararını daha net görüyorsun. Onunla olursam her şeyin güzel olduğunu gördüm.
Sohbet o kadar güzel yerlere geldi ki herkes dikkatle Duygu’yu dinlerken Aysel Hanım, peki DOST nedir senin için dedi Duygu kardeşimize… Oda içinde bulunduğu fikrin hazzı ile “sevgi geliyor benim aklıma” dedi. “Güven geliyor. Çükü her şeyimle ona açılıyorum. Sonsuz güven ve sevgi ile hayatım değişiyor” diye belirtti.
Emine Hanım;
Haftam çok güzeldi. Herkes bu kadar güzellikleri anlatırken bende mutlu oldum. Benim haftamda güzeldi. Ertelememek ve etkilenmemekti benim eğitimim de… Aklıma geleni ertelemeden yapmaya çalıştım. Baktım ki azaldı. Düşünce hedefin olursa ve vaktinde yaparsan etkilenmiyorsun benim de bu kadar dedi.
Mütevazi bir tavırla belli ki bir şeyler, güzellikler var ama anlatamıyordu. Hemen kayınvalidesi Döne hanım ekledi. “Ben tanık oldum etkilenmedi çok başarılıydı. Hatta bir olayda o kadar sabırlı ve etkisiz oldu ki kendisini tebrik ettim. Ben bile bu durumda bu kadar sabırlı davranamazdım. Gerçekten de takdire değer bir olaydı.” Dedi.
Güler Hanım;
Benim haftamda çok güzeldi. Dosta güvenle başladım. Kendime güvenmeyle geliştik çok şükür. Zannediyorumlar dan eminliğe geldik. Süreklilikle tabii ki geliyoruz buralara. Beğenim sizliği sokmuyoruz. Yorum yapmıyoruz. İşin içine sen girersen, dostun oradan çıkıyor düşüncesi gelince, hemen o olumsuzu kendine almıyorsun.
Eşlerden beklenti azalınca onların daha da eğildiğini gördüm. Ve eşimi dostumun, benim dava arkadaşım düşüncesi ile sahiplenince daha güzel oldu. Sevgim, anlayışım arttı. Önce dilime dökemediğim sevgimi şimdi halim ve dilimle sunar oldum. Sorun yapıcı değil, çözücü olduğumuzu gördük. İnanç eğitimi yapıyoruz. Düşüncemle, zannımla bunu olumsuzlaştırdığımı gördüm.
Düşünceme hakim olduğum nispette mutlu olduğumu fark ettim. Bir randevuda baktım ki randevu saatinden önce gelip bekliyor. Hemen dedim ki neden bekleyen ben olmayayım ve hemen randevu saatimden 10 dk. Önce orda olmaya çalıştım. O çok güzeldi.
Dostu unutmadan yaparsam her şey çok güzel oluyormuş…
Sohbetimiz o kadar güzel geçti ki zamanı bile fark etmedik. Daha konuşmayan arkadaşlarımızı da haftaya tespitlerini paylaşacağız.
Çok şükür insanız, insanlık dertlisiyiz;
Çok şükür bize insanlık gereklerini yaşatan bir ustamız var…
Derleyen: Arzu Alanlı