| MÜCADELE - Nihal Demirbaş - 2011-11-28 11:56:32 |
Bunların hepsinin varlığı cennete de sokar, yokluğu cehenneme de götürür muhakkak. Ama benim cennet anahtarım şu anda farklı gibi hissettim. Bir iki gün derken araya bayram da girince iki hafta geçti, ben hala ödevimi sadece düşünüyorum, yazma kısmına hiç başlamamışım.
Buldum, buldum sonunda. Mücadele evet MÜCADELE. Nefsimle, geçmişimle, alışkanlıklarımla, içimdeki kötüyle, ya neyse işte adını siz koyun... Beni bu güzel ortamdan, bu güzel insanlardan öğrendiğim doğru ve güzel davranışları her an yapmamdan alıkoymaya çalışan o şey neyse onunla MÜCADELE. Zaman geçiyor biz de hala ödev yok ortada. İçimde bir ses diyor ki;
_ Sen İngiltere desin, sabahtan akşama kadar da kızınla oynuyorsun, hastasın da, ne ödevi ya. _ Yok olmaz ben arayıp da ödevimi yapamadım diyemem asla. _ Aman ne var canım süre iste sonra da yazarsın. _ Olmaz ben vaktinde yapacağım. _ İyi de şimdi yazarsan uyduruk olur, hiç kimse hoşlanmaz. _ Ya git başımdan ben mahcup olamam, bu ödev ya olacak ya olacak. _ Ya başın ağrıyor, git biraz yat iyi gelir...
Ufacık bir ödev deyip geçmeyin. Bir ödevde bile böyle bir mücadele yaptıran, kalemi elime alıp da yazmamı iki hafta erteleten o nefsimin daha büyük meselelerde neler yaptırabileceğini bir düşünün.
Belki bazılarınız o sesi hiç duymuyordur bile, o sesi duymadan yapacağını yapıyordur. Ama görünen o ki ben o sesi duyuyorum. Duyuyorsam da ve beni yanlışa teşvik ettiğini anlıyorsam da onunla büyük bir mücadeleye tutuşup, etkisiz hale getirmem gerekiyor.
Son nefesini verdikten sonra, bilmiyorum, bilmiyordum, bana öğreten olmadı, ne olur beni cennete al diye yalvaramam.
Bir şekilde bilmediğim bir çok şeyi öğrendiğim Peygamber Ocağı nasip oldu bize de çok şükür. Tamam oldu da, bilgiye ulaşmak başka şeymiş, bilgiyi uygulamak yani öğrenmek başka şey. İşte burada başlıyor mücadele.
Bir insanın eşine her hal ve şart karşısında sonsuz saygı ve sevgide bulunması lazım, bir annenin sabır ve merhametten ayrılmaması lazım, insan önce davasını arkadaşını düşünür, benlik en kötü şeydir, kibir insana yakışmaz. Her konuda ölçüyü, Peygamberi hal ve haraketleri duyuyoruz, bilmediğimizi bildirecek ustamız var çok şükür. Ama dediğim gibi asıl iş bilmek değil uygulamak ki; işte MÜCADELE burada başlıyor.
Bildiğimi her zaman uyguya geçirirsem mücadeleyi kazanmış olurum ki bu da beni cennete götürür. Zaten illa ölmeye de gerek yok. Nasıl ki mücadeleyi kazanıp şu anda bu yazıyı yazabildiysem ve çok şükür elhamdülillah mahcup da olmayacağım diyorsam bu cennet değil de nedir?
Eşiniz akşam eve geliyor, kapıyı açıyorsunuz, arkasında bir şey var. Bir de gösteriyor ki oyuncak almış. Hemen o anda mücadele başlıyor. Ne gerek vardı böyle pahalı bir oyuncağa, yok meyva alsaydı, yok çiçek alsaydı, bu sıkışık zamanda oyuncağa para mı verilir. Al işte MÜCADELE.
“Kızım oyuncaklarını toplayalım mı?” diyorum. “Hayır sen topla” diyor. Al işte mücadele. Ya karar almıştım, şunlara şunlara dikkat edecem, etmeliyim. Al işte mücadele. Hey ses tonunu yükseltme, bakışlarına dikkat et, sana yakışmıyor. Bir mücadele daha. O senin arkadaşın, kıskanmak insana yakışır mı. Bir mücadele daha. Yan gelip yatamazsın. Vaktini israf etme. Peygamber efendimiz hiç boşa vakit geçirmiş mi. Al bir mücadele daha. İyiliği kendin için yap, başkaları farketsin diye değil, takdir için değil. İşte mücadele.
Evet... Doğruyu güzeli, yakışanı yakışmayanı öğrendik, öğreniyoruz. Bilgi sonsuz muhakkak, bildiğimiz bilmediğimizin yanında bir hiçtir muhakkak. Ama en ufacık bir şeyi bile duyduysak artık, bilmiyoruz diyemeyiz öyle değil mi?
Cennet için bir mücadele lazım. Öğrendiğim güzelleri hayata geçirme, nahoşları ise yaşayışımdan çıkarma MÜCADELESİ....... Hayatın tadı, tuzu da bunun içindeymiş. Rabbim mücadeleyi her daim bırakmayan ve kazanan kullarından eylesin vesselam…
|