Bildim Dediğin Sürece İç Dünya Kapıları Mümkün Değil Açılmaz Anaman Kümesi Grup Toplantı Raporu
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Kullanıcı Adı :

Şifre :

Tekil Ziyaretçi : 28920
Çoğul Ziyaretçi : 767064
İp Adresiniz : 38.107.179.219
İygder - Makaleler - Fikir Bahçesi
İnsana İnsanı Tanıtıyoruz - iygder - 2011-11-08 22:06:01

 

29.10.2011

 

Huzurlu yaşamak isteyen insan iç dünyada ilahi kanunlara, dış dünyada da devletinin kurallarına uyacak.

 

İnsan düşüncelerini ve inançlarını kontrol ettiği zaman bunları kendisi için kullanabilir. Ayağında elinde senin birer organın. Ayağın seni istediğin yere götürür. Elinle de istediklerini yapabilirsin. Düşüncen de aynen elin ve ayağın gibi. Sen düşüncene sahip olur da onu iyiye ve güzele, kendine hayır getirecek işlere kullanırsan bu sana yarar sağlar. Ama insanın düşünceyi kullanmadan haberi olmayınca kendi düşüncesi insana zarar veriyor. İşte yapamam, başaramam, gücüm yetmez gibi düşünceler, düşünceye sahiplik yapılamamaktan kaynaklanır.

 

Bir yolun yolcusu olan insan, yoluna o kadar çok inanıp güvenecek ki o yolda her türlü sıkıntıya göğüs gerebilsin. Yoksa karşılaşılan engeller bizi yolumuzdan ayırır. Onun için gide gide yolumuzu, gittiğimiz hedefimizi iyice takdir edeceğiz.

 

Hedefi olan insan “Ben kimim?” sorusuna “ben tuttuğum davayım” der. İnsan demek gayesi demektir. Ve bu insan her şeyini davası için kullanır. Hatta zıt düşünceleri bile hedefine varabilmek için kullanır. Mesela, paylaşmayı talim ederken, şeytan yaklaşır ve verme der. Kişi hemen verir ve böylece bu zıt düşünceden de yararlanır. Biz hayatımızı güven üzerine bina etmenin derdindeyiz. Onun için güven hırsına düşmüşüz. Gündelik yaşamımızda da güven unsurlarını korumaya ve yaşamaya çalışırız. Örneğin, arabamız var ve 10.000 liraya satmak için sözleştik. Hemen arkasından birisi geldi ve arabamıza 12.000 lira verdi. İsterse 50.000 lira versin, önemli değil. Çünkü biz söz verdik. Sözümüz namusumuzdur. Biz sözümüzden dönmeyiz.

 

İnsanın kendi değerini yüreğine doldurması demek, insanı oluşturan ve insanlığın şartı olan şahsiyet, şeref, namus, iman, vicdan, din, haysiyet, izzet-i nefis ve özgürlük gibi değerlerle donanması ve hayatta bunları her şeyden öte bir değer olarak kabul etmesidir. İşte bu kabul ve inanç insanı sadece gövdesi adına yaşamaktan kurtarır. Yoksa insan sadece gövdesi adına yaşar. Zaten bunu yapan canlılar var doğada. İnsan da sadece hayvan gibi yaşayacaksa bu dünyada ne işi var? Onun için, kendini gövde sanan zihniyetten çıkıp kutsal değerlere yönelmemiz gerekiyor.

 

Dünyada herkes faydalandığı şeyleri birbirlerine sunuyor. Biz de insanlara mücerret insanı sunuyoruz. Ciddiyeti, güveni, haysiyeti, şerefi sunuyoruz. Bir insanın bir değerle dolmasının ispatı o değeri insanlara sunmasıdır.

 

İnsan tuttuğu davada derin bilince ulaşacak. Yani insan yoluyla ilgili ince ayrıntıları fark edecek. Sonra yolunun üstünlüğünü, ilkeleri uygulayarak kendine ispat edecek. Yoluyla iftihar edecek, övünecek. İşte bu derin bilinçtir ve özdendir. Yoksa kişi ezbere yoluna bakarsa, övünç duyamaz ve yolunda, çizgisinde derinleşemez.

 

İnsan eline, diline, beline sahip. Zahiren de ibadetlerini yapıyor. Ama yine de kişinin içi sönük, tatminkâr değil. Neden? Çünkü insan sahiptir. Öyle üç beş yerine sahip olmak yetmez. İnsan kendi gövdesel arzularından başlayarak düşüncesi de dâhil her yönüne sahip olacak. İşte o zaman gerçek tatminkâr yaşayışa ulaşırız.

 

İnsan yaptıkça kendinde bir güç ve güven buluyor. Halterciler hemen mi 200 kg kaldırıyor? Hayır, belki de o aşamaya gelene kadar günde onlarca saat çalıştılar. Onun için sen de hayatını bir antrenman sahası haline getireceksin. İlkeleri alıp uygulayacaksın. Yaptıkca başaracak, başardıkca inanacaksın. Olgunlaşmanın sırrı budur.

 

“Karlı dağlara bakan kişi sobanın başında üşür.” Sen şimdi 2 milyon öğrencinin arasından üniversiteyi kazanmışsın. Şimdi ah çekiyorsun, 4 sene sonra kpss ile atanabilecek miyim, diye. Hâlbuki sen şimdi bir başarını kutla ve şükret. Allah(c.c.) diyor ki: “Nimetlerime şükredin ki artırayım”. Onun için insan öncelikle iyiyi görmeyi, şükretmeyi öğrenecek. Sonra buradan aldığı güçle eksiğini, kusurunu tamamlayacak.

 

Süt şişesi kırıldı ve lavabodan döküldü. İşte bu geçmiştir. Onu bir daha geri getiremezsin. Zaten geçmiş için de yapacak bir şey yok. Sadece ders çıkar ve bir daha yapmamaya çalış.

 

Dışarıda başımıza gelen olaylara bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Ama bunları algılamamız ve bakış açımızı biz oluşturabiliriz. Çünkü değerli veya değersiz, insanın bakış açısına göre değişir.

 

Adam her türlü gerekliyi yapıyor ve onca değerin içinde ama yine de sönük yaşıyor. Çünkü kafasını çalıştırmıyor. Sahip olduğu değerlerin ve meziyetlerin kıymetini bilmiyor. Kafasının içinde aklının etki merkezinde bir şeye takılmış. Onu kendi de bilmiyor. Onu elde edemediği için de hiçbir şeyden tat alamıyor. Bu sebebledir ki akıl eğitimi şart. Bütün kutsal değerleri kazanmadan önce aklın sağlıklı hale gelmesi ve çalışması esastır. Adam şerefiyle 25 sene memurluk yapmıştır. Bir de bakarsınız, “doğru dürüst çalıştım da ne oldu, bir ev bile alamadık” der. Bütün o değerlerin değerini duyabilmemiz için aklımızın çalışmasına ihtiyacımız var. Arkadaşların vardır. Şeklen her gerekliyi yaparlar. Ama sen onlarla arkadaşlık ettikçe için açılması gerekirken, canın sıkılır. Neden? Çünkü onlar güzel bir tablodur. Görüntü var ama canlılık ve koku yok.

 

Biz takdirkârlık okulunda okuyoruz. Allah(c.c.) için neyin ne değeri varsa, biz de o değeri vermeye çalışıyoruz. Allah(c.c.)  için en önemli değer insandır. İnsanın da en değerli yeri aklıdır. Öncelikle aklımızı tanıyacak ve onu çalıştıracağız. Sonra çalışan akıl fikir üretecek. İnsanı hayvandan ayıran fikir üretmesidir.

 

Aklımızı, azıcık da aklımızı tanımaya kullanalım.

 

İnsan aklını ve düşüncelerini değiştirmediği sürece kaderinin değişeceğini düşünmesi hayaldir.

 

Vicdanıma hesap verdiğim gün, kimseye verecek hesabım kalmaz.

 

İnanmak, fiilini gösterir. Bir işçi ne yapıyor ediyor, sigortalı bir iş buluyor. Neden? Çünkü o sigorta onun için pek çok hizmeti kolaylaştırdığı gibi yarın emekli olunca da bir güven sağlıyor. Onun için de insanlar sigortalarını önemsiyorlar. İşte inanmak budur. Her insan ölümü tadacak, peki öldükten sonraki yaşam için ne kadar hazırlık yapıyoruz? İşte ne kadar hazırlık yapıyorsak o kadar ölüme inanıyoruz demektir.

 

Elin kirlendiği zaman hep sen yıkıyorsun. Ama birine bir yardım yapılması gerekince hep ben mi yapacağım diyorsun. Burada da sen yapacaksın. Elini yıkamak nasıl ihtiyacınsa, birine iyilik yapmak da senin ihtiyacındır. Yapmazsan rahatsızlığını da sen duyarsın.


 

İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği
Adres : Yaylacık mahallesi Ulubatlı Hasan cd. 16. sok. No:2/15 -- KIRIKKALE
www.iygder.com | iygder@iygder.com
web tasarım ankara