Zihnimin uykudan gözlerini sıyırarak, gerçek dünyalara doğru heybetle doğruluşu, içimde taa içimde, hayatın bu engin cıvıltısına uyup; güzel olan herşeyi aramak, görmek tutkusu yaratmıştı.
Kalbim ilahi bir ahengin temposuyla çarpıyordu. Damarlarımda fokurdayan, hislerimde uçuşan bir şeyler vardı. Bir tat, bir haz, bir mutluluk… Baştan ayağa yenilenmiştim… Sanki; başkalaşmış değişmiştim.
Bir ses duydum evet… Bir ses: “Çıt.” Hani çıkık bir mafsalın yerine oturuşunda, korkulu gözlere aydınlık ulaştıran bir elektirik düğmesindeki ses gibi tıpkı: “Çıt! Çıt! Çıt!” Ve o sesten sonra varılan huzur…
Bilirsiniz. Bir ses duydum yakınımda, içimde. Bir şey kırılıyordu, bir yük kalkıyordu omuzlarımdan. Baktım; kırılan “kibrimmiş.” Dökülmüş, dağılmış parça parça… O gözlerimde gafletin yüküyle taşıdığım “beğenmezlik” gözlüğü, düşüvermiş sert zeminlere… “Çıt” Ve yok oluvermiş artık. Ohh! Dünya varmış!
Bu sefil panonun ardına itilmiş “gurur” özgür yalımlarla vücudumu ısıtmakta şimdi. Kibrin yerine gurur. “Ne güzel şey Allah’ım” Artık kendi varlığımı kirpiklerimin arasındaki ayna ile, kainat denizinde seyrediyorum. Ne güzel şey Allah’ım! Ne güzel! Ne güzel!...
Güzeli Gören…