- İnsan, toplum içinde yapmaktan çekindiği işleri yalnız başına kalınca yapıyor. Bu gösteriyor ki kişi kendine değer vermiyor. Ancak kişi kendine değer verirse, toplum içinde çekinerek yapmadığı davranışları kendi başına kalınca da yapmaz. Kişinin kendi kendine değer verebilmesi için kendine değer veren bir insan bulması ve ona çok önem vermesi gerekir.
- Zamanın birinde bir bilge insan, seyahat ederken bir çocuğa rast gelmiş. Çocuk ağacın altında oturuyormuş. Ancak ağaçtan düşen elmalara dokunmuyormuş. Bu durum bilge insanın dikkatini çekmiş ve çocuğun yanına gitmiş. Kimsenin görmediği halde neden elmaları yemediğini sormuş. Çocuk ise, ‘’kimse görmüyor olur mu? Ben görüyorum, yetmez mi’’ demiş. İşte insan kendine bu kadar saygı duyacak bir yere gelecek ve kendine yakışmayan işleri, yalnız başına kaldığında da yapmayacak.
- Kendine dönük bir yaşayışa ulaşabilmek için kendine dönük yaşayan yüce insana çok önem vermek gerekir. Böylece içinde bulunduğun yaşayışı fark ederek, kutsal değerlere daha çok eğileceksin. Şükrün, ihlâsın, samimiyetin artacak. Tüm bunlar sana yüce insanı takdir ettikçe, onun önem verdiği değerlere değer verdikçe geçecek. Yoksa hayatın kuru kuru geçer gider. İşte bu sebebledir ki eğitim ustasına şiddetle ihtiyacımız var. İnsanın arınması demek kalbinde Allah’ tan, Allah’ın insanından başka hiç bir şey kalmaması demektir.
- Çoğalmak hiçbir zaman gerçeklik için ölçü olamaz. Çoğunluğu ölçü alacak olursak Çinliler en hakikatli grup çıkar. Eskiden yirmi milyon seçmeni olan bir iktidar partisinin şimdi yerinde yeller esiyor. Ama şurada İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği üyelerinin bulunduğu 50–100 kişilik bir grup var. Herkes birbirini düşünüyor. Herkes üzerine aldığı işleri en güzel şekilde yapıyor. Yardımlaşmalar, paylaşmalar en üst seviyede. Üyelerimiz birbirlerinin iyi gününde de kötü gününde de yanında. Sadece bayramda seyranda değil, haftanın belli günlerinde bir araya gelerek sohbet ediyorlar. Hem de kutsal değerleri kendilerine dokumaya çalışıyorlar. Ayrıca onlarca kişi bir araya geliyor, saatlerce muhabbet ediyor veya iş yapılıyor. Kırılan, incinen yok. İşte gerçek budur. Bunun çoklukla azlıkla alakası yok.
- İç dünya bilimi de tarih, hukuk, tıp gibi bir bilimdir. Hem de bilimlerin temelidir. Çünkü diğer bilimler insanla ilgili çeşitli detayları inceliyorlar. İç dünya bilimi ise her şeyi inceleyen, araştıran, merak eden insanı inceliyor, tanıyor ve tanıtıyor.
- Sözün ve davranışın taklidi olabilir ama kalbi hissetmenin taklidi olamaz. Bir insan inanmadığı halde çok güzel konuşabilir veya bir kişi içten hoşlanmadığı halde güzel bir davranışı yapıyor olabilir. Sen bir insanla karşılaştın ve merhaba dedin, içinden de bir kalbi hoşnutluk, ferahlık hissettin. İşte bunun yalanı, hilesi olamaz.
- Kamil insanlar keşifle, kerametle tespit edilemez. Ancak kalbi hoşnutlukla tespit edilebilir. Onunla karşılaştın, sohbetini dinledin. Ne duydun? Ne hissettin? İşte o hislere dikkat edersen onu yakalayabilirsin. Tarihte pek çok insan vardır ki kâmil insanı görmüş, kerametlerine rast gelmiş ama bu durum insanların, kâmil insanların çizgisine girmelerine yetmemiş. Ama kalbini takip eden ve kalbi hoşnutluğu, kalbi neşeyi takip eden insanlar, kâmil insanlara öğrenci olmuşlar ve dünya ahiret huzura erişmişlerdir.
- Aklın en önemli görevlerinden biri kalbi hoşnutluğu yakaladığın anı takdir etmek ve o hali sana yaşatan insanın önemini anlamaktır. Akıl buraya kadar lazım. Burası tespit edildikten sonra zaten işler rayına oturacak. Çünkü artık akıl kalbe teslim olacak. Yoksa insan sadece bilgi yığınından oluşan, aklını baz alırsa kuru kuru yaşamaya devam eder. Alim olur ama kalbi hoşnutluğa ulaşamaz.
- Sana ters gelen, karşılaştığın bir olayda hemen tepki verip kızma. Sabret ve bekle. Sonra ne gerekiyorsa yap ama kızmadan ve etkilenmeden yap. Boşa dememişler “Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler.”
|