| Değer Bilmek İçin Uygulanacak Metot Üzerine - Serkan Demirbaş - 2011-06-20 23:31:27 |
Bir önceki yazımızda takdir kazmamızı omuzlarımıza takıp, yeryüzünün en büyük hazinesinin değer bilmek olduğu üzerinde iç dünya dehlizlerinden hakikate doğru bir tünel açmaya çalışmıştık.
Bu yazımızda ise; açılan bu kapıdan öneminin farkına vardığımız bu değer yargısının, hangi alanlarda kullanılırsa daha verimli bir şekilde işlerlik kazanabileceği üzerinde durmaya çalışacağız.
Daha net bir ifadeyle; harekete geçip atıllıktan kurtulan bu güdümümüzü hangi istikamatte çalıştırmak, bu güdümümüzün, bu uzun iç dünya yolculuğunda bize ışık olmasını sağlayacaktır?
Bunlar mı acaba esas değerini bilmemiz gereken hususlar; yoksa daha önemli başka bir şeyler var mı? Bu noktada meseleye şu perspektiften serinkanlı bir şekilde bakmamız daha doğru olacak. Birkere, bu işlerin en başın da yapmamız gereken kendimize bir hedef seçmektir.
Çünkü Ahbabımızdan öğrendiğimiz, içdünya labaratuarın dainceleyeceğimiz bütün içdünya meselelerinde bize ışık olacak birinci prensip, kişininhedefini tam olarak bilmesi ve içine gireceği bütün gayretleri bu bilinçle götürmesidir. Bu güdümü, bir labaratuarın lambalarına da benzetebiliriz.
Şöyle ki; bir labaratuarda bir bilimsel konu hakkında araştırma yapan bilim adamının öncelikle önem vereceği husus, mekanın fiziksel özellikleridir. Çünkü fiziksel imkanları ne kadar iyiyse çalışmasını o kadar sağlıklı bir şekilde götürebilecektir.
Hatta Avrupada tespit ettiğimiz, metodloji olsun, araştırmanın fiziksel şartları olsun, bu tip hususlar en az araştırmanın kendisi kadar önemlidir. Konumuza dönecek olursak, bu bilim adamı için fiziksel şartlar içerisinde en önemli hususlardan birisi de mekanın ışıklarıdır. Çünkü araştırmacının rahat bir şekilde çalışması için ortamın net bir şekilde aydınlatılması lazımdır.
İşte, şahsımızca hedef de, bizim iç dünya labaratuarında inceleyeceğimiz güdümler noktasında, çalışmalarımızın sağlıklı ve istenen istikamette gerçekleşmesi doğrultusunda yolumuzu aydınlatan ışıklarımız olacaktır.
Hedef; kişinin günlük hayatta yaptığı her hareketi, neyi ne için yaptığını bilerek yapma sanatıdır. Hedefin iç dünya yolculuğunda yolumuzu aydınlatıp, şaşırmamamız konusundaki bu özelliğinin önemini yapacağımız şu değerlendirme ile daha iyi anlayabiliriz.
Tarihte birçok filozof yaşamıştır. Bu filozofların her biri insan üzerine, hayat üzerine, metafizik konular üzerine ve bunun gibi onca mesele üzerine hayatları boyunca kafa yormuşlardır. Fakat ne yazık ki, bu filozofların birçoğu mutluluk, huzur, insan derinlikleri, erdemli insan olmak gibi konular üzerine kitaplar yazarken; kendileri huzur yüzü göremeden, birçok içsel ve dışsal sefaletlerin ve ahlaksızlıkların içinde, hatta bir kısmı çektiği bu bunalımların sonucunda ya delirerek ya da intihar ederek hayatlarına son vermişlerdir.
O zaman, biz, Örgünöz Fikriyat Üniversitesinin çatısı altında akademik iç dünya araştırmalarına devam eden fikir adamlarının, bu bahsini ettiğimiz zahiri filozoflardan farkı ne olacaktır ve olmalıdır?İşte bu sorunun sorulduğu an, hedefin öneminin ortaya çıkmaya başladığı an demektir.
Bizim birinci hedefimiz, bizi ve dört milyar insanı derinliklerinden yaşatan Allaha ve O’nun ilahi zevk ve neşe kurallarının yeryüzündeki tebliğcisi olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’e iman etmek olmalıdır.
Bu öneme binaen, bu hedefi belirlemek ister 1 yılımızı, ister 10 yılımızı, isterse de bir ömrümüzü alsın, hiç mesele değildir. Yeter ki hedefimizin anlamı ve önemi kalbimizde tam olarak netleşsin.
Ancak bundan sonradır ki, atacağımız en küçük bir adım; hedefsiz katedeceğimiz kilometrelerden, göstereceğimiz nafile milyonlarca çabadan daha bereketli ve faydalı olacaktır. Bu hususu şuna benzetiyorum:
Hedefsiz bir şekilde bu iç dünya okuluna gidip-gelen insan, aynen bir binayı yapmak isteyen ve devamlı bir surette kiremit, çimento, kum gibi gerekli malzemeleri alıp, bu malzemeleri binayı yapacağı arsanın üzerine yığan insana benzer.
Bu divane insan, isterse bu malzemeleri arazinin üstüne bir ömür yığsın dursun, nasıl ki; bu malzemelerin sağlam bir temel atılmadan işe yaramayacağı gibi, Allaha iman etme hedefi olmayan bir iç dünya eğitiminin de, kişinin dünya-ahret huzuru ve iç dünya gücünü yakalamasında hiçbir tesir ve faydasının olmayacağı da aşikar bir meseledir.
Hazır bu berraklığı yakalamışken konumuza bu bina örneğinden devam etmek istiyorum.
İnşaat bilimi hakkında tam anlamıyla sağlıklı ve sağlam bir alt yapısı olmayan bu insanın, bu gerekliyi görmesi, Ona bu binanın temelini atma gücünü ve imkanını kazandırabileceği düşünülebilir mi? El cevap düşünülemez.
Peki bu aşamada bu kişiye ne gereklidir? Daha önce birçok bina temeli atmış, bu konuda sağlam bir deneyimi ve bilgisi olan bir Usta bulması gerekmez mi? Açılan bu pencerenin getirdiği fikri manzarayı hiç kaçırmadan buradan asıl konumuza bakacak olursak: Bu örnekten anlaşılan, kişinin Allaha ve Resulüne iman hedefinin bu uzun yolculuğa başlamanın bileti olduğunun farkına varması, kendi başına yeterli olmayan bir faktörmüş.
Demek ki insan bu hedefe varmak ve daha da önemlisi bu hedefi nasıl günlük yaşantısına, tercihlerine ve duygularına özümsetebileceğinin metotlarını öğrenmek için, tabiri caizse, daha önce, hayatında başka iftihar insan binaları dikmiş sağlam bir Usta bulması ve fikri çalışmasında elde edeceği malzemeleri ziyan etmeden O Gönül Ustasının gözetimi doğrultusunda kullanması gerekiyormuş.
Peygamber Efendimizin belirttiği gibi; kıldığı namaz, tuttuğu oruçla çuvalını manevi besinlerle dolduran bir insanın, yaptığı gıybet, aradığı eksik, bulduğu beğenimsizliklerle çuvalının altını delip, bu biriktirdiği erzakları ziyan etmesi gibi, biz de şahsiyet binamızı dikme yolunda topladığımız malzemeleri çarçur etmemenin metotlarını bize gösterecek olan sağlam bir Ustaya ihtiyacımız vardır.
Şimdi meseleyi fazla dağıtmadan başa dönecek olursak, değer yargımızı doğru anlamda çalıştırmak sağlam bir hedef tutmaya bağlıymış. Bu huzurlu, hür-gür, iftiharlarla yaşamanın yolu olan Allaha iman, Resulünü rehber edinme hedefinin önemini yüreğimizde tam anlamıyla hissedip, bu hissediş oranında günlük hayatımızda doğru tavır ve tercihlerin içinde bulunmamız ise bu yolu bizden çok daha iyi bilen ve hatta daha da önemlisi bizi bizden iyi tanıyıp, bizim göremediğimiz kırılma noktalarımızı bizden daha iyi bilenbir usta bulmamız ve Onunla her konuda istişareli gitmekle olabilecek bir işmiş.
Aslına bakarsanız, yine bu litaretürde Onu sevmek, Ona koşmak demek, Onun şahsında 54 güdüme koşmak, yani kendi derinliklerimize doğru koşmak demektir. Yakaladığımız bu fikir treniyle, yola çıktığımız istasyonda bıraktığımız baştaki sorumuza dönecek olursak, nelerin değeri bizim için önemli olmalı ve yapacağımız bu değerler listesi neye göre dizayn edilmelidir.
Açıkçası, yukarıda yaptığımız fikri tartışmanın içinde cevabımızı da vermiş oluyoruz. Açıklayacak olursak; şu an, yılların birikimiyle, anamızdan, babamızdan, televizyondan, toplumdan, zahiri arkadaşlarımızdan edindiklerimizve nefsimizin de ekstra ilaveleriyle oluşan ve mal gibi,makam gibi, şehvet gibi, şöhret gibi, ne derler gibi bam telleri olan küçük aklımızla, bahsini ettiğimiz doğru değerler sıralamasının listesiniyapmamız mümkün değildir.
Pek tabii ki, biz de diğer insanlar gibi, kendi başımıza, şu anki gölgevari halimizle, bu değerler listesini yapmaya kalkarsak, seçimleri kazanacaklarına kendileri bile inanmayan küçük partilerin başkanlarının hazırladıkları seçim listeleri gibi, biz de hakikat aleminde hiç bir geçerliliği olmayan ve hiçbir güç ve huzur getirmeyecek olan bir liste hazırlayabiliriz.
İşin sonunu görmeye gerek kalmadan baştan da anlaşılacağı gibi, bu listenin başında ya arabamız olacaktır, ya hanımımız, ya yaptığı bütün güzellikleri çevresindeki bizim gibi fani olan insanların sevgisine ve takdirine binaen yapan ne derler duygusu olacaktır, ya da zahiri beş etki noktası tarafından belirlenen bu isteklere benzer talepler olacaktır. Fakat Örgünöz Fikir Sisteminde asıl istenen ve bizim de bu eğitimde bulunuş amacımız olan veya da olması gereken temel hedef, Allah için neyin ne değeri varsa bizimde kalbimizde o varlığın o kadar değeri olmalıdır temel hedefine varmak ve kalbimizi gönlümüzün kalbi yapmak hedefidir. Bu hedefe varmanın tek şartı ise, İnsanlık değerlerine kesin olarak iman etmiş ve kalbindeki değerler sıralamasını Yaşatanına uygun yapmanın taşkınlığını ve neşesini her an yaşayan bir insana ciddi anlamda talebe olmakla yakalanabilecek bir hedeftir.
Son olarak aslında farkında olduğumuz fakat güdümlerimi mercek altına alma denemelerine giriştiğim şu günlerde daha da bir farkına vardığım ilginç bir noktayı sizlerle paylaşarak yazımı nihayetlendirmek istiyorum.
Nasıl ki; hani bazı metafizik filmlerde, kahraman koca bir şehrin içinde hagi farklı yöne giderse gitsin aynı noktaya çıkar. Farklı bir yöne gitme isteğiyle tekrar koşar, terler, çabalar, fakat bir de bakarsınız, en sonunda bir güç Onu yine aynı noktaya döndürmüş.
Aynen bunun gibi, ben de hangi güdümü incelersem inceleyeyim, belli bir oranda bu güdümün derinliklerine girdikten sonra, yolum bilerek veya bilmeyerek aynı noktaya çıkıyor:
Dünyada ve Ahrette sevgisiyle ve muhabbetiyle kalbimi dolduracağım bir Dost ihtiyacı. Aslına bakarsanız, söz aramızda kalsın ama yazdığım bütün bu yazıların bir tek amacı var: Bu güzel İnsanın gözüne girip, gönlünü kazanmak.
İç dünya yolculuğumuzda bulma bahtiyarlığına ve şerefine nail olduğumuz bu güzel Dostun değerini her geçen gün daha da yüreklerimizde arttırarak, kendi içimizi esas derinliklerimizdeki kendimizin değeriyle doldurmak temennisiyle İngiltere den selamlarımı iletirim.
Serkan Demirbaş
|