Bildim Dediğin Sürece İç Dünya Kapıları Mümkün Değil Açılmaz Anaman Kümesi Grup Toplantı Raporu
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Kullanıcı Adı :

Şifre :

Tekil Ziyaretçi : 28886
Çoğul Ziyaretçi : 765857
İp Adresiniz : 38.107.179.220
İygder - Makaleler - Bize Gelenler
Beğenimli Yaşamanın Birinci Şartı - Serkan Demirbaş - 2011-06-06 12:56:47

Dünyada en zevkli ve tadına doyulmaz iş; kişinin kendini meraketmesi, tanıma gayretinde olması ve bu doğrultuda gösterdiği gelişmeler neticesinde elde ettiği zevkle kendi kendisini doldurarak daha iyiye, güzele doğru ilerlemesi yolculuğudur. Bu yolculuğun en önemli temel ayağı, mutlak anlamda kişinin bu yolda kendisine yol gösterip, motive edecek ve göremediği incelikleri gösterecek  bir öğetmen tutmasıdır. Bugüne kadar, bu ulvi ve güzel yolculukta kendimize örnek aldığımız Ustamızdan binlerce zevkli ve huzurlu yaşama prensibini öğrendik ve bunları yaklaşık on beş yıldır hayatımızın en önemli gündem maddesi haline getirme gayretindeyiz Elhamdulillah. Şimdi gelin her bir yazımızda bu huzurlu, mutlu ve güçlü yaşamak isteyen insanın hayatta bir an bile boşlayamayacağı hayat prensiplerinin her birini mercek altına almaya çalışalım. Bugünkü yazımızda inceleyeceğimiz ilkeler ise şunlardan oluşmakta; beğenimli yaşamak, her hal ve şart karşısında güzeli görmek, ilk önce kendimizden başlayarak çevremize gayret ve ümit verici olmak. Aslına bakarsanız bu farklı farklı zikrini yaptığımız maddeler bir temele dayanmaktalar. ‘Sevmek’.

 

Sevmek belki de insanlığın var olduğu ilk günden beri söylene gelmiş, zikredilmiş ve üzerinde filmler çekilip romanlar yazılmış geniş bir kavram.Doğusundan batısına bütün toplumlar az veya çok bu ulvi kavramın değerini farketmiş ve bu doğrultuda ortaya birçok eser çıkarmışlardır. Peki bütün bunlara rağmen niçin halen dünyada toplumlar arası boyutta ele alırsak savaşlar, güçlünün güçsüzü işgali; insanlar arası ilişkiler boyutunda ele alırsak da, niçin insanların birbirlerine karşı her ne sebepten olursa olsun nefretleri, öfkeleri, çekememezlikleri ve günlük yaşantıda bütün o fedakarlık yapmanın, karşı tarafı kendimizden önce düşünmenin edebiyatlarına rağmen, onca bekleyişler, ummalar ve bunun tabi sonucu olarak da asab bozuklukları devam etmektedir? İşte bu noktada Örgünöz Fikir Sistemi yepyeni bir metot getirmektedir.Evet sevgi yeryüzündeki en yücedeğerdir.Evet sevgi zehiri şerbet,acıyı tatlı yapacak sihirsel potansiyeli kendi içinde barındırmaktadır. Fakat burada, bu tanımlamalar, şu hayati öneme sahip metodolojik soruyu da beraberinde getirmektedir: Hangi sevgi, daha doğru bir ifadeyle neye karşı veya kime karşı duyulan sevgi insanı gerçek anlamda insan yapıp, bunun verdiği neşe taşkınlığıyla dünyada her şeyi yerli yerinde görüp, bu sarhoşlukla çevresine neşe, huzur ve dinginlik saçacak güce ulaştıracaktır?

 

İşte bu noktada Örgünöz Fikir Sisteminin metodolojisi karşımıza çıkmaktadır. Örgünöz Fikir Sisteminegöre; bütün  insanlar potansiyel olarak, yeryüzüne nizam ve düzen verecek olan, Allahın derinliklerimize yerleştirdiği halife olma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyeli icra etme organına ise sahiplik yetkisi denmektedir. Her insan bu sahiplik yetkisini kendi derinliklerinde barındırıyor olmasına rağmen, bu öyle bir anda kazanılabilecek bir yeti değildir. Ortaya çıkması ve işlerlik kazanması, kişinin hayatının birinci meselesi haline getirmesi gereken, ciddi bir kendini bilip bulup tanıma yolculuğunu da beraberinde gerektirir. Bu yolculuğa Örgünöz literatüründe kavram olarak ‘Kişilik Eğitimi’ denilmiştir.

 

İşte bu noktada yukarıdaki sorumuza cevabı bulmuş oluyoruz. İnsanı insan yapacak olan gerçek sevgi, daha önceden bu kişilik eğitiminden geçerek, kendini bilip bulup tanıma eğitiminin zevkini ve neşesini gerçek anlamda tatmış ve bu meseleyi hayatının birinci meselesi haline getirmiş bir insanı sevmekle gerçek değerini bulacak olan bir güç ve yetidir. Yukarıda da değinildiği gibi, bütün toplumlar binlerce yıldır sevginin edebiyatını yapmalarına rağmen, insanlık yolunda ne yazık ki sözünü ettikleri bu sevgi kavramını olması gerektiği oranda ve anlamda işler hale getirememişlerdir. Çünkü bu anlatılar, sevgiyi sadece iki cins arasında duyulan basit ve dar bir anlama indirgemiş ve gerçek sevginin getireceği olanakları ve gücü yaptıkları bu dar tanımlama ile ıskalar olmuşlardır. Bu doğrultuda Romeo ve Juliet’ler, Leyla ile Mecnunlar, Ferhat ile Şirinler kaleme alınmış, yüzyıllarca sevgi kavramı toplumların zihinsel dünyalarında bu şekliyle kodlanır olmuştur. Pek tabi ki yeryüzünde her şeyin bir değeri olduğu gibi, dar anlamıyla sadece karşı cinsi de olsa seven insanın sevmeyen insanlara nazaran, kısa ömürlü de olsa, daha neşeli, daha huzurlu ve hayatı daha bir toz pembe gören bir boyuta varacağı kesindir. Fakat işte tam bu noktada, bu ‘kısa ömürlü de olsa’ ifadesi çok büyük bir önem arzetmektedir. Şöyle ki; her insan özü itibariyle doğruluğun, dürüstlüğün, fedakarlığın, diğergamlığın, paylaşmanın, cömertliğin ve buna benzer yüzlerce insanik vasfın hasretini çekmektedir. İşte toplumdaki anlaşıldığı şekliyle, fiziksel güzelliklere tutulmakla başlayan sevgi, zamanla kişinin muhattabında hasretini çektiği bu değerleri bulamamasıyla kısa devre yapmakta ve belli bir süre sonra o baştaki neşe taşkınlıkları, yerini bekleyişlere ve hayal kırıklıklarına bırakmaktadır. Bunun olmaması insanın tabiatı itibariyle imkansızdır. Çünkü; Yüce Yaratıcı her insanın içine bu ulvi değerlerin takipçiliğini baştan koymuş ve bu değerlerin olmadığı yerde; huzursuzluk, neşesizlik, ve sıkıntı gibi kavramları bu noksanlığın tabii bir neticesi olarak zuhura getirmiştir.

 

İşin bu noktasında Örgünöz Fikir Sisteminin ortaya koyduğu sevgi kavramına tekrar dönecek olursak; Fikrimize göre sevgi bir transfer aracıdır. Bu tanımı daha da açacak olursak; seven belli bir zaman aralığında sevdiğine benzemeye başlayacaktır. Sevdiği insanda ve nesnede her ne özellikler mevcut ise, o özellikler seven kişiye tabii olarak transfer olmaktadır. Çok dikkatli bir şekilde analiz edilecek olursa, kişi herhangi bir hayvanı bile çok ama çok sevecek olursa belli bir süre sonra sevdiği varlığın özelliklerinin ve hareketlerinin kendisinden zuhur edeceğine şahit olacaktır. Bu hususun ise bir insanı seven insanda zuhur edeceği ise gün kadar aşikar bir meseledir. Bu yüzdendir ki Sayın Abdul Kadir DURU; ‘gelin canlar sevgimizi ete kemiğe geçici olan değerlere değil, ebediyen bizimle kalacak olan güdümlere yöneltelim ve buradan alacağımız güç ve huzurla insan olmanın o büyük coşkusunu ve neşesini doyasıya yaşayalım’ demektedir.

 

Gelin görün ki, bu noktada yine Allahu Tealanın insan fıtratına kodladığı bir diğer önemli özellik ortaya çıkmaktadır. İnsanik fıtratın icabı, kişi yukarıda bahsini ettiğimiz insanik güdümlerin salt kendisine karşı sevgisini uyandıramamaktadır. Yaratılış icabı insan bu güzelliklere aşık olabilmek için öncelikle bu güzellikleri kendi hayatında bizzat değerini bilerek yaşayan bir insanı bulması ve Ona aşık olması olayın mihenk taşıdır. Bunun akabinde kişinin, bu hayran olunacak örnek insanı her değerin üstüne getirerek hayatının birinci değeri haline getirmesi, gelişmek ve güzel insan olmak için olmazsa olmaz temel bir kuraldır. Bu kuralın ispatı tarihin içindeki binlerce örnekte gizlidir. Bu insanik güzellikleri hayatının birinci meselesi haline getirerek etrafına neşe ve huzur saçan insanlar, ilk önce mutlaka bu güzellikleri samimi anlamda yaşayan bir insana aşık olmuşlar ve ellerindeki her şeyi aşık oldukları bu insan uğruna feda edecek bir duygu hassasiyetine ulaşmayı başarmışlarıdır. Bizim için bu noktada en güzel ve somut örnek Sahabe Efendilerimizdir. O çöl bedevisi denen ve kızlarını diri diri gömecek durumda olan insanlar, yazımızın başından beri zikrettiğimiz bu insanik vasıfların gelmiş geçmiş en büyük yaşayıcısı ve kutbu olan Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’i (S.A.V) sevdikten sonra her biri yine bu güzel İnsanın kendi tabiriyle gökyüzündeki birer yıldız olmuşlardır. Ve ancak bundan sonradır ki, ömürlerini insanlık yolunda kendilerinden sonraki binlerce yılda örnek olacak olan, akıllların almakta zorlandığı binlerce güzellikle donatmasını başarabilmişlerdir.

 

Bütün bunlardan çıkaracağımız sonuç, gerçek anlamda her olay ve şart karşısında güçlü, dinç, neşeli, ayakları üzerinde duran, üzerine aldığı işleri en güzel şekilde yapan, doğru, dürüst, verdiği sözleri hayatı pahasına da olsa yerine getiren, cömert, ince, kibar, hassas, kendisinden önce muhattabını düşünen, kısacası 60 okkalık gövdesi için değil, 60 görkemli güdümü için yaşayan insan olmak istiyorsak, bütün bu güzellikleri kendisinde barındıran, yaşayan ve hayatının her anında bu ilkelerden bir an olsun sapmayan bir insanı bulmamız şarttır. Pek tabi olarak iş bu güzel insanı bulmakla bitmemektedir, hatta yeni başlamaktadır. Bu uyanıştan sonra bu güzel insanla ciddi anlamda arkadaşlık ederek, kalbimizi bu insanın sevgisiyle doldurmamız bu yolun en temel ve değişmez kaidesi olarak karşımızda durmaktadır. Ancak o zaman Ondaki bu güzellikler bize transfer olacak ve sonu gelmeyen, bitmez-tükenmez evrensel sevgi yumağının bir parçası da biz olacağız. Ve ancak bu güzel insanı gerçek anlamda sevdiğimiz zaman, bu gerçek sevginin verdiği sarhoşlukla  her şeyi yerli yerinde gören, yaratılan hiç bir şeyde eksik ve kusur aramayan, tam tersine kusurları ve ayıpları örtücü olan, etrafına neşe ve huzur saçan bir insan olabiliriz.

 

Unutulmamalıdır ki; nasıl ki ağaçlar fiziksel dünyada oksijen kaynakları ise, kalemimizin ifade edebildiği oranda anlatmaya çalıştığımız bu güzel insanlar da insanlığın oksijen kaynakları ve hayatı yaşanılabilir ve değerli kılan gizli hazinelerdir. Yine gün gibi aşikardır ki;bizde bu güzel insanlara duyduğumuz sevgi ve ciddiyet oranında gerçek anlamda insan olabilir ve bizler de ruhsal dünyada insanlar için yeni birer oksijen kaynağı olabiliriz. Oksijen kaynaklarımızın artması duasıyla ve temennisiyle İngiltere’den canı gönülden selamlarımı iletirim.



                                                   Serkan Demirbaş

İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği
Adres : Yaylacık mahallesi Ulubatlı Hasan cd. 16. sok. No:2/15 -- KIRIKKALE
www.iygder.com | iygder@iygder.com
web tasarım ankara