Bildim Dediğin Sürece İç Dünya Kapıları Mümkün Değil Açılmaz Anaman Kümesi Grup Toplantı Raporu
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Kullanıcı Adı :

Şifre :

Tekil Ziyaretçi : 28885
Çoğul Ziyaretçi : 765773
İp Adresiniz : 38.107.179.216
İygder - Makaleler - Değişen Hayatlar
KİŞİLİK EĞİTİMİNDE ÇOCUKLARIMIZ KONUŞUYOR - Halil Mert DURGUN - 2011-03-06 19:51:05

KİŞİLİK EĞİTİMİNDE
ÇOCUKLARIMIZ KONUŞUYOR
    Gözlerimizi kapatalım ve yüreğimizdeki duyguları takip edelim... Akşam yemeği yemek üzere sofraya oturmuştuk, sıcacık bir çorba ve yavrularımla hep birlikteydik. Yamacımda henüz altı yaşında, küçücük elleri, gözleri olmasına rağmen kocaman bir kalbin ve ışıl ışıl parlayan bakışların sahibi yavrucağım vardı. Çorbadan bir kaşık aldı ve hemen bıraktı, gözlerime baktı... Çok seviyordum onu, benim için çok değerliydi... Hemen anladım ağzının yandığını ve çorbayı üfleyerek soğutmaya çalıştım... Ama söylediği söz kalbime ok gibi saplandı. “ Mert amca; peygamber efendimiz yemekleri bu şekilde üfleyerek soğutmamızı tavsiye etmiyormuş.” Peki, amcam deyip karıştırarak soğutmaya devam ederken yavruma da kocaman teşekkür ettim.

 

Bize böyle güzel değerleri ikram etmiş, bu değerleri yaşayarak hayatımıza anlam getirmemizin kaynağına, hayata bir daha gelsek böyle güzelliklerle karşılaşamazdık dedirten, kendimizi tanıma, bilme yolunda ilerlememize vesile olan yüce dosta gözlerimizle, dillerimizle olmasa da tüm yüreğimizle şükranlarımızı bildirerek devam etmek isterim...

 

Yavrularımız kendi aralarında konuşurlarken kulak misafiri oldum. Yemek adabından söz ediyorlardı. Yemeklerden önce ellerimizi yıkıyoruz, başlarken besmele çekiyoruz, yemeklerimizi neşe ile yemeğe çalışıyoruz, bitirince elhamdülillah, en sonunda da dedemiz Abdulkadir DURU hazretlerinin Sohbetler kitabında yazdığı duamızla yemeğimizi bitiriyoruz diye sohbet ediyorlardı. Ama unuttuğumuz bir şey var sanki denildiğinde de gerçek insanın yapacağı şekilde annemize yardım edilecekse yardım edip ellerimize sağlık dedikten sonra sofradan şükürle kalkıyoruz cevabını alıyoruz. Gerçek değerlerle bu yaşlarda dolmanın tadı da bir başka olsa gerek...

 

Geçenlerde bu özel günümüz için çocukların eğitimimizle beraber neler kazandık sorusuna verdikleri cevapları sizinle de paylaşmak isterim. Biz insanlığımızın gerçekleşmesi için; yalan söylememe, emanete hıyanet etmeme, söz verip sözümüzü yerine getirme gayretindeyiz. Başka birisine şu saatte geleceğim dersek bunu hep aklımızda taşır, hiç unutmayız, vaktinde orda oluruz. Ve biri bize emanet verdiği anda bunu çok iyi bir yere koyar ve zamanı gelince emaneti veririz, hem insan emanet alıp da geri vermezse hiç kimse ona güvenmez, inanmaz. Doğruluk, dürüstlük insanın belkemiğidir ve ucunda ne olursa olsun insan doğruluktan ayrılmamalıdır.

 

Bizim dünyaya açılan iki kapımız var: Birisi işimiz, diğeri sözümüz. Mesleğimiz öğrencilik ve işimiz olan öğrenciliği en güzel şekilde yapmaya çalışıyoruz.

 

Biz huzurlu yaşamak istiyorsak;

 

•    “Takdir edeceğiz, takdir beklemeyeceğiz,

 

•    Seveceğiz, sevgi beklemeyeceğiz,

 

•    Yardım edeceğiz, yardım beklemeyeceğiz,

 

•    Saygı göstereceğiz, saygı beklemeyeceğiz.” Cevaplarını o sevgi dolu yüreklerinden fazlasıyla alıyorduk.
Yavrularımızla beraber olduğumuzda da hep bu değerlerden bahsediyor ve önemini her geçen gün biraz daha artırma azmindeyiz.

 

Aile eğitiminin ne kadar değerli olduğunu bilen anne babaların yavrularının gelişiminde dikkatlerini çeken noktalardan bazıları da şöyle: Yavrumuzun biri abdestsiz yatağa girmiyor, hem de üşenmeden sıkılmadan zevkle yapıyor, okuması yazması olmadan yemek duasını ezberliyor, vatan sevgisi konulu şiirler öğreniyor.

 

Bir diğeri, uzun eğitimler sonucu ciddiyetli insanın değerini fark ediyor. Artık hal ve hareketlerinde o denli olgunluk gösteriyor. Bir diğeri sanki iyilik meleği, paylaşıyor, yardım ediyor, ikram ediyor ve dertlilerin derdini dinliyor. Bir diğeri de annesine, kendisine bu değerleri yaşattığından dolayı şükür ve duygu dolu bir mektup yazıyor.

 

Arkadaşlarına misafir gidecekleri zaman hep temiz ve ütülü elbiseler giymeye özen gösteriyorlar.

 

Arkadaşlıklarına verdikleri önem de böylece git gide artıyor ve topluma örnek insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorlar.

 

Birinci sınıf öğrencisi yavrumuz Yavuz Selim başından geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır: ”Yarıyıl tatilinden önce okulun son haftalarında teneffüsteydik. Okulun bahçesinde koşarken yerde bir cüzdan gördüm. Cüzdanı aldım, içine baktım. Bu bir bayan cüzdanıydı. Cüzdanın içinde resim ve paralar vardı. Cüzdanı hiç karıştırmadan “ben kötü adam olamam, hırsızlık mı yapacağım” dedim. Yanımda arkadaşlarım da vardı. Arkadaşlarımdan bir tanesi cüzdanı elimden alarak “Hadi kantine gidip bir şeyler alalım” dedi. Arkadaşımı yakalayıp cüzdanı elinden aldım. “Okulumuzun güvenliğine gidip teslim edeceğim” dedim. Güvenliğe götürdük, güvenlikteki amcaya “ben bu cüzdanı buldum, bunu size teslim etmek istiyorum” dedim. Güvenlikteki amca da bu cüzdanı Hakan hocaya götürmemi söyledi. Ben de oradan ayrılarak cüzdanı Hakan hocaya verdim. Hakan hoca çok memnun kaldı. ”Teşekkür ederim, sen gidebilirsin” dedi. Böyle bir şey yaptığım için, içim çok rahattı ve çok sevinçliydim.”

 

Daha 9 yaşında olan bir ilkokul öğrencisi kız kardeşimizin yaşadıklarını da kendi kaleminden sizlere sunalım:

 

“Ben 3. sınıfa gidiyorum. Derslerimi ve öğretmenimi çok seviyorum. O yüzdende başarılı bir öğrenciyim.

 

Derslerimi zamanında yaparım. Öğlenci olduğum için okuldan geç çıkıyorum.

 

Eve gelir gelmez üzerimi değiştirip, ellerimi yıkayıp, yemeğimi yer yemez hemen derslerimin başına oturur ve ödevlerimi yaparım.

 

Ertesi gün de okula gidene kadar farklı kaynaklardan test çözer, kitap okurum. Öğretmenimiz istediği için annem ödevlerimi kontrol eder. Son zamanlarda bana olan güveni artmış ki ödevlerime tek tek bakmaz bile.

 

Konuya gelecek olursak;  geçen gün öğretmenimiz sınav yaptı.

 

Bütün soruları yaptım ama bir soruda tereddütte kaldım, ‘a’ şıkkını işaretledim. Arkadaşımın kâğıdına istemeden de olsa gözüm kaydı. O da ‘b’ şıkkını işaretlemiş. Gerçekten de doğru olan şık oydu. Tereddüt ettiğim için kendi şıkkımı silip ‘b’ şıkkını işaretledim. Sonra ise düşününce kendi kendime; “Olur mu şimdi, ben bilgi hırsızlığı yapıyorum, O senin bilgin değil” deyince tekrar silip kendi bildiğimi işaretledim. “Yanlış olursa olsun, işte sen busun İpek” deyip öğretmenime verdim. Sonuçlar açıklandı, 98 almışım.

 

Öğretmenim kâğıdımın düzenli olduğunu söyleyip 100 yaptı. Kendi kendime iyi ki bildiğim şıkkı işaretledim deyip çok sevindim.”

 

Başka bir kardeşimizin tespitleri ise şöyle:

 

Çok güzel bir güne uyandım. Bugün Kandil günü. İçimde bir hoşluk, bir neşe ve verilmeyi bekleyen sevgiler var.

 

Bu kandil gününde hep birlikte huzurlu olalım istedim. İşlerimizi yaptık ve evden saat dört gibi ayrıldım. İçimde sebebini bilmediğim bir coşku, bir sevinç vardı. Yerimde duramıyor, gideceğim yere doğru koşmak istiyordum ve nihayet ufak bir hediye almak için bir dükkâna girdim. Güzel bir küpe seçtim ve hediye paketi yapmasını istedim. Satıcı amca işini bitirince hediye paketimi yaptı ve uzatırken “bu arada sevgililer gününüz de kutlu olsun” dedi. Hiç duraklamadan, tereddüt bile etmeden, gür bir sesle “teşekkür ederim, sizin de Mevlid kandiliniz mübarek olsun” dedim. Yaşadığıma, yaşamak istediğim hayata inanmanın verdiği güçtü bunu söyleten. Karşımdakini kınamadan ben de aynı onun kadar cesur bir şekilde değer verdiğim kandilimizi kutladım ve çıktım. Yürümeye devam ediyordum ama farklı bir şeyler vardı. Sanki bütün dünya benim, bense üstünde yürüyorum… Kendimde öyle bir güç hissediyordum. Yaptığımın doğruluğundan emindim çünkü. İçim içime sığmıyor, sürekli gülüyor, tebessüm ediyor ve yerimde duramıyordum. Gördüğüm herkesin boynuna sarılıp “Kandiliniz mübarek olsun” diye haykırasım geliyordu. Bunu dışımdan yapmasam da içimden yapıyor, kendi kendime mutlu oluyordum.

 

Karşıdan üç teyze geliyordu. İçim durmuyor, sürekli bana bir şeyler söylüyordu. Sonunda yanlarından geçerken teyzelere “Kandiliniz mübarek olsun, neşeli kandiller.” dedim. İçimden de derin bir oh çektim. Teyzeler şaşkın ve duygulanmış gözleriyle yüzüme bakıp “Senin de yavrum, senin de.” dediler. İyice mutlu oldum. Yürürken “oh bıraktım içimdeki sevgiyi dışıma.” diyordum. Yaptıklarımdan tatmin oluyordum, doyuyordum ve nihayet Öznur yengemlerdeydim. Bugün sohbetimiz orada olacaktı. Ben biraz erken geldim ve iki dakika kadar Duygu kardeşimin okuldan gelmesini bekledim. Beraber Gül Teyze’mize hediye alacaktık. Duygu indi ve birden beni fark etti. Yanıma geldi ve sımsıkı sarıldı. Birbirimize sarılırken aynı anda ikimiz de birdenbire “DURULU KANDİLLER.” dedik. İkimiz de gülüyorduk ve gözlerimiz doldu. Hemen evden parasını aldı ve yanıma geldi. Hediyelerimizi almaya gittik, bir de gül aldık. Genel ikram için kandil simidi almak üzere başka bir pastaneye girdik. Satıcının yanındaki kız bir şeyler söylemiş ama farkında bile değildim. Kucağımdaki gülleri seyrediyor, dostum, ustam aklıma geliyor duygulanıyordum. Alacaklarımızı aldık ve çıktık.

 

Çıktığımızda kardeşim Duygu “Duydun mu kız ne dedi?” dedi. Ne dedi duymadım dedim. Kız satıcı olan abiye dönerek “Bak kızlar da hediyelerini almışlar, bir tek sen bana almadın.” demiş. Duygu döndü bana Nimet Abla, “Bugün’ün kandil olduğundan çoğu kişinin haberi bile yok, herkes sevgililer günü diye biliyor.” dedi. Beraber güldük, bir tövbe çektik ve ben “İşte, dedemin bahsettiği söz “ Biz, gelecek asra insan yetiştiriyoruz.” dedim. İlk önce Gül Teyze’m pişti. O bizi yetiştirecek, biz ise kendi çocuklarımızı yetiştireceğiz. Artık bütün dünya şimdi bizim yaşadığımız gibi asr-ı saadeti yaşayacak. Sevgililer günü için değil, kandillerimiz için güller, hediyeler satılacak inşallah dedim.

 

Evet, aynen öyle olacak. Biz ilk önce yetişecek, sonra yetiştireceğiz. Derken nesilden nesle aktarılacak, hep beraber yaşayacağız asr-ı saadet devrini.

 

Güzel, dostlu ve doyumlu bir gün, bir kandil geçirdik. Hizmet, çay, sohbet, asaranlarımız derken yine bitirdik koca bir günü… Böyle bir kandil geçirebildiğimiz için eğitimime, eğitimcime çok teşekkür ediyorum. Ben burayı, arkadaşlarımı, kardeşlerimi, en önemlisi dostumu, ustamı çok seviyorum. Rabbim kıymet bilenlerden eylesin inşallah…(Âmin)” diyerek tamamlıyor sözlerini…

 

Bizi bize döndürüp, bizi bize tanıtan, bizi kendimize dost etmek için uğraşan, kendimizi kendimize sevdirmeye çalışan. Bütün kâinatın sırrının bizim anlayışımızda olduğunu söyleyip; anlayışlarımızı, inanışlarımızı değiştirmede bize haddinden fazla destek olup gayret veren. Güveni, sürekliliği aşılayan gerçek dost,

 

Abdulkadir Duru Hazretlerine, can dostumuza sonsuz teşekkür ediyoruz.

 

Bizi hayalden, meçhulden, zandan kurtarıp gerçek kutsallığa yönelten ve gösteren ustamıza sevgimizi sunmak isteriz.

 

Ona sevgimizi sunmanın ve göstermenin ispatı:

 

Şimdi onun sayesinde evlerimize düzen, yaşayışımıza anlam, anlayışımıza mana geldi. Onun için hayatımıza ve yaşayışımıza bakıyoruz. Bunu da evimizin içinden anlıyoruz. İşte aile sohbetinde bunun değerlendirmesini yaptık.

 

Şimdi, şu anda zil çalsa, kapıyı açtığımızda Abdulkadir Duru hazretlerini karşımızda görsek ne yaparız dedik?

 

• Hiç bekletmeden hemen içeri davet ederim. Çünkü evimin düzeni intizamı her zaman yerli yerindedir.

 

• Giyim kuşamımdan eminim. Her zaman düzenli ve özenli giyinirim.

 

• Ne ikram edeceğim diye düşünmem. Yemeğim hazırdır. Misafir için, ikram için, bir yerlere ayırdığım hep bir şeyler vardır.

 

• Konuşmalarımı ve hitap şekillerimi hiç değiştirmem. Eminim.

 

• Okuduğum kitapları kaldırma telaşım olmaz. Eminim.

 

• Duvarlarımdaki tablolardan ve yazılardan mahcup olmam. Çünkü hep onun sözleri.

 

• Televizyonda kanal değiştirme derdine düşmem. Çünkü açık değildir.

 

• Sohbet ve muhabbet konularını değiştirip ne konuşuruz derdine ve telaşına düşmem. Çünkü derdimiz aynı.

 

• Sabah ne yaparız, ne zaman kalkarız gibi düşünmem. Sabah namazını hep birlikte kılar, her zaman olduğu gibi seher vakti ayakta oluruz.

 

• Çocuklarımın davranışlarından mahcup olmam. Onlar nerde, nasıl davranacaklarını bilirler. Saygıda, ilgide, hizmette yarışacaklarından eminim. Onlar da bu yarış içindeler.

 

• Nerede, nasıl yatar diye hiç düşünmem. Onun rahatı için her şey ayarlıdır. Yorganı, çarşafı her an tertemiz hazırdır.

 

• Ev halkından eminim. Onu rahat ettirmek için uğraşırlar, dedim.

 

Kızım hemen söz aldı:

 

Anne biz de bu kim demeyiz. Onu hemen tanırız. Çünkü onu tanıma derdindeyiz, demesiyle “dünyaları verseniz bu kadar sevinmezdim” dedim.

 

Gerçek insanlık değerini yaşama konusunda azimli, Türk gelenek ve göreneklerini yaşatmaya çalışan, topluma ışık tutacak ve örneklik edecek yavrular yetiştiren böyle değerli aileleri de tebrik ediyoruz.

 

Bizim yolumuz şeref ve güven yoludur. Bu yolda güven yarışı yapılır. Güvenilen, şahsiyetli gerçek bir insan olmayı arzulamayan var mıdır, olabilir mi?

 

Hayat baştanbaşa mücadeledir. Bu mücadelede insanlık savaşı verilir. Bu meydan güven kazanmak hırsına düşmüşlerin ve insanı tek değer kabul etmişlerin hayat dolu havasının koklandığı meydandır. Bu meydan er meydanıdır. Bu meydanın insanları şu ya da bu mevkide, şöyle veya böyle insanlar değil, birbirine inan güven verme yarışında olan insanlardır.

 

Ne mutlu insanlardır ki onlar birbirlerine inanmışlar, güvenmişler ve güven vermişlerdir.

 

O halde, şeref yolunda, mertlik yolunda, insana, insanlığımıza güvenmenin huzuru içinde istediklerimizi en önce kendimiz yapalım. İyi, güzel ve doğru olan meziyetleri hiç kimse yapmasa da biz yapmaya koşalım.

 

Bu yolun insanı her şeyden önce haysiyetin gönlü yaşantısını ön plana alır ve hayatının davası edinir. O artık şahsiyeti, haysiyeti, şerefi adına yaşar. Böylece toplumda gerçek huzur ve güven kaynağı olur.
Son söz olarak söylemek isterim ki;

 

Anda güzellikleri yaşama ve mutluluğu elde etmeyi bize öğreten, öğrenmekle kalmayıp bizzat hayatımızda yaşayarak tadını almamızı ve bunu bugün, gümbür gümbür kıvançla ifade etmemizi sağlayan Abdulkadir Duru Beye, sonsuz şükranlarımızı, yine onun bıraktığı eserleri hayata geçirmekle sunmak isteriz.

 

Ruhun şad olsun ey Yüce Dost. Emeklerin, ilkelerin asla zayi olmadı. Ektiğin tohumlar yeşerdi, dallar meyvelerini verdi. En çok üzerinde durup ta görmek istediğin “Sultani aileler ve şerefini her şeyden önde tutan gençlik çığ gibi büyüyerek, tüm bu değerleri yaşayıp yaşatma derdine düştü. Hiç kaygın olmasın; yeni nesil daha da aydınlık ve güçlü adımlarla yolunda ilerliyor. Sana söz olsun ki meşalen sönmeyecek, insanlık davan hiçbir zaman bitmeyecek.

            Minnet, Şükran Ve Saygılarımızla…

                                                                                                                          Halil Mert DURGUN

İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği
Adres : Yaylacık mahallesi Ulubatlı Hasan cd. 16. sok. No:2/15 -- KIRIKKALE
www.iygder.com | iygder@iygder.com
web tasarım ankara