| Gerçekçilik - İygder - 2011-01-08 16:45:02 |
Her insanın derinliklerinde gerçekçi olmak güdümü vardır. İstisnasız bütün insanlar, yaptığının, bulunduğunun, karşılaştığının hatta bütün ilişkilerinin ve isteklerinin gerçek olmasını ister.
Gerçekçilik güdümü vicdanın müdüriyetidir.
Her insan öz yapısında gerçekçidir. Ancak bu güdüm, ciddiyet etkeniyle birleşirse aktif olur. Ciddiyetle gerçekçilik birleşmedikçe, insanda gerçekçilik tesadüfidir. İnanılacak tutumu olamaz. Gerçekçilik güdümü aralıksız dürtüsünü sürdürdüğü halde ciddiyetsiz iken duyulmaz. Bu önemli güdüm ciddiyetsizlerde pasif kalır.
İnsanların bu güdümü, derinliklerinden aralıksız isteğini sürdürür. Gerçekçi olanın da yalancı olanın da bu isteği aynıdır. İnsanlar bu güdümünün dürtüsüyle gerçeği sever. Gerçekçi olmak ve her ilişkisinin gerçek olmasını ister. Gerçekçilik güdümü o kadar müspet bir güdümdür ki, ömrünü yalan dolanla geçirenler bile, gerçekçiye rastladığı zaman hoşnutluk duyar, saygıda bulunmaktan kendilerini alamazlar.
Ömrünü tamamen yalancılıkla sürdüren bir kimse, kendisinden hoşnut olamaz. Çünkü onun içinde, her insanda olan bir gerçekçilik güdümü vardır.
Derinliklerinden gerçekçi olmasını ister. Aralıksız gerçekçiliğini sürdürme zorunluluğu duyurur. Vicdanı kendisini yargılar. Gerçekçilik güdümüne uygulu olmadığı için vicdanı kendisini sıkar. Her zaman içi sıkıntılı, zihni karma karışıktır.
Çeşitli utanç durumlarıyla karşı karşıyadır. Bulunduğu toplumda herkes yalancı olsa da ona yalancılığından dolayı madalya verseler, yine o kendisinden hoşnut olamaz. Neden hoşnut olmadığını bilmez. Neden içinin sıkıldığını neden kendisine teselli çareleri aradığını da bilmez.
Bulunduğu ortamda yalancılık şereflilik addedilse dahi, yine o yalancılığından dolayı mutlu olamaz.
Buna benzer olaylar ve hayatın gerçek koşulları gösterir ki, insanca yaşamanın kanunu, nizamı, intizamı, insan yaratılışının temelindeki güdümlerle düzenlidir.
Gerçekçilik güdümüne itibar eden, önce kendi kişiliğini düşünür. “Ben gerçekten bir kişi miyim, yoksa taklitten bir adam mıyım?” diye kendisine sorar. Kendisini ciddiye alırsa, vicdanıyla baş başa bu noktayı kesinliğe bağlar. Kendisine ömürlük bir hedef alır.
Kendisini ciddiye alıp gerçekçilik güdümüyle yine kendisini yargıladığından, alacağı hedefin de gerçeğini seçmek zorunda kalır.
Bu esas, gerçekçilik güdümüne itibar edende, ciddi olarak biçimlenir. Şerefli olmağa kesin karar verir. Hedefini kesinleştiren kişi, şerefin de gerçek kavramını bulur.
O hedefe ulaşmanın gereklerini anlar, o yolda gerçekliliği ile amaçlanır. “Bu yolun yolcusuyum, amacım budur.” İddiasını her davranışında sürdürür.
Her davranışında hedefine amaçlı olduğunun iddialısı olan bu kişinin düşünceleri de biçimlenmiştir. O, her davranışında amacının iddiasını süreceği için kendini kontrol eder, güdümlerinin dürtülerini net duyar ve onlara uyumlu hareket eder.
Bilmediklerini öğrenir, her an öğrenim ihtiyacı duyar.
Hedefini kesinleştirmiş ve ona ulaşmak için amaçlanmış bu kişinin “Bu amacın sahibiyim” iddiasını gütmesi güdümlerine uygun yaşamasını da kolaylaştırır.
Bu kişinin kendi derinliklerindeki güdümlerine uygun yaşaması, gerçekçiliğin ciddiyetle birleşip, gerçek hedefe amaçlanmasıyla gelişmektedir.
Hedefi yolunda amaçlı olduğunu her davranışında iddiasını sürmekten güdümlerine uygun yaşaması daha da gelişir. |