| Varlığı Gelişenin Güveni Gelişir - İygder - 2010-12-27 12:00:02 |
Hayatımızı düzenlemek, düzenli yaşamak isteğimiz var. İsteklerimizle içimiz dolu. Birçok isteklerimiz var. Bir kısmı oluyor, bir kısmı olmuyor, oldurmaya çalışıyoruz. Oldurmaya çalıştığımızdan bazıları hiç olmuyor.
Bu gibi isteklerimiz olsa da hoş, olmasa da, olana da, olmayana da etkileniyor, değişiyoruz. Olana olduğu için etkileniyoruz, olmayana da olmadığı için etkileniyor. Neden çünkü güç yetmezliği var. Güçsüzlükten etkilenmek oluyor. Etki var güç yok, güç var etki yok. Hangisini isteriz? Tabi ki güç isteriz, güçlü olursak daha mesele kalmaz.
Güçlü olmak yeterli yetenekli olmağı meydana çıkarırız. Tabi ki kendi içimizden. Böylelikle güçlenmenin gereğini bulduk. Güçlü olmak meselelerimizin haline yetiyor. Peki, güçlü olmağı nasıl temin edeceğiz? Evet, en kök, en temel meselemiz güvendir ki, güvenli olursak güçlü oluruz.
Güven bulmanın çaresini araştıralım. Temelden inanış konusudur. Ona çok dikkat ve içtenlik ister. Bir kimsenin inanışı ne kadar esaslı ve sağlam ise o esaslı ve sağlam inanışı nispetinde, güvenişi olur.
Tanıdığım iyi bir ressam arkadaşımızın, o gün karnını doyuracak parası yok, parasının olmayışı kendisine hiç geliyor. Milyarderlerin lokantasına gidiyor. Karnını bir güzel doyuruyor. Sonra cebinden yaldızlı kalemini çıkarıyor masanın üstündeki porselenin içine sanat eserin koyuyor. Koyduğu eser! “Reşat beşibirliğidir” O yıldız kalemi ile öyle bir beşibiryerde yapıyor ki, porselenin ortasına, çıkarıyor koymuş gibi. Garsonlar görünce gözleri açılıyor. Paltosunu tutan garsonlara “üstü sizin olsun” deyip gidiyor.
Garsonlar porselenden beşibiryerdeyi almıyorlar. Porseleni ters çevirip düşürmeye çalışıyorlar ve hasıl resim olduğunun bir türlü anlayamıyorlar işi patrona aksettiriyorlar. O da almak istiyor alamıyor. Elini dibine koyup ters çeviriyor, düşmüyor, vuruyor yine düşmüyor. Ne kadar yapışmış, diyorlar. Bıçakla almağa çalışıyorlar resim olduğunu anlıyorlar.
Ressamı bulma telaşına düşüyorlar ki taki yıllarca yemek yesin bir kuruş ödemen. Ne çare yok kimse tanımıyor. Bu gün o porselen müzededir.
Meselemiz inanıştan doğan güven, güvenden doğan güç ve yetenek meselesidir. Ressamı güzel bir örnek olduğu için veriyoruz.
Ressam o yeteneğini birden bulmamıştır. O da bizim gibiydi yaptıkça yapacağına inancı biraz daha gelişti inancını geliştirdikçe, yapışımızı geliştireceğiz. İnancımız bir yere kadar getirdikten sonrada güven duymaya başlayacağız.
Güven duydu, sanatını gösterdi, sanatını gösterdikçe görünen sanatına oranla inancı biraz daha gelişti. Bu gelişmeler güvenin daha artmasına yol açtı. Derken maddi servetin çoğalması gibi manevi servetle çoğaldı. Ve kalben zengin bir sanatkâr oldu.
Bu kadar zenginleşen bir kimsenin parası var. Aynı parası yok ene aynı. Her on milyarderlerden daha geçerli bir mesleği olduğunu kabul etmiş. O güvenle yaşıyor.
Her birimiz kendimizi, kendi kabiliyetimizi geliştirip yetenekli olma yolunda yetişmemiz gerekmektir.
Bu yetişmeler, mevcut olanaklarımızı devamlı geliştirmekle olur. İşimiz görevimiz neyse, ne yapabiliyorsak her gün biraz daha ileri götürmekle olacak.
Bu gün dâhilerin hayatını okursak, dünyanın en güvenli başarılısını dinlesek gıdım gıdım, milim milim gelişmiş de hedefin ulaşmıştır. Birden olmamıştır. İman kendisinden yaşatanına daha gerçek anlamıyla inanır. Yaşatanın gücünü tam ve müspet kabul etmesi için kendi başarılarından dolayı kabul eder inanır. Ama kendisini anıyla yaşamayanlar hiçbir şeyin farkına varmaz. Bir gölge gibi ömrünü doldurur. |