| Can Kardeşliği - İygder - 2010-12-14 10:21:26 |
"Farzedelim ki geminiz battı, bir ıssız adaya düştünüz ve yapayalnız kaldınız.
Bir zaman, hayatı idame mecburiyeti ile korunum, barınım, besin ihtiyaçları için çabalarsınız.
Bunları gerçekleştirdikten sonra, daha uzun süreli ihtiyaçlar için mevsimlik çareler arama derdine düşer, kaçıp kurtulma yollarını da bir yandan kotarmaya çalışırsınız. Bir sal ya da saldan vs. yapıp açılmak gibi...
Ancak, modern dünyaya çok uzak düşmüşsünüz, uzak mesafeye dayanacak teknikte bir araç yapmak zor.
Günlerce, haftalarca dayanabilecek miktarda tatlı su ve yiyecek te muhafaza edemiyorsunuz...
Bu durumda adaya hapissiniz canınızın sağlığına razısınız!
Ancak, zaman geçtikçe içiniz burulmaya, yüreğiniz yanmaya başlar... Teksiniz siz ve siz!
Deniz, ufuklar, bulutlar, doğa... o bütün güzellikler, hapis cenderesinin sıkıcılığını artıran unsurlar olur adeta o güzellikleri görmez olursunuz.
Dahası, ya karnınızdan konuşmaya başlarsınız yada bir hayvanı, kuşu, ağacı arkadaş kabul edip konuşur şakalaşırsınız. Ona bir ada verir, samimiyeti ilerletir, suni kavgalar çıkarır sonra barışırsınız!
Bir süre sonra da içinizdeki insan boşluğunun dolmaması sebebi ile koyu hüzünlere kapılırsınız. Yazık dense ağlayacak öksüz çocuk psikolojisinden beter hallere düşersiniz.
Bu açlıktır, insan açlığı!
Bu hal uzar giderse ruh perişanlığı, abuk sabuk işler yaptırmağa başlar. Kaderine razı heyecanını yitirmiş, gündelik işlerden de vazgeçmiş bir hale girersiniz.
Hiçbir şey ilginizi çekmez olur. Erir, biter, tozutur, dellenmeye başlarsınız.
Elinizde sadece bir kuru ümit kalmıştır. Tek o yaşatır sizi. O ümit de kalmazsa artık ne olur. Hangi karanlıklara düşülür bilinmez.
Önce o ıssız adadan kurtulmaya yönelik dualarınız artık başka bir odağa yönelir.
“Ne olur, bir insan olsa... şu adada bile kalmaya razıyım!”
Ah bir insan! Her hangi bir insan, artık sizin için bir kurtuluş demektir.
Dualar yalvarmaya dönüşür, batan gemiden bir sandık altın kurtarmış bile olsanız, onun hepsini vermeye razısınızdır!
Bir can, bir muhatap, her türlü hazinelerden daha önemlidir artık. Bu durumda günler aylar gelip geçiyor ama, ufuklardan bir müjde gelmiyor, ümit sermayesi de tükeniyor! Çaresizlik ve yalnızlık kesinleşiyor.
Ve derken...
Bir gün aniden...
Denizden bir sandal ve bir insan çıkıveriyor...
Issız ada sakini nasıl karşılar dersiniz onu?
Yüzünü, gözünü mü öper?
Etrafında fır mı döner?
İçinde binbir güller mi açar?
Çıldırır gibi mi olur?
Hoplar, zıplar, takla mı atar?
O insan ne kadar önemlidir onun için?
Hapşırırsa nasıl ilgilenir? Hasta olursa ne çareler arar? Hizmet etmek, gönlünü almak için neler yapar? Tek o var olsun diye!
Farz edelim, o insanın inancı- dünya görüşü ters olsa bir anlam ifade eder mi?
Kendinden fazla onu düşünmez, her yönden memnun edecek girişimlerde bulunmaz mı?
O zaman şöyle söylemez miyiz?
Şu anda dünyadaki herkes, bizim candan ilgimizi hak etmeye layık bir candır! Bir insandır. Potansiyel bir ıssız ada arkadaşıdır.
Peki en ilkel şekli ile beşeri ilişkiler, candanlık, insani muhabbet bunu gerektirirken...
Sadece bir can bile önemli iken... Özel bir dostun, sevgilinin, CAN KARDEŞLİĞİN önemi ne olmalıdır?
Hayat karşılığı olacak kadar!
Bu, yaşanmadan anlaşılacak bir duygu değildir.
Çünkü dünya kalabalıktır ve bir ıssız ada gibi değildir.
Ancak, gerçek anlamda bu aldatıcıdır!
Kalabalıklar, sizi anlamayan, sevmeyen, habersiz yığınlar. Bir başka açıdan hiçbir şeydir aslında! Asıl olan sizi seven anlayan, bağrına basan, muhabbet emzirten insandır. Öyle biri yoksa dünya da bir ıssız ada sayılır.
Nice et kardeşleri, nüfus kağıdı akrabaları, en küçük bir maddi paylaşımlarda ne huzursuzluklar çıkartır değil mi?
Demek ki asıl ahbap, asıl kardeş daha başka bir şeydir.
Dost ve arkadaş sevgisi esastır.
Dost; manevi tamamlayıcı, eğitici eşsiz bir varlık, hayat karşılığı bir değerdir.
Arkadaş ise dostun dostu, bizim de dostumuz olan kuvvetimizi artıran, tarafımızı güçlendiren Can Kardeşlerdir.
Dostla olan bağımızı da güçlendiren hayati unsurlardır.
Dost ve can kardeşliği ne biçim bir sıcak bağlılıktır tarife gelmez. Hayatın tadı , tuzu herşeyidir anlayana ve o sıcaklığı bulabilene...
Can kardeşliği öyle bir şeydir ki Peygamberimiz Medine’ye göç ettiğinde beraberinde giden Muhacirin’ e Ensar’ın yani Medineli Müslümanların yaptığı gibi akıl ötesi fedakarlıklar yaptırır.
Can Kardeşliği özenilecek, aşık olunacak insan güzelliğine sahip ebedi kardeşler demektir.
Can Kardeşleri birbirleri için yaşarlar. Dünya, aslında böyle bir güzelliğe zemin olsun diye vardır.
Gerisi, o güzelliği süsleyici-tamamlayıcı unsurlardır.
Ne mutlu sevgi yolunun erlerine..." |