| Fikrimiz Açısından İnsan ve Değer Bilmek - İygder - 2009-12-18 02:26:19 |
13 Aralık 2008 •İnsanın kendini değerli görememesi yaratılışından itibaren kendisini taktir edip tanımamasından kaynaklanmaktadır. •Can adamı, can adamı olmak için sevilir. •Devam kişinin taktiriyle mümkündür. Kişinin bizim yolumuzda (kişiliğin şahsiyetlenip, şerefe ulaşması yolu) devamlı olabilmesi, yaptığı gerçekçi ve sağlıklı değerlendirmelere bağlıdır. Cidden taktir edilmezse bir süre sonra taktir durur, heyecan söner ve yoldan çıkılır.
Kardeşlik kavramı, “ Kendin için istediğini kardeşin için de iste, kendin için istemediğini kardeşin için de isteme” ilkesinden başlar. İspatı sadakat ile mümkündür. Toplumda gerçek kardeşlik duvarını örecek olan güvendir. Esas kardeşler, birbirlerine iyice kenetlenmiş durumdadırlar. Ödülde en geri, hizmette ise en başta yer alırlar. Kendileri için bir şey istemezler, kendilerini hesaba katmazlar… Esas kardeşler, hedefleri yolunda birdirler. Kardeşliğin ifadesi sadakattir. Kardeşimin parmağı kesileceğine, onun yerine benim kolumu kesin anlayışı bu kardeşlerde mevcuttur. Güven kaynağı olan kişilere saygı duyulur. Güven gerçek kardeşliğimizi oluşturur. Tarafı adına gerçeklik gösterenler kardeşlerimizdir. Bencillerle birlik olmaz. Onlar hayali bir yaşayıştadır. Esas kardeşler, her bakımdan birbirlerine kefildirler. Esas kardeşler, birbirlerini başarıya yöneltirler, birbirlerini destekler ve her yönden başarıya koşarlar. Esas kardeşler, iş yapılırken mutlaka bir ucundan tutarlar. Herkes işini sonuna kadar götürür ve en güzel şekilde teslim eder. • Biz ilişkilerimizi davamıza göre değerlendiririz. Bizim davamıza zarar veren, bizi amacımızdan uzaklaştıran kişilerle kesinlikle yakın ilişkiler içerisine girmeyiz. • Gerçek değerlerin yaşanması ve toplum içinde yaşatılması yolunda herkesin bir görevi vardır. Bu hedef yolunda bir etkinliği olmayan insanlarla ilişkiler kesilmelidir. • Bütün dikkatimizle bakacağımız nokta şudur: Kim şahsiyetin, haysiyetin gereklerini ve prensiplerini candan ve sürekli uyguluyor, çevreye de özendiriyor, birlik için yaşıyorsa gerçek kardeşimiz odur, onlardır. • Örümlenme(Teşkilatlanma) nasıl olur? Örgünöz gereklerini titizlikle uygulayanlar ve uygulatanlar başkan olur. Örüm bireyleri ne yapar? Fikir neyi gerektiriyorsa ona göre hayatını düzenler. Örüm bireyleri, fikir dışında olanlarla ve fikre karşı çıkanlarla samimi bir şekilde ilgilenirler. Fakat fikrin içinde gözüküp samimiyetten eser bulunmayan kişilerle bir arada olamazlar. Eğer olurlarsa örümlenmeye büyük zararlar verirler… Örüm bireylerinin her birinde yüz kişi gücü vardır. Örüm bireyleri, birbirinden haberdardır. Yaptıkları, yapacakları işlerden birbirlerine haber verirler. Örümde ben, sen, biz, siz… yoktur. Bir kişi vardır. • Birliğimizin devamlılığı, beraberliğimizin sürekliliği hepimizin birbirimize güven verme yarışında olması ile mümkündür. • Issız bir adada yapayalnızken bizimle aynı kafada, aynı inançta bir insanla karşılaştığımızı düşünsek, bizim için ne büyük bir şükür sebebidir. Dünya denen ıssız adada birbirine güven verme yarışına girmiş, her biri birer sultan olan insanlarla karşılaşmışız. Ne mutlu bize… • Söz mazeret kabul etmez. İnsan söz verdiyse tutacak, yok tutamayacaksa kesinlikle söz vermeyecek. • Hedefimiz kişiliğimizi şahsiyetlendirip, şerefe ulaştırmaktır. İşte biz eğitimcimizle bunun için arkadaşız. • Dünyanın bütün günahları bir tarafa konsa, amaçsızlık bir tarafa konsa, amaçsızlık daha ağır gelir. • İnanmak için iyinin, faydalının, güzelin değerinin tespiti yanında kötünün, zararlının da kötülük derecesi tespit edilecek. Bu sebepledir ki dedikodunun zararı vatana ihanet kadar net anlaşılmalıdır. • Herhangi bir arkadaşımız bize hırsızlık yapacağını ve ona yardım etmemiz gerektiğini söylese biz hemen onu geri çeviririz. Peki arkadaşımız bir başkasının dedikodusunu yapıyor, boş söz konuşuyor onu neden engellemiyor, ona neden tepki göstermiyoruz? Bir hırsızlık kadar dedikodunun zararını görmüyoruz. • Mevcut aklımızla, bilgi ve birikimlerimizle tehlikenin farkında olamıyoruz. Madem tehlikenin farkında değiliz o zaman bu tehlikenin farkında olan en azından bunların zararlı olduğunu bizlere söyleyen Allah’ın, peygamberin veya eğitimcinin sözüne güven ve o işleri yapma. • Açılan kafalar yine, yeniden insanlık değerlerinin (güven, namus, şeref, ciddiyet) inanç vücuduna dokunulmasında kullanılmadır. Yani aldığımız gücü ömürlük amacımız doğrultusunda kullanacağız. • Çekinmemek acısını duymamaktan, zararını görmemekten kaynaklanıyor. Hepimiz biliriz ki elektriğe çıplak elle dokunursak bizi çarpar ve zarar verici bir hal alır. Onun içindir ki çıplak elle elektriğe yaklaşmayız. Ancak dedikodunun, boş sözün, söz verip sözünde durmamanın zararlarını da bu kadar net bilmediğimiz için buralarda çarpılıp zarar görüyoruz. • İrade zayıflığı; değer bilmeme ve zararı tam olarak tespit etmemekten kaynaklanıyor. İçki içmeme konusunda irademiz oldukça güçlü. Ancak, boş söz, dedikodu, başladığımız işleri tamamlama konusunda irademiz yeterince kuvvetli değil. Çünkü içkinin zararını tespit ettiğimiz kadar diğerlerinin zararlarını tespit etmiş değiliz. • Amaçsız ve hedefsiz kişi kullanılmaya mahkumdur. • Bizim yolumuzda giden her kişi, yakın ilişki kurduğu arkadaşına, eşine gerçek değerler konusunda daha hassas davranmalı ve daha çok önem vermelidir. En çok önemi en yakınımızda ki kişiye vereceğiz. • Candan, içten ve güvenilir bir ahbabının olması bütün dünyanın senin olmasından daha hayırlıdır. • Haysiyet ve şeref gibi kavramlara yeterince değer vermeyen kişilerle yapılan arkadaşlıklar bizim de haysiyetimize ve şerefimize zarar getirir. Biz daha haysiyetli ve şerefli yaşamaya çalışıyoruz onun için bu değerlere değer veren bizim için değerlidir. Ancak bu değerleri hiçe sayan bizim için bir hiçten ibarettir. • İnsanın çevresinde gördüğü güzellikler de çirkinliklerde kendisinde vardır. • Feraset ve anlayış iman gücünden açılır. İşte bu açılan anlayış ve ferasetle kötünün kötülük derecesi, iyinin de iyilik derecesi fark ediliyor. Aşk imandan; iman da, taktirden doğuyor. • Allah’a iman için kendimize döneceğiz. Aldığımız güçle kendimizi daha çok tanımaya çalışacağız. Şüphesiz ki “Kendini bilen Rabbini bilir.” • Yediğimiz yiyeceği sadece damak zevkine göre yiyoruz. Besinlerin nereye gittiğini veya neye faydalı olduğundan haberimiz yok. Bunun gibi yaptığımız ibadetlerin, duaların, iyi veya kötü düşüncelerin kainatta nelere ne etki yaptığını biliyor muyuz? Onun için de biz hep hayrı, iyiyi, güzeli düşüneceğiz. Asla olumsuz bir şey düşünmek ve söylemek yok. Böylece ümmeti Muhammede güzellik neşredeceğiz. Örneğin bir arkadaşımızı yolculuğa uğurlarken “Allah kazasız, belasız yolculuk versin” yerine “Allah hayırlara rast getirsin” demek daha güzel ve ince bir davranış olacaktır. • Herkes seçtiği yaşam biçiminde dilediği gibi yaşar… Bu yaşayışa da hiç kimse karışamaz. İsterse güzel vasıflarla donanır insanlığını yaşar, isterse insanlık çizgisinden ayrı bir yaşayış sürer, bu insanın kendi elinde... İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği |