İnancın Gücü Kıratın Yanında Duran Ya Huyundan Ya Suyundan . . .
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Kullanıcı Adı :

Şifre :

Tekil Ziyaretçi : 24870
Çoğul Ziyaretçi : 630694
İp Adresiniz : 38.107.179.218
İygder - Makaleler - Bize Gelenler
Sarhoşken Kumar Oynuyorum Haberim Yok - Öznur Demirbaş - 2010-06-08 11:20:03

 

       Size sorsam ki hiç kumar oynuyor musunuz diye, eminim “Hayır Allah korusun” cevabı gelecektir herkesten. Peki, “sarhoş gezer misin” desem buna da farklı bir cevap gelmeyecektir mutlaka.

 


        İki haftadır sohbet konumuz dehşet bir şekilde sarstı bizi. Önce dinimize göre dedikodunun, gıybetin sakıncalarını okuduk. Özellikle gıybet edenin “40 gün yaptığı ibadetler kabul olmaz” bölümü hepimizi çok etkiledi. Tabi işin ciddiyetini bilmeyince çok cesurca yaşıyoruz bazı şeyleri.

 

          Ne demiş büyükler; “Hakkında konuştuğun kişi sözlerinin üzerine geldiğinde, yüzün kızarıp mahcup oluyorsan bu dedikodudur. Ve dedikodu boş, amaçsız, iddiasız, gelişi güzel yaşayan, kârını zararını bilmeyen insanların işidir.

 

         Bunun üzerine bir de son noktayı koymaz mı Yüce dost: Kumar oynamaktan ne farkı var dedikodu yapmanın? Bir de kumar oynayan adamları kınar ayıplarsın. Ağzından çıkan bir söz senin bütün sevaplarını götürüp, karşı tarafın günahlarını sana getiriyor, 40 gün yaptığın ibadetler kabul olmuyor. Bir anda her şeyi kaybetmek kumar oynamak değil de nedir? 

 

 
        Tabi biraz şeklen Müslümanlığın gereklerini yapanlar, hemen başkalarını ayıplamaya, kınamaya kalkarlar. “İçip sarhoş geziyor, kumar masasından kalkmıyor” diye.

 

        İşte biz de manen bu hallerin içerisinde oluyoruz farkında olmadan. İçip sarhoş olan adamın başından aşağı bir kova su dökersin hiç olmasa kendine gelir. Ama zihin sarhoşluğu içerisinde gezen bir insan,  kendi fark edip de ayılmadığı, dönüş yapmadığı müddetçe hiç kimse bir şey yapamaz.

 


      Geçmişin hesapları, geleceğin kaygıları, ahlar vahlar, keşkelerle dolu zihin. Hep başkalarının yaptıklarıyla, olumsuz karamsar düşüncelerle, karmakarışık bir zihin; ne baktığını görebilir, ne işittiğini duyabilir, ne de yaptıklarından lezzet alabilir.

 


     Ağzıyla lafını eder “Para insanın elinin kiridir ne değeri vardır” diye, bir de bakarsınız ki menfaati için, üç kuruş kârı için arkadaşını satmış. “Paranın pulun gözümde hiç değeri yok” der daha cenaze ortadan kalkmadan miras sevdasına düşer.

 


      Makam sahiplerinin dürüst olmadığından, koltukları için her şeyi yaptıklarından şikayetlenir, kendi işi düşünce, olmadık makamlara olmadık dalavereyle işini hallettirir. Adam kayıranlara kızar, kendi iş başına geldiğinde önce kendi adamını yerleştirir.

 

        Hastane veya banka kuyruğunda sıra beklerken “of, puf” diye idarecilere “adamı olan işini hallettiriyor” diye kızar, kendisi bir tanıdık gördü mü hemen “işimi hallet” diye de atlar. Sonra da yaptıklarına kılıf uydurur “ne yapalım bu düzen böyle gidiyor” diye.

 

         Yeri geldiğinde bir sürü doğruluk, mertlik türküleri söyler, makamı için veya maddi menfaati için çok kolay yalan söyler, sözünden döner. Sonrada ben Müslümanım gazelini okur. Bu haller içerisinde olan zihin, sarhoş değil de nedir ya!

 

         Ağzı başka laf yapar, hali başka icraat uygular. İçip sarhoş olanların ağzı çok güzel laf yapar derler. Ya içmeden sarhoş olanlar, ömür boyu hep lafını edipte bir tane uygulamayanlar!

 

        Hiç olmasa öbürünün ertesi gün ayılma garantisi var. Peki, zihin sarhoşluğu içerisinde kendini görmeyen insan, mevcut durumunu fark edip de kendi uyanma derdine düşmese ölene kadar bu gaflette gitmez mi?

 

 Neden büyük insanlar akıllılık yapıp da kendilerine şeklen olduğu gibi içi de insan olan bir usta tutmuşlar?

 

       İşte zorluklarla çalışıp kumarda bir günde kaybetmemek, zihin sarhoşluğu içerisinde önünü görmeden yaşamamak, kendinden haberdar, sade zihinli, ferah yürekli, açık alınlı, kârını zararını bilen, özüyle sözüyle bir insan olmak için kendilerine rehber tutmuşlar.


        Ancak o insanların ışığıyla kendimize dönüp kendimizi fark edebiliyoruz.

 


         Evet, iki haftadır sohbet ödevimiz; bile bile kumar oynamamak, sarhoşluktan kurtulmak, üzere idi. Gördük ki ödevi ciddiye alan herkes son derece gelişme kaydediyor, anlayışlar açılıyor, zihinler sadeleşiyor yani artık herkes sadece kendi derdine düşüyor.

 

        Bu konuda herkes tespitlerini sunup, görüşlerini ifade ediyor. Herkes birbirinin tecrübesinden faydalanıyor ama asla kimse kimseye takılmıyor.

        Birlikteliğin verdiği güçle, ustamızın açtığı zihinle eksiklerimizi fark ediyor, değişme ve gelişme derdine düşüyoruz.

 

Ne mutlu; derdi, kendi olanlara… 

 

                                                                                                                                                                                       
       Öznur Demirbaş

        Ev  Hanımı           

 

İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği
Adres : Yaylacık mahallesi Ulubatlı Hasan cd. 16. sok. No:2/15 -- KIRIKKALE
www.iygder.com | iygder@iygder.com
web tasarım ankara