İnancın Gücü Kıratın Yanında Duran Ya Huyundan Ya Suyundan . . .
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Kullanıcı Adı :

Şifre :

Tekil Ziyaretçi : 24812
Çoğul Ziyaretçi : 628796
İp Adresiniz : 38.107.179.219
İygder - Makaleler - Bize Gelenler
Açılan Pencerelerim - Öznur Demirbaş - 2010-03-29 11:51:33

Hayatımın dönüm noktalarından birini yaşıyorum belki de bu tecrübelerle. İnsanın kendini görmesi, mevcut durumunun farkına vararak gerçeği yaşamaya koşması kadar muazzam bir çalışma var mı acaba? Çok okumak, çok bilmek, çok konuşmak, kesinlikle insanı kendine göstermiyor, bunu bir kez daha anladım.     

 

 

Kendi yaşayışını sadece gerçek ölçüler üzere devam ettirmek isteyen ve bu konuda da çabaya düşen insana, Allah(c.c) kâmilleriyle yetişiyor. Onların açtıkları pencereden hayata bakınca bir başka zevk almaya başlıyorsunuz. Zira, açtığı o pencereden içeriye baktığınızda kendi iç dünyanızı görüyor, sadece kendi yapacaklarınıza odaklanıyorsunuz. Sizi bütün dertlerden sıyırıp kendi derdinize, Yezdan’ın emrine uygun, insan gibi insanca yaşama derdine düşürüyor, var mı  bundan daha kutsal bir şey?  

 

Tüm insanlığa sevgi ve şefkatle kucak açmak, eksik, ayıp ve kusurlarını örtmek konularını prensip haline getirme gayretindeydik. Dışarıda başkalarına karşı bunu çok güzel uyguluyorduk. Ancak içeride en yakınlarımıza karşı ne kadar uyguladığımızın hakikatini de işte o pencereden bakınca anladık. Çocuklarımızı bizim bir uzantımız, sembolümüz olarak kabul ettiğimizden ki bu bir yere kadar doğrudur,  onların her artı ve eksisi bizim hanemize yazılıyor hissiyatıyla yanlışlar yapabiliyorduk. Oysaki onlarda kendilerine ait birer düşünce, inanç ve görüşleriyle şahsiyet değiller mi?

 

 

Her hal ve hareketlerine müdahale edip, benim istediğim gibi ol demek, eksik ve yanlışlarında, “gözümün içine baka baka bunu bana nasıl söylersin” diye yargılamak, bizim bencilliğimizden öte başka bir şey değil de nedir ya?

 

 

Gördük ki, dışarıda insanlara karşı alabildiğine ince, zarif, anlayışlı, tahammüllü olduğumuz kadar, en yakınlarımıza bu hassasiyeti yeterince gösteremiyoruz. Bütün bencilliklerimizde burada ortaya çıkıyor. Benim dediğimi nasıl yapmassın, bana bunu nasıl yaparsın?

 

 

Kaç kere söyledim aynı hataya nasıl düşersin?

 

 

Hep kendi egolarımızı tatmin için çocuklarla uğraşıyoruz. Onların konumundan dünyaya bakamayınca, kendi arzularımıza uydurmaya çalışıyoruz. Başkasının ayıbını örterken, çocuğumun ayıbını yüzüne vurmak neyin göstergesidir acaba?

 

 

Ben görmem gerekeni gördüm, pencereyi açan sayesinde. Derdi kendi olanda görür, görmek istediğinde.

Başkalarına karşı hoşgörülü, sabırlı, nazik ve duyarlı olduğumuz kadar en yakınlarımıza da aynı duyarlılığı gösterebiliyor muyuz? Mesele burada işte. Dışarıdaki insanların kırk yerde kırk nazını çekerken, Ailemden birinin bir lafına kırk cevap vermenin yanlışlığını, kendimi düzeltme derdinde olursam anlıyorum ancak. Tabii başkalarının sevgisini, saygısını kaybetmek var işin ucunda. Ailem ise mecbur beni kabul edecek, sevilip sayılıyım telaşına ne gerek, zihniyetiyle gidersem kendimden habersiz yaşıyorum.

 

 

Yüce dostun şu sözleri, gözlerimi bir kez daha açıp dünyaya daha net bakmamı sağlamıştı:

“Senin hatanı yüzüne söylediklerinde sen ne hissedersen, karşındaki çocuğuda aynen öyle düşün. Ayrıca yüzüne sürekli hataları söylenen çocuk, arsız olur, hassasiyeti kalmaz. Güzelliklerini abartarak anlatacak, olumsuzluklarına o anda ilgisiz kalıp, bilahare yanlışlığını tenkit havasından uzak, sohbet edasıyla anlatacaksın. En yakınlarımıza göstereceğimiz esas sevgi, eksiği, hatası, kusuruyla, karşılıksız, benim istediğim gibi ol düşüncesinden uzak, şefkatle kucaklayabildiğimiz sevgidir”.

 

 

Bunun üzerine başlayan kendimi takip sürecim, öyle meseleyi kendime yoğunlaştırmıştı ki, en yakınlarıma karşı, ne kadar anlayışlı, sabırlı, hoşgörülü ve şefkatliyim denetlemesi, etrafımdaki eksikleri görmemi engellemişti. Fark etsem bile rahatsız olmuyordum belkide. Çünkü ben, niye göstermiyorlar değil, neden göstermiyorum telaşına düşmüştüm.

 

 

Hayatta ki en güzel mücadele insanın kendi derdine düşmesiymiş. Bu dert, beni bana dönderip, kendi gelişim mücadelemi verirken, kendimle barışık yaşamanın ve kendimi sevmenin tadını çıkarttırıyor. Ciddiye aldıkça görüyorum ki, eksik ve hatalarım, beni rahatsız etmeden tedavi masasına gidiyor. Neden yaptım dan ziyade,  oldu bir kere ne yapa bilirim çabasına düşüyorum.

 

 

Düşürene Hamdolsun. Bütün derdimiz, bencilliğimizden kurtulma derdiyle dertlenmek olsun…                                                       
                                       

                                                                                                                  Öznur Demirbaş



İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği
Adres : Yaylacık mahallesi Ulubatlı Hasan cd. 16. sok. No:2/15 -- KIRIKKALE
www.iygder.com | iygder@iygder.com
web tasarım ankara