| Kendine Dost Olasın, Kalbini Takip İle - İygder - 2010-03-24 05:04:27 |
13 Mart 2010
• Bir başkasına söz verir tutmazsan o kişi bir daha sana güvenmez, güven sarsarsın. Aynı şekilde kendimize bir söz verdiysek mutlaka tutacağız. Buralarda kendimizi izaya getirmek ve insanlığımıza yakışan davranışları yapmak, kendimize merhamet etmek demektir.
• İnsanın çevresiyle gerçek anlamda iletişim kurabilmesi, sevk ve idare edebilmesi için sahiplik sınırlarının genişlemesi gerekiyor. Çünkü insan oluşta tüm varlığın sahibi olarak yaratılmıştır. İnsan kendinden başlayarak tüm dünyayı adalet ve ihsan üzere sevk ve idare edecek yere doğru ilerleyecek.
• İnanın aklı toplumun değerine göre çalışıyor. Toplum neyi işaret ederse oraya koşuyor, toplumun kabullerinin dışına çıkılmıyor. Bir de insan özgürüm diyor. Halbuki aklı topluma göre çalışan kişi %99 gönüllü köledir. Sen kendi hayatını inceleyip, araştırıp kendi inanç ve kabullerine göre mi oluşturdun, yoksa gözünü açtığın ailenin ve toplumunun değerlerini doğrudan ve sorgulamadan mı aldın? Samimiyetle bakarsan sen köleliği gönüllü olarak kabul etmişsin. Seni buradan kim çıkarabilir? Çalış, kazan, ye, iç, yat. Şöhret kazan ve daha çok zengin ol. Boyuna bunların peşinde koşuyorsun. Bunlar olmadan sen yaşayamazsın. Bu nasıl bağımsızlık, sen bağlanmışsın. Yüreğin bu değerlerle doluyken nasıl özgür ve hür olacaksın? Kişi kalbini dolduranın dindarıdır. İnsan neye inanmış ve çok değer vermişse onun adına yaşar. Samimi olarak dön ve kalbine bak bakalım sen neyin adına yaşıyorsun?
• Gövdelerin nerede olduğundan daha önemli olan gövdenin içindeki gerçek insanın neye değer verdiğidir. Sen camiden, kiliseden çıkmıyorsun ama tercihlerini maddeye dönük yapıyorsun. Sen yıllarca bu şekilde yaşasan ne olacak? Bunu görsen maddeye esir olduğunu anlayacaksın. İddiasız insanın özgür olamayacağını anlayacak ve ihtiyaç hissedeceksin. İşe de öncelikle mevcut aklını değiştirmeyle başlayacaksın. Bu akılla gittiğin sürece gönüllü kölelikten kurtulamazsın. Sen gövdenin, gövdesel arzuların, nefretin, beğenimsizliğin kölesisin. Buraları gör ki aklını sağlıklı hale getirmeye ihtiyaç duy. İddiasız, hedefsiz ve kararsız mücadele olamaz.
• Bir insanın ateşin üstünde yürümesi, uçması çeşitli hünerlerinin, psişik güçlerinin olması o kişinin gerçekten içi de insan olduğu anlamına gelmez. Adam star olmuş ve bir insanın zahiren elde edebileceği her şeyi elde etmiş ama esrarın kölesi olmuş; iç boşluğundan kurtulamıyor. İnsan amaçtır, sen amaçsın. Geri kalan her şey sana hizmet ediyor ve araç. Ama sen kazandığın her şeyin kölesisin, kendini onlardan aşağı görüyorsun. Oysa Allah(c.c.) seni eşrefi mahlukat olarak yaşatmıştır. Burayı görmezsen sen tüm varlığı adalet ve ihsan üzere yönetecekken, onlar seni yönetir. Bu durumda yapıya ters olduğu için ne şartlarda yaşarsan yaşa huzur yüzü göremezsin. Onun için sen şimdi gönüllü köle olduğunu kabul et. Eğitim bundan sonra başlayacak. Senden aşağı bir şeye taparken nasıl olurda hala aklına dayanırsın?
• İnsan dışarıda cömert, ikramsever ve alçakgönüllü görülebilir. Ama iç dünyan ne alemde? Gerçekten bunları yaparken sevinç duyuyor musun? Onun için “Kendine dost olasın, kalbini takip ile.” Kalbini takip etmezsen duyarsız yaşarsın. Bunların üzerinde dur ki kalbini, değer sistemini görebilesin. Ancak bunları kendinde görürsen işin vehametini anlayabilir ve kurtulmak için mücadeleye girebilirsin.
• Ancak dayanağı Allah(c.c.) olan kişi huzur bulabilir. Dayanağı Allah olmayanlar insanı küçültürler. Dayanağı Allah(c.c.) olan kişi ise insanı yüceltir. Herkes dayanağı ile övünüyor. Adamın 10 tane fabrikası var, ona dayanmış ve övünüyor. Senin yıkılmaman ve etkilenmemen için en büyük ve yıkılmaz bir dayanak olan Allah(c.c.)’a dayanman gerekiyor.
• Kesinleşmiş karara ve inanca Allah(c.c.)’ın yardımı mutlaktır.
• Sen Allah(c.c.)’ın meleklerini tanıma, peygamberlerine inanma sonra da Allah(c.c.)’ iman ediyorum de. Böylece ancak kendini kandırmış olursun.
• Kendine yakıştıramadığın bir şeyi fark ettin. Aynı zamanda amaçsız ve hedefsizsin, bir türlü de hedeflenemiyor, harekete geçemiyorsun. Bu durum hakikatte sayıklamaktır. Çünkü söylediğini kendin duymuyorsun. Silkelen de uyan önce. Gördüm, bildim, yapamıyorum diyorsun, bunlar sayıkladığının ifadesidir. Sen bunları söylerken samimi olduğunu düşünüyorsun. Ortada samimiyet felan yok. Çünkü harekete geçmiyorsun. Çünkü söylediğini kendin duymuyorsun.
• İnsan duyunca, hissedince yaşıyor demektir. Diğer canlılarla insan arasındaki temel fark, insanın duyarlı ve hissederek yaşamasıdır. Canlılık bütün varlıkta var. Sen bir şeyi yaparken haram, helal çizgisine dikkat ediyorsan diri ve duyarlı insansın demektir. Yaratılmak budur işte. Allah(c.c.) bizi bir anadan ve babadan dünyaya getirmiş, halk edilmişiz. Ama buna insan denmez. Ancak sana insanlık aşılayacak bir kamil insana ihtiyacın var. Sen benim Allah(c.c.)’ım var, kamil insana ne gerek var dersen, insan olarak yaratılamaz ve diğer canlılar gibi yaşarsın, ruhlanamazsın. Allah(c.c.) seni o kamil insan aracılığıyla ruhlandırıyor. O kamil senin kafanı çalıştıracak, helal-haram çizgisini fark edeceksin. Sen buna ihtiyaç hissedeceksin ki aşılanmak ortaya çıkacak. Onun için de başta insan olmadığını anla. Buradan kurtulmayı iste ki aşı tutsun. Haysiyetimiz adına yaşayabilmemiz için, içi dışı bir insan olabilmemiz için, insanlık şerefine ulaşabilmemiz için aşılanmamız gerekiyor. Vatanımız için canımızı feda ederiz. Aynı şekilde sözümüz için ölecek yere gelebilmemiz için aşılanmamız gerekiyor. Sözün önemini duymuş insanla transa geçersen sözün önemini duyarsın. Ona verdiğin önemle mücerret vücudunu tanırsın.
• Bütün günahların anası kalbi hoşnutluğu gövde rahatlığına feda etmektir. İşte ben kalbimi takip edersem kalbi hoşnutluğun Allah(c.c.) rızasından geldiğini görmüş olurum.
• Peygamber Efendimiz şartlar ne olursa olsun insanları kazanmaya onları İslam’la şereflendirmeye çalışmıştır. Bir bedevi gelir ve efendimizin boğazına yapışır, buğday ister. O sırada ashap efendilerimiz ise duruma kızar. Efendimiz ise tebessüm eder. İstediğini verir. Sonra o bedevi der ki; sen gerçekten Allah’ın resulüsün. Efendimiz ise arkadaşlarına, bakın işte onu kazandık der. Buradan anlıyoruz ki efendimiz insana çok büyük değer vermiştir.
• “Mecnun’un amcası kendine göre karar vermiş ve Mecnun’a gidip Leyla’yı artık bırakması ile ilgili konuşmaya başlamış. Mecnun ise çubukla yere bir şeyler çiziyormuş. Amca bir saat konuşmuş. Anladın mı mecnun demiş. Mecnun’da anladım demiş. Amca, ne dedim demiş. Mecnun ise Leyla dedin demiş. Amca kızmış ve ben sana bir saattir ne anlatıyorum be adam demiş. Mecnun ise sen bana Leyla’yı anlatmadın mı? O zaman benim senin yanında ne işim var demiş, gitmiş.” Bizler insanlık şerefini kazandıracak bir yola girmişiz. Başka biri de gelmiş ve dünyacı. Sen onu ne dinliyorsun? Sen kendi Leyla’ndan bahsedecek kişilere koş. Bu senin için daha hayırlıdır.
• “Adamın biri 25 senedir ömrünü ibadetle ve iyilikle geçirmiş. Bir gün yolculuk yaparken bir çeşme başına gelmiş. Bakmış ki atını bağlayacak bir yer yok. Demiş ki kendi kendine, şuraya bir kazık çakayım da insanlar atlarını rahatlıkla bağlasınlar. O arada bir hal olmuş. Allahım bu iş bir kazık çakmanın içindeydi de beni 25 sene ne arattın demiş. Sonra akşam aynı yere başka bir atlı gelmiş ve kazığa ayağı takılmış. O da kendi kendine akşam biri görmez de ayağı takılır zarar görür demiş ve kazığı sökmüş ona da bir haller olmuş.” İş kazıkta değil, bakarsan iki hareket birbirine zıt. Mesele insanın kendini aşıp ümmeti Muhammedi düşünecek bir yere gelmesidir.
İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği |