Çocuk Sustu!
Ağlama Sırası Anneye Gelmişti
Genç kadın, makası aramak için odaya girmeseydi, küçük kızının ağladığını belki de göremeyecekti. Küçükbaşını pencereye dayamış, bir suçlu gibi ezik, bir hasta kadar ümitsiz anlamların yanıp söndüğü gözlerinden yaşlar akıtıyordu.
Genç anne; o, yalnız annelere özgü hisleriyle tepeden tırnağa titredi, bir şefkat meleği gibi kanatlanıp yavrusunun göğsüne kondu.
—Neyin var yavrum? Niçin ağlıyorsun?
—Hadi tatlı yavrum annenden saklama. Niçin ağlıyorsun?
—Hiçç!
Genç kadının zekâsı bu “Hiçç” kelimesinde gizlenmiş sistemin, kırgınlığın kokusunu duymuştu. 6 yaşındaki yavrusu sanki annesine “Benimle ilgilenmek yeni mi aklına geldi?
Benim ağlamam seni bu kadar mı ilgilendiriyor?” demek istiyordu. Şefkatli kollarıyla yavrusunu okşarken onu ağlatan sebebin ne olduğunu çoktan anlamıştı bile... Kızının kolundan tutup ayağa kaldırdı.
—Bana bebeklerini göstersene Ayşeciğim! Ortada göremiyorum.
—Ne yapacaksın bebeklerimi anne? Hem sırası mı ben ağlıyorum şimdi.
Genç anne gülmemek için zor tuttu kendini,
—Hadi melek yavrum, mert kızını benim! Anneni üzmede bebeklerini göster bana!
Küçük kız annesinin bu patavatsızlığına bin kat daha içerlemiş bir halde yatağın altından kocaman bir kutu çıkardı.
—İşte buradalar, al!
—Dışarı çıkar! Görmek istiyorum. Küçük kız birbirinden güzel üç bebeğini annesinin dizi dibine koydu. Bu işi yaparken bebeklerin ismini söylemeyi de ihmal etmiyordu.
—Bu Kezban, bu Minnoş, bu da Elif dedi.
—Peki, yavrum en çok hangisini seviyorsun? Kezban mı, Minnoş mu, Elif mi?
Annesinin kendisiyle oynadığını zanneden Ayşe ağlamasını kesmiş, büzgün dudaklarına tebessüm bile gelmişti.
—Hangisini mi? Hepsini de çok seviyorum.
—Ama en çok hangisini seviyorsun?
—Hepsini aynı seviyorum anneciğim
—Genç anne, küçük kızının gözlerindeki pırıltı ve sevinci görmüştü.
—Üçünü de aynı mı seviyorsun?
—Evet! Yoksa inanmıyor musun?
—İnanıyorum! Dedi genç anne, inanıyorum!
Kızını tekrar elinden tutup ayağa kalktı odadan dışarı çıktılar. Hemen bitişikteki odanın kapısını usulca açarak, parmak uçlarında içeri girdiler.
Köşedeki yatağında daha dört aylık bebek yatıyordu. Sessizce yanına sokuldular.
—Bak kardeşin ne güzel uyuyor dedi.
—Evet! Dedi mışıl mışıl!
Genç anne sonra kızına dönüp kuvvetle sarıldı.
—Sizler de benim bebeklerimsiniz yavrum! Tıpkı senin yaptığın gibi, ikinizi de o kadar çok seviyorum ki birinizi diğerinizden ayırt edemem. İkinizi de öyle çok seviyorum ki, senin Elifi, Kezbanı, Minnoşu sevdiğin gibi...
Yavrusunun ıslak yanaklarını öperken, ağlama sırası şimdi genç anneye gelmişti.