İnancın Gücü Kıratın Yanında Duran Ya Huyundan Ya Suyundan . . .
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Kullanıcı Adı :

Şifre :

Tekil Ziyaretçi : 24811
Çoğul Ziyaretçi : 628771
İp Adresiniz : 38.107.179.217
İygder - Makaleler - Bize Gelenler
Hayat Yolculuğu - Arif Demirbaş - 2010-02-27 01:09:48

Yıl 1993 Haziran ayı sıcaklar artmış tabiat canlanıp yeşermeye başlamış. Biz ise Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi 1. sınıf öğrencisiyiz. O yıla kadar yaşantımız bir şekilde geçmiş. Toplumun değer verdikleri çevremizin kıymet verdiği konular bizim için de önemli olmuş.


 

Etrafımız bizi nasıl kabul ederse, nasıl severse öyle olma talebi ile hayatımızı yaşıyoruz. Sahip olduğumuzu düşündüğümüz hiçbir inanç, hiçbir kabul, hiçbir davranış bizim kendi malımız değil. Hepsi de çevremizin istedikleri.


 

Yaşayışımız gövde ve gövdenin ihtiyaçları temelli gitmekte. Gününü gün etmek, vur patlasın çal oynasın vari bir yaşayışın içerisindeydik.


 

İnsanlara kendimizi kabul ettirmek telaşı, yakınlarımızın sevgisini kaybetmeme endişesi bize her şeyi yaptırıyor. Yalnızken başka insanların içinde ise daha başka bir insan oluyorduk. Bu halimizi ilk önce kendimiz beğenmiyorduk. Hayatımızda iç sıkıntısı, huzursuzluk, tatminsizlik ve bunalım had safhaya ulaşmıştı.


 

O zamana kadar lise ve üniversite yıllarımızda da çevremizde çok okuyan, inceleyen, bilgili bir insan olarak biliniyorduk. Neyi bilen kitaplarda yazılanı bilen, neyi okuyan kitapların üstündeki yazıları kelime ve cümleleri okuyan biriydik.

 

 

Kendimize yakıştıramadığımız davranışları yapmak istemediğimiz halde yapıyor, sonra da çok büyük pişmanlıklar içerisine giriyorduk.


 

Yaşantımızda iç boşluğu ve bunalım o kadar artmıştı ki, bu boşluğu doldurabilmek için her türlü zevki tatmak bizi teselli edecekmiş gibi bir anlayışın içerisinde çırpınıp duruyorduk. İçimizde sürekli bir iç çekişme ve vicdanımızla sürekli bir karşılıklı alıp vermeler içerisinde kalmıştık.


 

Hayatın gerçek anlamı bu olmamalıydı. Bunu da sürekli kendi kendimize soruyorduk. Sen hayata ne için geldin, ne yapmak için yaşıyorsun. Bu dünyanın kuruluş amacı ne? Allah ne? Nerede? Gücü ne? Sen onun nesisin? Hayatın anlamı ne? Bu ve buna benzer sorular sürekli beynimin içini kemiriyor ama karşılığını tatmin olacak bir şekilde bulamıyordum.

 

 

Ne yapacağımı bilemez halde tatmini ve huzuru çevremdeki gençlik nerelerde arıyorsa, ben de oralarda arıyordum. Yalnız bir fark vardı. Onlar yaptıkları ile mutlu ve sevinçli gözüküyorlardı.

 

 

Ama ben onların yaptığını yaptıkça daha fazla sıkılıyor, daha fazla bunalıyor, daha fazla huzursuz ve mutsuz olduğumu hissediyordum. Bunun yanında bildiklerimle, öğrendiklerimle de fikir kabadayılığı yapıyordum. Çevremdekileri doğudan batıdan okuduğum kitaplarla susturuyor, böylece bana saygı duyduklarını zannediyordum.


 

Yani hayatımın hiçbir ölçüsü ve düzeni yoktu. Akıntının gittiği yöne doğru gidiyordum. Bu böyle olmamalıydı. Bizim hayatımız bu şekilde devam etmemeli idi.


 

Ne kadar çevremize bilgili, havalı ve üstünmüş gibi gözüksek de aslında böyle olmadığımı ben biliyordum. Kendimize yakıştıramadığımız her hareket ve olum bizim kendimize olan saygı ve güvenimizin kaybolmasını sağlamıştı. Zahiren de büyük bir çekingenlik, iç bunalımı, büyük bir güven eksikliği içerisinde yaşadığımın da farkındaydım. Ama sahip olduğum maskeler beni olduğumdan farklı gösterebiliyordu.


 

 

İşte bu iç bunalımı tatminsizlik ve sıkıntılar içerisinde iken halamın oğlu Ferhat Akyürek bizim evde bir iki kere benimle görüştü. Görüşmemizde Özden fikri ve insandan bahsetti. Bende o aralar Montaigne Denemeler adlı eserini okuyordum. Mevcut insanın alışkanlıkları, halini anlatan bir kitaptı.


 

 

Bana Özden fikrinden, toplantılardan, avukat bir abiden bahsetti. Salı günleri bir araya geldiklerini, güzel, iyi insan olmak için çaba sarf ettiklerini söyledi.


 

Benim de bu durum dikkatimi çekmişti. İlginç gelmişti.  Ben de gelebilir miyim diye sordum. O da memnuniyet duyacaklarını söyledi.


 

İşte 1993 yılının Haziran ayında insan tanıma, insanın kendi iç dünyasına eğilmesi, kendi saklı kalmış güçlerini açığa çıkarması eğitiminin içerisine girmiş bulunduk.


 

Yıl 1993 yıl,  2010 bu arada hayatımızda yüzlerce olay yaşadık. Yaşantımızda zahiren de batinen de birçok değişiklikler oldu.


 

Okuduk, yazdık, inceledik, araştırdık. Örgünöz Fikir Sistemi bizim arayışlarımızın, iç çekişmelerimizin, iç bunalımlarımızın cevabı oldu. Hayatımıza anlam ve gaye getirdi. Bu dönem içerisinde ilerlediğimiz, düştüğümüz, kalktığımız, durduğumuz dönemler de oldu.


 

Ama hiç umudumuzu kaybetmedik. Şunu hiç unutmadık ve unutmayacağız da. Bizi durduran da ilerleten de kendi takdirimiz, kendi değer yargımız, kendi yoğunlaşmamızdır. Kendimizi geliştirmeye ve yetiştirmeye verdiğimiz ehemmiyet en önemli meselemizdir.

 

Ustamıza olan sevgi ve güven bağımız arttıkça daha çok kendimize eğiliyoruz. Kendimize daha çok eğilip uğraştıkça, eğitimimize verdiğimiz önem de o kadar artıyor.


 

2010 yılında geldiğimiz durumu  anlatalım


• Hayatımızın her yönünü Örgünöz Fikir Sisteminin ilke ve prensiplerine göre planlıyoruz. Artık bizim ayrıca bir doğrumuz, ayrıca bir görüşümüz yok. Fikrimiz ne diyor, ustamız hangi prensibin üzerinde duruyorsa bizim için doğru ve uygulanması gereken odur.

 

 

• Uygulanmayan, değeriyle bilinmeyen söz bizim olmuyor. Bildiklerimizi uygulamak, bilinçlenmek en önemli mevzuların başında geldiğini anladık.

 

 

• Hayatımızın yöneticisi olduğumuzu anladık. Bizi alışkanlıklarımız ve huylarımız yönetmiyor. Biz alışkanlıklarımızı yönetiyoruz. Ayrıca bizim sevdiğimiz sahip çıktığımız bir yönümüz olamaz. Kendimizi gerçek kâmil insan modeline göre değiştirip geliştiriyoruz.

 

 

• Uyku düzenimizi kişilik eğitimi çalışmasına göre planlıyoruz. Günlük 6 saati geçirmeme gayretindeyiz.

 

 

• Çok konuşmaktan ziyade çok dinlemeye çalışıyoruz. İnsanların tecrübe ve bilgilerinden yararlanıyoruz.

 

 

• Mahlûksal tüm yönlerimizi hâkimiyet altına alıyoruz. Ağzımıza hâkimiyet sağladık. Ne yeyip ne içeceğimizi, ne zaman yiyeceğimizi, nefsimiz ve canımızın istemesi belirlemiyor. Biz belirliyoruz. Yemek düzenimizi planladık. Akşamları belli bir saatten sonra açta olsak yemek yemiyoruz.

 

 

• Fikir kitaplarımızdan her gün mutlaka okuyoruz.

 

 

• Sürekli iç dünyamızdaki tespit ve değerlendirmelerimizi kontrol etmek amacıyla yazıyoruz. Yazdıkça insanın çok farklı yönleri ortaya çıkıyor. Kendi kalemimizin ucundan kendimiz uyanıyoruz.

 

 

• Ustamızın tavsiyesi üzerine Kuran-ı Kerim’in Arapçasını öğrendik. Her gün okuyup tekrarlayarak kendimizi geliştirip yetiştiriyoruz.

 

 

• Müezzinlik ve imamlık yapıyoruz. Kendimizi bu yönlerde de geliştiriyoruz. Fıkhı bilgilerimizi arttırıyor, kısa sureleri ezberliyoruz. Bu konuda kendimize olan güvenimizi geliştiriyoruz.

 

 

• Günlük yaşantımıza hâkim olabilmek için prensipli yaşamanın çok önemli olduğunu fark ettik. Günlük plan ve program yapıyor, o planı uyguluyoruz. Uygulayamadığımız maddeleri ertesi günün en başına yazarak güne başlıyoruz.


 

• Kendi kendimize bir haftalık, bir aylık, kırk günlük kararlar alıyoruz. Aldığımız kararları bu süre zarfında harfiyyen uygulamaya gayret ediyoruz. Kararımız sonucunda elde ettiğimiz zafer bizim kendimize olan güvenimizin gelişmesini sağlıyor. Sonra düşünüyoruz ki hayatımızın her yönüne bu şekilde hâkimiyet sağlayabiliriz. Aldığımız kararları uygulaya uygulaya hâkimiyet sahamızı geliştiriyoruz.

 

 

• Elimize hâkimiyet talimi yapıyoruz. Fonlarımızı oluşturduk. Bu fonlarımızı güçlendiriyoruz.

 

 

• Denk bütçe çalışması yapıyoruz. İsraf kapılarını kapatma yönünde prensip kararımız var, bu kararımızı uyguluyoruz.

 

 

• Gerçek akrabalarımızın bizimle aynı inançta aynı hedefte ve aynı gayede olan fikir kardeşlerimiz ve onların aileleri olduğunu anladık. Ailece kişilik ve şahsiyet eğitimi yaptığımız insanlarla sıkı mesai içerisindeyiz. Zahiri akrabalarımızı da bayramdan bayrama, düğünden düğüne, ölümde, hastalıkta ilgileniyoruz. Telefonla gönüllerini alıyoruz. Başarılarında ve üzüntülerinde beraber oluyoruz.


 

• Temizlik düzen intizam yönümüzü geliştiriyoruz. İşimizde, evimizde, arabamızda, kişisel bakımımızda temiz ve düzenli olmaya çalışıyoruz.

 

• Alacaklarımızı ve borçlarımızı yazılı hale getirdik. Hayatımızda ezbere yaşadığımız her yönümüzle mücadele halindeyiz. Prensipli ve ilkeli yaşamayı yaşamamızın en önemli kuralı haline getirmeye çalışıyoruz.

 

 

• Aile yaşantımızı sultani aile temeli üzerine bina ediyoruz.

 

 

• Ailemizin tüm fertleri kişilik ve şahsiyet eğitimi içerisinde. Haftalık aile toplantıları yapıyoruz. Haftalık aldığımız kararları tüm bireyler büyük bir titizlikle uyguluyorlar. Tespit ve değerlendirmelerini bir hafta sonra bizlerle paylaşıyorlar.


 

• Ev işlerinde eşimize yardım ediyoruz. İşin bir ucundan da biz tutuyoruz. Yapılacak işleri aile bireyleri olarak beraber yapıyoruz. Sofrayı kurarken ve toplarken yardım ediyoruz. Yemeklerden önce besmele çekiyor, yemeklerden sonrada dua ediyoruz.

 

• Abdestsiz yatağa girmiyor, besmelesiz ve duasız uyumuyoruz.

 

 

• Evden eşimizle helalleşmeden ayrılmıyoruz. Eve sağ ayağımızla  giriyor, sağ ayağımızla çıkıyoruz.

 

 

• Eve gireceğimiz zaman misafir gibi hareket ediyor, problem ve sıkıntılar varsa hepsini kapının dışına bırakıyoruz.

 

 

•  Aile bireylerinin görevlerini değerlendirmelerini istiyor, onların başarıları ile ilgileniyoruz. Karşımızdakine değer vermenin candan ilgilenmenin talimini yapıyoruz.

 

• Yanımızda sünnetullah gereği çakı, ateş, tarak, bulunduruyoruz.

 

 

• Ailemizde yıkıcı hayvan tiplerin oyununa gelmemek için gereken tedbirleri alıyoruz. Televizyondan yıkıcı yayınlar yapan, bizi bizden uzaklaştıran zihnimizi karıştıran kanalları sildik.

 

 

• Televizyonu asgari ölçüler içerisinde bilgi almak amaçlı izliyoruz. Televizyonu vakit öldürmek için değil, gerektiği kadar bizim kontrolümüzde kullanıyoruz.

 

 

• Ailemizde fertlerin kötü söz konuşmaları, birbirleri ile uğraşmaları yasak. Herkes kendi çalışmalarını yapıyor ve birbirine de olabildiğince yardımcı oluyor.

 

 

• Ailemizde milli şahsiyet, milli kültür değerlerimizi anlatıyoruz. Sevdirmeye çalışıyoruz. Müslüman Türk’ün sahip olması gereken vasıflar üzerinde duruyoruz.

 

 

• Çocuklarımızı başucumuza alarak insanlık vasıflarından, ahlaki değerlerden, milli şahsiyet konularından bahsediyoruz.

 

 

• Ailemizde üçüncü şahıslarla ilgili konuşmuyoruz. Birbirimizle olan ilişkimiz sevgi ve saygı temelli. Gayret verici yapıcı konuşmalar yapmayı prensip ediniyoruz.

 

 

• Ailemizde ve kendimizde usta meselesi üzerinde özellikle çokça durmaya çalışıyoruz. Her mesleğin, her ilmin bir ustası bileni olduğu gibi insanlığın da bir ustası var. O ustayı ne kadar çok sever, sayar, güvenir, söz ve tavsiyelerine ehemmiyet gösterirsek, o kadar gelişir ve ilerleriz.

 

 

• Elbiselerimiz düzenli, ütülü ve temiz. Ayakkabılarımız boyalı. Temizlik imandandır hadisi şerifine uygun olarak bu konuda kendimizi sürekli geliştirmeye çalışıyoruz.

 

 

• Ailemizin maddi ihtiyaçlarını listeliyoruz. Piyasadaki ucuz, kaliteli satılan yerlerden alıyoruz.

 

 

• İsrafı, gereksiz harcamaları ve lüksü teşvik edici alışveriş merkezlerinden uzak duruyoruz.

 

 

• Evimizde tamir ve bakım ile ilgili her türlü malzememiz mevcut. Evimizdeki tamir ve tadilat işlerinde yapabildiklerimizi kendimiz yapıyoruz.


 

• Evimiz 40 dervişi ağırlayabilecek donanıma sahip. Kendimize ve çevremizdeki insanlara yardımcı olabilecek kadar alet ve edevata sahibiz.


 

• Komşularımıza sahip çıkıyor onlarla ilgileniyoruz. İhtiyaçlarını takip ederek gidermeye çalışıyoruz. Hastalıkları ile mutlu günlerinde yanlarında olma gayretindeyiz.

 

 

• Alışverişlerimizde mutlaka fiyat araştırıyoruz. Mümkün olan yerlerde pazarlık yapıyoruz. Ezbere yaşamıyoruz.


 

• Çocuklarımızı eğitim ve öğretimleri konusunda teşvik ediyoruz. Tuttukları işte başarılı olmalarının önemi üzerinde duruyoruz. Öğrenciliğinde onların mesleği olduğunu söyleyerek mesleklerinde başarılı olmalarının kendileri için önemli olduğunu belirtiyoruz.

 

 

• İnsanlar arası ilişkilerde güven esaslı bir yaşayışı temel alıyoruz. Hiçbir hal ve şart karşısında yalan söylememe prensibini yaşamaya çalışıyoruz.

 

 

• İnsanları gayret verici kendi güçlerini tanıtıcı olumlu ve iyimser konuşmaya teşvik ediyoruz.

 

 

• Dedikodu, gıybet, boş söz gibi bizi bizden uzaklaştırıcı olumlarımız ile her an mücadele halindeyiz. Bu tip ortamlarda bulunmuyoruz. Böyle ortamlar olduğu zaman da gücümüz yetiyorsa konuyu değiştiriyoruz. Gücümüz yetmiyorsa o ortamdan ayrılıyoruz.


 

• Yöneticilerimizin, devlet büyüklerimizin hep olumlu iyi ve güzel taraflarını konuşuyoruz. Ümit kırıcı güven sarsıcı insanları birbirinden soğutucu, karamsar konuşma yapmıyoruz.


 

• İnsanın zihin karışıklıklarının temel sebebi olan bekleyiş hastalığı ile her an savaş halindeyiz. Beklediğimiz davranış ve işi kendimiz yapıyoruz. Başkalarından beklemiyoruz. Kendi hayatımıza başkalarının yön vermesini beklemeden, kendi kararımız ve ciddiyetimiz ile yön vermeye çalışıyoruz.

 

• İnsanın neyi ister ve karar verirse yapabileceğini anladık. Bir şey yapmıyor ya da yapamıyorsak o konuda kesin bir kararımızın olmadığını görüyoruz.

 

 

• İnsanın sahip olduğu güdümlerinin ve bu güdümlerinin açığa çıkarılıp harekete geçirilmesinin kişinin kendisine de çevresine de en büyük fayda olduğunu anladık.

 

 

• Kulağımız ve gözümüzü haramdan ve boşluktan uzak tutmaya çalışıyoruz. Kulağımıza ve gözümüze sahip olduğumuz zaman zihnimizi de kontrol edebildiğimizi görüyoruz.

 

 

• Ticari hayatımızda hizmet anlayışı ile para kazanmayı temel prensip edinmeye çalışıyor ve bunu yerleştiriyoruz.

 

 

• İş yerimizde çalışan elemanlarımızla ilgileniyor sorunlarını çözmeye çalışıyoruz.

 

 

• İş yerimizi Örgünöz Fikir Sistemi’nin uygulandığı bir eğitim sahası haline getirme çabasındayız. Bizim yolumuza davamıza değer veren aynı hassasiyette olduğumuz arkadaşlarla beraber çalışmaya gayret ediyoruz.


 

 

• Ticareti kuralına uygun, hukuki prensiplere dikkat ederek sağlam ve güvenilir muhataplarla beraber yapmanın önemini kavrıyoruz. Yaptığımız hatalardan ve yanlışlıklardan ders çıkararak, aynı hataları tekrarlamama azim ve kararındayız.

 



• Çalışma hayatımızda iş planı yaparak müşterilerimize mahcup olmamaya çalışıyoruz.

 


• Bizi mahcup edecek gücümüzün yetmediği işleri sırf para kazanmak hırsı ile almıyoruz.

 



• İş yerimizin odalarını fikrimize ait güzel sözlerle donattık. Böylece kendimizden uzaklaşmadan yaşamanın talimini yapıyoruz.

 


• Dinimizin tüm emir ve yasaklarını kendimiz için en öncelikli konu olarak görüyoruz. İbadetlerimize azami önem veriyoruz. Abdestsiz gezmemeye çalışıyoruz. Peygamber efendimizin hayatını ailecek öğrenip, hayatımızın temel referans noktası haline getirmeye çalışıyoruz.

 



• Kutsal gereklerin önemini ailemize de yerleştirmek için azami gayret sarf ediyoruz.

 



• Kendimize ve çevremize verdiğimiz sözleri mutlaka yerine getirmeye çalışıyoruz. Yerine getirmeyeceğimiz sözü vermiyoruz.

 


• Emanet hususundaki hassasiyetimiz her geçen gün artıyor. Maddi manevi tüm emanetleri koruyarak sahip çıkmaya çalışıyoruz.

 



• Seher vakitlerinde feyzin bereketin dağıldığı saatlerde ayaktayız.

 


• Karşılaştığımız her olay ve durumda ilk önce olumlu ve güzel tarafından değerlendirme çabasındayız. Sevgimizden ayrılmama talimi yapıyoruz.

 



• Karşımıza çıkan problem sıkıntı ve aksaklıklar karşısında hatayı eksiği ve kusuru kendimizde kendi sahipliğimizi yapamadığımızda arama prensibini hayatımızın her anına yayma çalışması içerisindeyiz.

 


• Kin, nefret, çekememezlik, haset, kıskançlık gibi duygular bizim gönül dünya sözlüğümüzden çıkıyor. Biz bu olumsuz duygularla uğraşmıyoruz. Sahip olacağımız güzel insanlık olumlarını kendimizde çoğalttıkça bu tip duyguların artık bize uğramadığını tespit ediyoruz.

 



• Biz manevi zenginliklerin sahibi olunca, sevgimizden, güvenimizden emin bir şekilde yaşadıkça, sahip olduklarımızı diğer insanlarla paylaşmakta o kadar kolay oluyor. Biz insanlık zengini olacağız ki, diğer tüm insanları da, faydasını kendi yaşayışımızla müspetlediğimiz yere çağırabilelim.

 


• Tereddüt, şüphe, hayal, meçhul, zan gibi iman kurtları ile mücadele halindeyiz. Hayatımızın her alanında kesin eminlik ve müspete doğru gidiyoruz. Sahip olduklarımızı değer verdiklerimizi takdirkârlık metodu ile netleştirip kesinleştiriyoruz.

 


• Bildiklerimizin, öğrendiklerimizin tamamını hayata geçirmek, yaşantımıza uygulamak için olduğu bilinci ile hareket ediyoruz.

 



• Eksikliklerimiz, hatalarımız, yanlışlarımız artık bizi ürkütüp korkutmuyor. Bilakis kuvvetlendirip hırsımızı daha da arttırıyor. Bu yaşadığımdan da bir şey öğrendim. Demek ki böyle yapmamam gerekir diyorum. O olumdan ve durumdan hemen dönüş yapıyorum. Beğenmediğim şikâyet ettiğim olumun hemen tersini yapmaya gayret ediyorum.

 



  
• Dinlediğimiz müzikler, izlediğimiz programlar, boş vakit diye bir kavramımız yok ama geçirdiğimiz zamanları, davamıza uygun bizi bizden çalıp götürmeyen olumlar olarak ayarlıyoruz.

 



• Şaka, laubalilik, boş ve gereksiz amaç dışı sözlerle mücadele içerisindeyiz. Muhatabımıza büyük küçük demeden değer vererek dinliyoruz. Karşımızdaki ile dalga geçici, küçümseyici davranış ve tutumlardan uzak kalıyoruz.

 


• İnsanlarla muhataplığımız da yine onlara faydalı olmak adına oluyor. Onların bilmediği farkında olmadığı güzel insanlık olumlarını muhataplarımıza göstermek, en büyük zevk kaynaklarımızdan birisi oldu.

 



• Akşamlarımızı tamamen kişilik ve şahsiyet eğitimi çalışmasına göre planlıyoruz. Küme toplantımız, Kuran-ı Kerim dersimiz, Genel toplantımız, ailelerin bir araya geldiği toplantımız, kendi ailemiz içerisinde yaptığımız toplantılarla, akşamlarımızı hedefimize ulaşmak doğrultusunda değerlendiriyoruz.

 



• Kişilik ve şahsiyet eğitimi yolunda usta tuttuğumuz insana olan sevgi, saygı ve güven bağımız ne kadar gelişirse, işte ancak o kadar gelişip ilerleyebiliyoruz.

 


• Ona değer verip takdir ettikçe insanlık inceliklerini görüyoruz. Günlük yaşantıya bakıyoruz. Basit küçük diye bir şeyin olmadığını anlıyoruz. En ufak gereği yapmanın en büyük güç kaynağı olduğunu tespit ediyoruz.

 


• Kafamız çalışıyor. Değer yargımız işliyor. Anlayışımız açılıyor. Tüm bunlar gerçekçi insanın yüreğimizdeki değeri artıkça oluyor. Ona olan hayranlığımız ve mecburiyetimiz ne kadar artarsa işte biz o kadarız.

 



• Ben merkezli bir dünyadan kurtuluyoruz. Olay ve durumlar karşısında bizden bahsedilmesi konuşulması değil. Önemli olan insanlık gereklerinin, şahsiyet olumlarının her yerde ve herkeste hakim olması.

 


• Muhataplarımızın başarılarından, gelişmelerinden yürekten ve içtenlikle memnuniyet duymaya başladık. Biz ne kadar gelişir ve ilerlersek arkadaşlarımızın başarılarından da iste o kadar gerçekten onlar için memnuniyet duyabiliyoruz.

 



• Artık şekiller biçimler, sözler ve hareketlere göre değil, maksatlara göre hareket etmeye başladık. Çevremizdekilerin sözlerine değil maksatlarına bakmaya çalışıyoruz. Bunu başarabilmek içinde kendi hareket, davranış ve konuşmalarımızın atlındaki maksatlara bakıyoruz. Neyi ne için yaptık. Hangi duygu ve düşüncelerle hareket ettik.

 


• Usta tutuğumuz insan ile istişare yapmanın önemini ve değerini her geçen gün çok daha iyi anlıyoruz. Tavsiye aldığımız, söz tuttuğumuz yerlerde neticeye ulaşıyoruz. Kendi kafamıza göre gittiğimiz, söz tutmadığımız yerlerde de sıkıntı ve bunalım olduğunu görüyoruz.

 



• Kendi ihtiyaçlarımızın haricindeki kazançlarımızı insanların kalbi huzuru yönünde harcama çabası içerisindeyiz.

 


• İkram etme, elimizdekileri sevdiklerimizle paylaşma çalışması yapıyoruz.

 



• Öfkemize hâkimiyet talimi yapıyoruz. Olayları ve durumları kendi kafamıza göre istemek yerine mevcut durumu kabul edip değiştirme yetkimiz varsa çaba sarf ediyoruz.

 


• Kusur görmeden, ayıp eksik aramadan yaşamak için kendimizle sürekli meşgul olmak gerektiğini anladık. Kendi eksik ve hatalarımızı telafi etme çabasındayız.

 



• Her işittiğimiz söze inanmadan kendi tespit ve takdirimizle yaşama eğitimi yapıyoruz. Kulağımızdan yönetilmeme çalışması içerisindeyiz.

 


• Kalbi Müslüman olmanın her şeyin üstünde bir uğraş olduğunu görüyoruz.

 


Evet, sözü daha fazla uzatmadan şunu söyleyebiliriz ki biz ömrümüzün son nefesine kadar kişilik ve şahsiyet eğitiminin sadık bir talebesi olma gayretindeyiz. Hayatın gerçek anlamını keşfedecek, kendini bilen Rabbini bilir sözünün uygulayıcısı olacağız.


 

Hayatımız bu yazdığımız kıymetlerin daha derin bilincine ermekle geçecek. Sahip olduklarımızın değerini bin açıdan daha göreceğiz. Sahip olamadığımız insanlık olumlarının da sahibi olmak için çaba sarf edeceğiz. Bilinçlenme çalışmasını sürekli kendimize dokuyacağız.


 

İşte bizi bize döndüren, bizim kıymetimizi bize gösteren, hayatımıza anlam kazandıran varlığımızın gayesini bize tanıtan, Örgünöz Fikir Sistemi’nin kurucusu ve icatçısı büyük Türk düşünürü ve mütefekkir insan Sayın Abdulkadir Duru Beye sonsuz teşekkür ediyoruz. Sayın Duru sizin diktiğiniz insanlık bayrağı hiçbir zaman yere düşmeyecek. Bunun için size söz veriyoruz.

Saygılarımla...


      
                                                                                                                           Arif DEMİRBAŞ 

İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği
Adres : Yaylacık mahallesi Ulubatlı Hasan cd. 16. sok. No:2/15 -- KIRIKKALE
www.iygder.com | iygder@iygder.com
web tasarım ankara