| Eğitim İlkelerinden Hangileri İle Vücutlandık? - Aysel Yiğit - 2010-02-13 07:42:32 |
Eğitim İlkelerinden Hangileri İle Vücutlandık
Bizde başladık ustamızın gözetiminde önce elimize, ayağımıza, ağzımıza sahip olmaya. Yüzden olunmadan özden olunmuyormuş anladık. Ağzımızdan olumsuz bir şey çıkmıyor sayesinde, çıksa da anında tövbemizi edip alıyoruz tekrar olumsuzluğu. Ayaklarımız sadece inanç kardeşlerimizin yanına gidiyor, değerleriyle değerleniyor. Kulaklarımızdan olumsuzluğu sokmuyoruz. Gözümüz her şeyi görüyor. Onu da terbiye ediyoruz. Senin görevin güzeli görmek ve şükretmek. Peygamber ölçüsüne uymayan görüntüye de “Suphanallah” deyip geçiyoruz.
Bunları yaparken bir yandanda iç dünyamıza eğiliyoruz. Kalbimize, zihnimize sahibiz diyoruz. Kalpteki yanlış inanışları ustamla birlik olduk atıyoruz. İnsanda inancı adına yaşadığına göre kalbimize peygamberi inançlar doldukça yaşamaya başlıyoruz.
Biz işi ciddiye aldıkça sahiplik genişliyor. Ailemizden başlıyoruz sınırları genişletmeye. Eşimize, çocuklarımıza,annemize, babamıza, diğer aile fertlerine, arkadaş, komşu, hısım derken geniş bir topluluğa yayılıyor sahipliklerimiz.
En güzeli sahiplikteki temel ilkeyi öğrendik. İnsanları her şeyiyle kabul edip bağrına basacaksın.
İnsanları ne olduğuna kim olduğuna bakmadan, şefkatle, merhametle kucaklayıp, tenkit etmeden, beğenimsizlik yapmadan, onları dinleyerek sahiplik yapıyoruz.
Eğitimci önce bizi bize kabul ettiriyor. Kendi kendisini kabul eden insanda başlıyor insanları kabul etmeye. Eskiden olumsuzluklara müthiş tepki verirken şimdi eğitimcimiz gibi olumsuzluğuda olumlu kadar normal görmeye çalışıyoruz.
Kendi huylarını tanıdıkça, zararlarını fark ettikçe başlıyorsun sahipliğe. Öfkeme sahibim, kinime nefretime sahibim, sevgime sahibim. Sahiplik insanı yöneten durumuna getiriyor. Önce alışkanlıklarımız, huylarımız bizi yönetirken şimdi biz onları yönetiyoruz.
Yıllarca ailemde öyle görmüşüm, kendimi öyle alıştırmışım. Ben bunu sevmem, ben bunu yemem, “ne demek” demiş usta “bu istekleriniz sizi yönetiyor. İnsan keyfi peşinde gezmez”. Gördük ki arkadaşlarımızı, çevremizi rahatsız ediyoruz; ablam bunu yemez, ablam bunu sevmez. Farkında olmadan kendimizi öyle kabul ettirmişiz.
Şimdi ise açılan anlayışımızla şu izlenimi hem kendimize hem çevremize verme gayretindeyiz. Biz bir yere gittiğimizde insanlar rahatsız olmamalılar. Ben bu ablamın önüne ne koyarsam yer. Şu rahatlık ne kadar güzel.
|