23 Ocak 2010
• Bir kere biz peygamber sahibiyiz. Boyumuzca günahımız olsa ne olacak? Bunu derken günah işlemeye devam et demiyoruz. Biz kusurları affeden bir rahmet peygamberinin ümmetiyiz. Onun için ümitvar olmalıyız. Dönüş yapıp tövbe ettiğimiz an da tüm günahlar affolur. Geçmişte yaptığımız hataları anıp anıp üzülmenin bir anlamı yok.
• Gerçek değer bilmek, benzemekle mümkündür. Bir insanın diğerini sevdiği, değer verdiği ona benzemesinden belli olur. Bizim de eğitimcimize verdiğimiz değer ve ona olan sevgimiz ona benzememiz nispetindedir. Onun güzelliklerini ne kadar yansıtıyorsak o kadar sevgimiz var demektir.
• Ölmeden evvel ölmek, yaptıkları ve kazandıkları çok olduğu halde hasılatının hırsına düşmemektir. Ortamın etkilerinden, ortamın atmosferinden sıyrılıp çıkmak demektir. Etkilerden, telaşlardan, kaprislerden, maddi ihtiras ve heveslerden, kinlerden, nefretlerden velhasıl gövdeye ait bütün dert ve nefretlerden kurtulup temizlenmek, meşru ihtiyaçları bile ikinci plana atmaktır. Daha özeti, ölmeden evvel ölmek deyince, gövdesini ve geçici benliğini bir tarafa itmek, öz benliği yani kişilik şahsiyetinin şerefi için yaşamak demektir. Belirtisi, her yönlü cesaretin, en üstün atılganlıklarıyla görülür ve başarılarının amacında madde hırsı olmaz, haysiyet hırsı olur. Maneviyatının ciddiyetinden ayrılmaz. Ölmeden evvel ölmek demek kendisini yaşatan yüce Allah adına yaşamak demektir.
• Hayâ, insanın inancını, kişiliğini, şahsiyetini, gerçekliğini ve sağlamlığını izhar eden belirtidir. Bu belirtinin adına utanmak da denir. Bu insan hayâlıdır, hayâ sahibidir diye söz edildi mi; o insanın ciddiyeti, dikkati, anlayışı, inanması, güvenmesi, beğenmesi, sevmesi ile kişiliğinin doğrultusunda insan demek olur.
• Kişinin çevresine ve bulunduğu topluma güven verebilmesi için iddialı olarak şerefi yolunun çizgilerini takip etmesi gerekir. Şerefi yolunda çizgisinden taşmayan insan her yönü ile dürüst olur. İşte namuslu ve mert olması ile güven verici olur.
• Kendini anıyla yaşamak iddialı olmak ile olur. Kişinin Yaşatanı ile birliğini duyması ancak Yaşatanın izindeki iddia ile birliği müspetleştirir. Kişi zihnini şerefli insan olmak iddiası ile meşgul edecek. Bulunduğun ortamın bulanıklarından etkilenmeyecek. Bu meşguliyet olursa kişi şerefli insan olmanın yollarını arar. Böylece Yaşatan’a dayanmaya gidilir.
• Değerlenmek makamla, parayla şöhretle olmaz. Kim ki Allah’ın kurallarına daha hassastır, esas sevgiyi ve saygıyı o insanlar çeker. Müttaki insan Allah’ın emir ve yasaklarına duyarlı ve hassas olan kişidir.
• Kim ki teşkilatının işlerine koşuyor, önce teşkilat işlerini düşünüyor, o kişiye de teşkilat bu şekilde koşuyor. Kimse durduk yere ilgi ve alaka çekmiyor. Yani kim ne ekerse onu biçiyor. Kişi kendini aşıp toplumu adına yaşayacak ki gerçekten sevgi ve saygı kazanabilsin.
• Özel sevgi ve saygı Allah’a kul ve peygambere ümmet olmayı amaçlayana gider. Onun dışında her insan umumi, genel olarak sevilir. Her insan kardeştir sözü de doğru değildir. Aynı amaçta ve yaşayışta olmayan kişiler nasıl birbirlerinin kardeşi olurlar? Sen şimdi mü’mini bırakır da münafığı da kardeş olarak tutarsan büyük bir değer kargaşası çıkar. Değer bilmemezliğinin cezasını çekersin. İnsan değerini bilmeyen, beğenimsiz, karamsar ve yıkıcı bir adamla ahbaplık edersen cezasını da çekersin. Mü’minler birbirinin kardeşidir. O zaman dönüp bir bakalım kardeşlerimiz için ne fedakârlık yapıyoruz? Onları kendimizden önce düşünüyor muyuz?
• Değer bilmek ve sevgiyle yaşamak için takdirkâr olmak gerekiyor. Takdir için tespit gerekiyor. Kişi arkadaşı hakkında müspet tespitlerle bir intiba oluşturursa sevgiler bozulmaz. Ama hoşlanmayla, bir tespitle gelen sevgi bozulmaya mahkûmdur.
• Sevgiyi besleyen saygıdır. Sevgiyi bozan da saygısızlıktır. İnançtan güven doğar, güven beğenimde toplanır. Bu üç ana unsur gerçekçilikten meydana gelir, demek ki gerçekçilikten başlayıp inan, güven ve beğen unsurlarıyla saygı bir vücut haline gelir. Bu vücut saygıdır. Bunun içindir ki saygı bozulunca sevgi de bozulur. Ciddiyetle saygı tamam iken sevgi beslenir.
• Ruhlanmış kişi her davranışından tanınır. Birinci belirtisi, onu görünce kendinize gelir ve kutsalı hatırlarsınız. İnan güven sarsacak bir durumu olamaz. Yanında durduğunuz sürece içiniz ferah olur, iyiyi kötüyü daha rahat ayırt edersiniz. Zihniniz sadeleşir ve soracaklarınızı bile unutursunuz.
• Yüce ve kâmil insanları görmek bir şey ifade etmez. Sen ondan istifade ederek alman gereken, kişiliğini, şahsiyetini ve şerefini aldın mı? Sen bunlara bakacaksın. O insanlar sana yolu gösterecek sen de gideceksin. Yoksa hiçbir şey yapmadan bir şey olacağını sanmak büyük bir gaflettir.
• İnsanın bir baskılı bir de güdümlü ihtiyaçları vardır. Güdümlü deyince yavaş ama hiç doymayan demektir. Kendimizden istediklerimiz bir de kendimiz için istediklerimiz vardır. Kendimize istediklerimizden doymayız. Aralıksız devam eder ve isteyişi durmaz. Mesela yiğitlik istersiniz ne kadar yiğit olsanız o isteğiniz durmaz. İnanmak ve doğruluk isteği de böyledir. Ama et yerseniz bir süre sonra doyar ve bıkarsınız. Ancak mertlikten ve şereften bıkan ve doyan insan görülmemiştir. Kişiliğimizin istekleri güdümlü istekleridir. Fizik yapımızın istekleri ise baskılı istekleridir. Baskılı istekleri de dozunda karşılarsak kaba kuvvetimiz yerinde olur.
• Bugün bile peygamberimiz aramızda yaşıyor. Onun hutbesi, sünneti ve yaşayışı yaşamaya devam ediyor. Biz peygamberimizle içten ve dıştan beraberiz. Yeter ki bunu duyup yaşayışımızı ona uydurabilelim.
• İnanç arttıkça ve kendi tespit ve tecrübeleri ile sağlam bulunan şeyler de güven artar. Bir de kendi başarılarını gören kişi de güven artar. Güven insanın her şeyidir. Mert insan güven verici olur. Güven insanın güç kaynağıdır. Kendine güvenen kişi güven verici olur. İnsan her şeye güvenir ama hayatı için Yaşatan’ına güvenir. Yırtık ayakkabı ile uzak bir yola gidilemez. Elinizde ki parayla belli şeyleri alabilirsiniz. Yani her şey için bir şeye güvenilir. Kişinin güven duyabilmesi için inanması gerekir. Yaşatan’ına güvenen kişi sağlam yaşar.
• İnsanın gövdesi inan ve güven alıp vermesi için bir araçtır. Varlığının anlamını veren kişi diridir. Kişi gövdesinde insanlığını yaşıyor ise diridir ve varlık ifade eder. İnan güven sarsan kişi ölüdür.
• İlimle giden kişi derinliklere gidemeyeceğinden onun sapması kolaydır. Dediğinin aksine bir şey dediğiniz vakit kişi şaşabilir. Çünkü deneyimlememiş. Oysa yaşayan kişinin tespitleri ve tecrübeleri olduğundan şaşması zordur.
• Kendine dost olasın kalbini takip ile. Kişi anlatıyor ve yapıyor ama hiçbir şey duymuyor. Bu ölü bir yaşayıştır. Duymadan yaşayış kafa yaşayışıdır. Annen öldüğünde bir şey duyarsın, bu halle başkasının cenazesine gittiğinde bir şeyler duyarsın. Gerekli, görev ve yapılması lazım gibi zihniyetlerle bir şeyler duyulamaz, kalben duyulamaz. Aklen hepimiz dedikodunun zararlı olduğunu biliyoruz ama yapmaya devam ediyoruz. Neden? Çünkü dedikodu yaparken bir şey duymuyoruz. Doyumlu bir yaşayış için aklen ve zihnen değil kalben yaşamamız gerekiyor. Bu ancak ciddi bir kişilik eğitimi ve eğitimciye verdiğimiz önemle gerçekleşecek. Kişi Eğitimcisine büyük bir önem verecek ki duyarak ve hissederek yaşayacak yere gelecek.
İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği