Olmayan şeyler canımızı ne zaman sıkmaya başlar? Yolunda gitmeyen işler ne zaman dikkatimizi çeker? Her şey süt liman görünürken ne düşünürüz peki? Bizi mutlu eden asıl hal bu mudur gerçekten?
Bir şeyleri yapmaya çalışırken, önümüzde direnen her şey, biz yapmaya çalıştığımız sürece önümüzde çözülmeyi bekleyen bir düğümken; nice ilgilenmediğimiz alanlarda karşılaşabileceğimiz soru işaretleri bizimle rastlaşmaz.
Bu tesadüf değil elbet. Bu karşımıza çıkan engellerin, kendisine bulacağımız çözümle, kendimizi kendimize özel hissettirecek olan sihirli anahtar olduğu gerçeğinin, aydınlığa açılan kapalı kapıların altından sızan ışık hüzmesi olduğudur adeta.
Karşılaştığımız problemler aslında bizim fırsatlarımızdır. Bir adım sonramızdır. Bizi durağanlıktan düşünmeye, çözümlemeler yapmaya iten, bizi harekete geçiren kıvılcımlardır. Sonucunda istediğimize hemen ulaşamasak da, en azından biliriz ki, başlamadan öncesindeki gibi değilizdir artık.
Çabalarımız, tecrübelerimiz, bizi ulaşmak istediğimize bir adım daha yaklaştırmıştır. Ana hedefle aramızdaki mesafenin, ona ulaşmada harcayacağımız sürenin önemi mutlak vardır ama sarfettiğimiz çaba yanında, katedilmeyen yol, katettiğimizden önemli değildir.
Yolun ortasında duran taş, ayağımıza takıldığında canımızı sıkabilir. Düştüğümüzde canımızın acısı taşa dikkat kesilmemizi sağlayabilir. Taşa takılmasak, yolda durması bizim için bir şey ifade etmezken; onu yolun üzerindeki herhangi bir taş halinden, bizi düşüren taş haline getirir.
Öylece oturup duruyorken, bize değmeyen taş, ulaşmak için kullandığımız yolda karşımıza çıkınca dikkatimizi de uyandırmış olur. Daha dikkatli şekilde adımlamamıza, belki de daha büyükleriyle karşılaşma ihtimallerini, farklı yol güzergâhlarını düşünmemizi, olası düşmelerimiz halinde ise daha az zararla nasıl kalkacağımızı bir anda zihnimizde şimşekvari hızla düşünmemize sebep olur.
Az önce herhangi bir taşken, bizim dikkatimizi harekete geçirerek, yeni anlamlar kazanır. Çünkü bir yere ulaşma azmiyle ayağa kalkıp, yol almaya başladığımızda karşılaşırız taşla… O zaman değer kazanır, takılmalarımız, düşmelerimiz. Çünkü peşi sıra tedbirler, ikazlar, farklı yol izlemeler devreye girer. Durgunluk harekete dönüşür.
İçimizdeki enerji kullanılamaya başlanır. Bize umut olur, yolda yürüdüğümüzün, ulaşma isteğimizin bize hatırlatıcısıdır bir vesile…
Hâlbuki oturana değmez o yoldaki taş… Yatana göz bile kırpmaz… Yola gözü düşene uzaktan verse de selam, adımlarla kendisine değecek olan kadar sevindiremez o taşı hiçbirşey… Taş bile bilir, yoldaki sorumluluğunu. Kendisine takılanı dikkat kesecek, biraz kızdırtacak belki ama tekrar düşmemenin de yollarını aratacak…
Hedefi olanlar için değerlidir, yoldaki engeller. Bilirler ki; aksiliklerle karşılaşmak tesadüf değildir. Terslikler onlara ulaşacakları düzlükleri hatırlatır. Onlar çözümü problemde bulacaklarının zevkiyle adımlarlar yollarını…
İşte o zaman canımızı sıkamaz oldurmaya çalışırken, olmayanlar… Asıl mutlu edeni bulmuşuzdur, sütliman halinden sıyrıldığımızda. Sonuca ulaşma gayreti, sonuçtaki zaferden daha fazla mutluluk barındırır içinde çünkü. Asıl mesele bu işte… Engeller bir amacı gösterir. Bunu gören de onu amacı doğrultusunda zevk edinir.
Özden SAYIN