 Değerli arkadaşlar, Sayın Abdulkadir Duru’nun doğum yıldönümü dolayısıyla bir araya gelmemizden dolayı memnuniyetimi belirtir, hepinize hoşgeldiniz derim.
Bu konuşmada sizlere, büyük Türk Düşünürü Sayın Abdulkadir Duru’nun ortaya koyduğu Örgünöz Fikri’nin, hukuk sistemi ve düzeni hakkındaki görüşlerini özetler halinde sunacağız. Arkadaşlar; Hukuk’u: Genel ifadeyle, toplum halinde yaşayan insanların birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen, hakları belirleyen bu hakların sınırlarını çizen ve koruyan yaptırımlı (müeyyideli) kurallar bütünüdür diye tanımlayabiliriz.
Hukuk, tarihi sürecinde zaman zaman zikzaklar çizerek hakka riayet, haksızlığa rağbet devirleri yaşamıştır. İnsan hayatının her ilişkisinin haklar tezahürü olduğu ve bu haklara riayet edilip edilmemesine göre de hukukun anlam kazandığı veya yitirdiğide açıktır.
Hukuk kuralları; varlık içinde sadece insan toplumlarına has bir ihtiyaç ve zorunluluktur.
Bu zorunluluğun nedenini, Sayın Abdulkadir Duru şöyle izah eder:
“Dünyada her varlık tabii olarak hukuk kurallarının içindedir, dolayısıyla kendi yaradılış çizgilerinden çıkamazlar ve taşamazlar. Bundan dolayı, insandan başka yaratıkların hayatı, adil düzende kendi hukukları içinde cereyan eder. İnsanlar ise, kendi yaratılışından başka her yaratığın olumlarını değişik değişik gösterdikleri, kendi yaradılışından (güdümlerinden) uzak kaldıkları içindir ki, güdümlerinin itişini duymayan ve çizgisinden taşan insanları, yasal hukuk kuralları ile kendi insanlık çizgisine (güdümlerine) çağırmak zaruretinden, hukuk kuralları doğmuştur.
Bunun için, toplumlardaki ilk hukuk düzenlerinde toplum içinde ki, kendi yaradılışını taşmayan (güdümlerine uygulu) az sayıdaki örnek insanların adil yaşayışları ve hayat çizgileri hukuk örneği alınmıştır. Daha sonra toplumlar, insan zekâsının gelişmesine paralel olarak, insanların içlerinden duydukları birkaç güdümün itişiyle ve de çağlara göre kendi hukuk kurallarını düzenlemeye çalışmışlarıdır.
Günümüzde devletlerin hukuk düzenleri, çağımız insanlarının zekâlarının gelişip hassaslaşmasına rağmen insanları insanlık çizgisinde yaşatmak zorunluluğuna cevap verecek nitelikte olmayıp, değişik nazariyeler doğrultusunda, değişik biçim ve kalıplara sokularak kargaşa haline gelmiştir.”
Sayın Abdulkadir Duru, mevcut hukuk düzenlerinde ki yetersizlikler ve kargaşaların nedenini;
“İnsanın, insanlığına ait sevk ve idaresini sağlayan öz içgüdüleri olan güdümleri ile fizik yapısının isteklerini duyuran içgüdülerinden gelen iki tür arzularının birbirinden net şekilde seçilip ayrılmaması sonucu oluşan karışıklığın hukuk düzenlerine de yansımasıdır,” diyerek ifade eder ve “Bu karışıklık çözülmeden, insanın yaradılışındaki güdümlerini açığa çıkarıp bilinç halinde insanlığa kendi yapısı ve yaradılışını belletmeden, dünya insanını kendi yaradılış çizgisinde tutacak hukuk düzenleri ve kuralları oluşturulamaz” diyerek izah eder.
Ve yine bu doğrultuda Sayın Abdulkadir Duru;
“Hukukun temeli; İnsan öz ve has yaradılışının gerekleri ve itişi olan güdümleridir.” “Sahip olarak, şerefiyle doğan insan, ömrünü şerefini gerçekleştirmek için yaşar, bu nedenle insan oluşunun bir kısmı sonsuzluktan gelişimle vardır. İnsanın bu varlığının ispatı güdümlerdir. İnsanın diğer kısmıda o gelişimi ispat etmek, gerçekleştirmek için oluşmuş olan fizik yapıdır. Bu oluşumda, insanın sonsuzluktan gelişimi, güdümlerinde biçimlenir, akılda düzenlenerek edimlere geçer. İnsanın fizik yapısı da varlığını sürdürmesi için takviye ile yaşar, bu takviyeler için gerekleri, istekler şeklinde çekişlerle duyurur. Bu itişler ve çekişlerden insan hareket ve davranışları oluşur. İşte bu itişler ve çekişlerden oluşan, davranışlarına dengeyle sahip olan insanın, bu dengeyi gerçekliğiyle devam ettirmesine HUKUK DÜZENİ denir” tanımıyla gerçek hukukun insan yapısıyla ilişkisini, bizlere doyururcasına açıklar.
Hukuk düzenlerinin tarihçesini, gelişimini gerçek hukukun doğuşunu yukarıdaki cümlelerle ifade eden Sayın Abdulkadir Duru: “Gerçek hukuk doğduğu yerden yürürlüğe girmelidir.” diyerek Örgünöz Hukukunun yürürlüğünü de, insan güdümlerinin işleyişine göre düzenlenmesi gerektiğini belirtir.
İnsan yapısının tanınmayıp, bilinç haline gelmemesinden dolayı, oluşan temelsiz ve yetersiz günümüz hukuk sistemleri, hukukun temeli olan insan haklarını da eksik, kapsamı dar olarak ele almış, sadece can ve mal gibi maddi haklar ağırlıklı olmak üzere insan haklarını düzenleyen hukuk kuralları oluşturmuştur. Hâlbuki Örgünöz Hukukunda, insan haklarının her yönüyle belirlenip, ortaya konulması özellikle vurgulanmaktadır. Diğer taraftan, çağımızın yetersiz hukuk düzenlerinin hepsinde en çok üzerinde durulan, devlet otoritesi ve yetkisinin insan hakları üzerindeki sınırları ne olmalıdır? Şeklinde ortaya çıkan günümüzün hukuk problemi ve kargaşasına da Örgünöz Hukuku son vermektedir.
Bu konular da ki yetersizliklere, Sayın Abdulkadir Duru şöyle çözümler getirir:
“Sadece maddi hakları koruyucu niteliği taşıyan, dar kapsamlı hukuk düzeni yeterli olamaz. Gerçek hukukun, insanlığın maddi-manevi bütün yönlerini kapsamlı biçimde koruyucu olması lazımdır. Bunun için insanların duygu hakları, inanç ve bilgi hakları, gurur ve insiyatif hakları, sorumluluk ve mükellefiyet hakları da kişisel haklar olarak maddi haklar gibi korunup, insanları her yönden güvenceye kavuşturmak zorunludur. Hukuk düzeni bu geniş temel üzerine kurulmalı, insan hakları da her yönüyle gün ışığına çıkmış halde özetlenmelidir.
Gerçek hukukun, kişilerin en önemli hakları olan zihinleri ve kalplerini de koruması gerekir. Mesela; aldatmak-aldanmak, saygısızca davranışlara muhatap olmak, itibarsız hareketlere maruz kalmak gibi zihin ve kafayı bulandıran davranışlar, hareketler suç olarak ortaya konulup cezalandırılmadır. Bunun için kişilerin itibarları, saygı değerlilikleri, düşünce ve inançları korunmalı, güven kazanmalarına, sevgi-saygı celbetmelerine ve kutsallık yönlerine karışılmamalıdır.
Ve de, insanların kişisel olarak (amaç, ideal) haklarına, milli ve şahsi haklarına engel olacak davranışlar kesinlikle men edilmelidir.”
“İnsanların tabii olan güdümler teşkilatı, bilim haline geldiğinde insanca yaşamlar rastlantı olmaktan çıkar gerçek rayına girer ve bu giriş hukukun tam anlamıyla yürürlüğü olur. Hukukun bu yürürlüğüne uymayanlara devlet otoritesi müeyyide uygular.
Kişilerin, kendi içlerinden duydukları güdümlerinin itişinden İKAZ, toplumdaki bireylerin bu doğrultuda aynı bilince sahip olmasından da İKNA kudreti doğar. Devletin toplumda, güdümlere uygunluk otoritesini kullanırken kendi kendini sınırlaması da bu suretle sağlanmış olur. Böylece devlet kudreti bir takım baskı unsurlarına lüzum kalmadan insan güdümleri ile ve halkın bu yöndeki bilinci ile sınırlanmış olur.”
Ayrıca, Örgünöz Hukuku Temel Kitabında Sayın Abdulkadir Duru, insan özyapı temel güdümlerine uygunun ve güdümlerin birbiriyle ilişkisinin gerçek hukuk düzenini nasıl oluştuğunu esaslar halinde ortaya koymuştur. Bu esaslar hukuk gelişimini ön plana alan günümüzün ciddi hukukçularına, insanların özlediği gerçek hukuk düzenini oluşturmada ışık tutacaktır.
Sayın Abdulkadir Duru, insan öz yapısındaki 5 ana temel güdümün gerçek hukuk düzeninin oluşumunda nasıl rol aldıklarını ve birbirleriyle ilişkilerini özetle şu şekilde açıklar:
“GÜVEN GÜDÜMÜ: Bu güdümün itişinden hukuk doğar kendisini öz yapısı itibarıyla tanıyan, bu güdümünün itişiyle kendine güvenen insan HAK ÜRETİR, hak ortaya koyar, onları muhafaza eder, diğer insanlara da bu duymadıkları haklarını tanıtır, böylece HUKUK DOĞAR.
YARGI ( VİCDAN ) GÜDÜMÜ: İnsan aklı, ne kadar bu güdümün yakınında ise insanın o kadar değerlendirme yeteneği olur. İnsan o kadar takdirkâr olur. Yargı (vicdan) güdümüne yardımcı akıl etkenleri vardır. Bu etkenler: BİLMEK, ANLAMAK, TANIMAK, SEÇMEK, MUKAYESE ETMEK, KIYMET BİÇMEK, KARAR VERİP KESİNLEŞTİRMEK’tir.
İrade: Yargı(vicdan ) güdümünün kumandasında çalışır. Yargı güdümüne itibar edenler, aklın etkenlerinin de devreye girmesiyle iradesine hâkim olurlar.
İnsan edimlerine ve her şeyine, yargı güdümünün itişi ve aklın birlikte çalışan etkenleriyle oluşan takdiri sonucu iradesiyle hâkim olurken, gerçek değerler, bunlarında başında kendi kişiliğine takdiri sonucu kıymet biçip, değerini kesinleştiren insan, kendini küçük düşürecek değerlerden yüceltecek değerlere koşmağa karar verir.
Böylece irade ve tasarrufu devreye girer. Bunu yaparken de mutlaka haklara riayet ederek suç işlememiş olur.
GERÇEKÇİLİK GÜDÜMÜ: Her insanın derinliklerinde gerçekçilik güdümü vardır. Bu güdümün etkisiyle her insan, yaptığının, bulduğunun bütün ilişkilerinin, istediklerinin gerçek olmasını ister. Bu yalancıda da aynıdır. İnsanın kendisiyle hoşnut olmasının yolu bu güdümünün yürürlüğüne bağlıdır. Bu güdümüne uyan insan “Ben gerçekten insan mıyım? Yoksa yalandan, taklitten bir adam mıyım?” diye kendini ciddiye alır, vicdanıyla (yargı güdümüyle) birlikte bu noktayı kesinliğe bağlar.
Gerçekçilik güdümü Vicdanın (yargının) müdüriyetidir. Bu güdüm aklın ciddiyet etkeniyle birleşirse aktif olur. Yani ciddiyetliyken duyulur, ciddiyetsizken duyulmaz. Bu durumda (ciddiyeti gerçekçiliğe bağlı, gerçekçiliği aktifleşmiş) iken, insan kendinin ve diğer insanların sahip olduğu insani haklara riayet eder ve böylece hukuksuzluk oluşmaz.
AMAÇ GÜDÜMÜ: Amaçlı insan hangi sahada olursa olsun diridir. Günümüz hukuklarındaki yargılamada iyi niyet esas alınırken, Örgünöz Hukukunda insanın amaçlılığı esastır, buna bakılır. Amaçsızlık suçtur.
İnsanların amaçlı olup olmadıklarından sonra neye amaçlı oldukları Örgünöz Hukukunda araştırılır.
İnsan kendi insanlığını ve kişiliğini her şeyden fazla önemli tutuyorsa o kimse insanlığına amaçlıdır ve kimseye karşı küçük düşecek hareket yapamaz. İnsanlığında amaçlı olduğunun belirtisi güven peşinde koşması ve güvenilir başarılar elde etmesidir.
Örgünöz Hukukunda, amaçlı insan başarıları ortaya koymasından, amaçsız insanda iddialar ileri sürmesinden anlaşılır.
Kişiliğini gerçekleştirmeyi (yani insanlığını) amaçlamış insan bu güdümün itişinde hayatını sürdürürken, toplumda güven sarsmayan ilişkiler doğar, hukuk dışılık söz konusu olmaz.
Amaç güdümünün diğer güdümlerle ilişkisine gelince; Ciddiyet etkenini aktifleştirip, gerçekçilik güdümüne bağlayan AMAÇ güdümüdür.
HÂKİMİYET GÜDÜMÜ (Sahiplik Güdümü): Bu güdüme uyan kişi, bunu diğer güdümlerine uyarak yapmak zorundadır. Aksi takdirde gereksiz hâkimiyetler söz konusu olur ve hukuk dışılık başlar.
Esasında, insan yaradılışında hâkimiyet, doğanın kanunudur. İnsan bundan vazgeçemez. Ama bu hâkimiyet güdümü diğer güdümlere uymadan çalışırsa mesela; teklik (bütünlük) güdümünün dışında olursa, diğer insanların haklarının gaspını doğurur. Diğer taraftan amaç güdümüne itibar etmeyen amaçsız insanlar güdümlerinden çok, isteklerine yer vermelerinden hâkimiyet kuramazlar. Bu durum onları her zaman, küçük düşürecek, basit, insanlık dışı (diğer mahlûkların yaşantısına benzer) olum ve davranışlara sokar. Bu hâkimiyetsizlerin her davranışı suç teşkil eder ve diğer insanların haklarına karşıda zarar verici sonuçlar doğurur. Böylece hukuksuzluk başlar.”
Sayın Abdulkadir Duru, insanın yapısını çözerek, güdümlerinin gerçek hukuku nasıl oluşturduğunu böyle açıklarken günümüzün insanı da gelişen ve hassaslaşan zekâsı ile fark ettiği insan güdümleri doğrultusunda, tatmin edici adil hukuk düzenine hala ulaşamamanın sancısını çekmektedir.
Örgünöz Hukuk Sisteminin temelleri üzerine oluşturulacak yeni hukuk düzeni, insanlığın bu sancısını giderecektir.
Sayın Abdulkadir Duru’nun insan özyapısı ve gerçek hukuk düzeni hakkındaki görüşlerini;
- “İnsan nerede, kimin ülkesinde doğarsa doğsun, şerefli sahip olarak doğar.
- İnsan sahiptir, yaşatanı adına sahiptir. Bütün yaratılmışları sevk ve idaresi, düzenleyip terbiye etmesi, yaramayanı yararlı duruma getirmesi ile yükümlü sahiptir.
- Sahipliğini, insanlık onuruna yakışır şekilde yaşaması için güdümleri (öz içgüdüleri) vardır. Bu doğaldır (yeniden konulacak değildir) insanı bu güdümlerine uygun biçimde tutacak hukuk düzeni en adil düzendir,” sözleriyle özetleyebiliriz.
Konuşmamızı Sayın Abdulkadir Duru’nun, Örgünöz Hukukuna Yönelik diğer sözleriyle bitirelim.
“Gerçek hukuk düzeni, insan güdümler teşkilatının müeyyideli düzenidir.”
“Örgünöz hukukunda, güdümlerine itibar etmeyen suçludur.”
“Her insan kendine gelip, derinliklerine kulak verdiğinde sahipliğini teklik (tümlük) güdümünün akımında bulur ona göre sahipliğini yürütür. Bunun için, kim olursa olsun, kendine reva görmediğini başkalarına reva görürse vicdanının baskısına uğrar. Kendi kalbi kendisini cezalandırır.”
“Örgünöz hukukunda, görevli hâkimler, muhakeme sırasında herkesin kendi kafasındaki hâkimlerinin mümessili olmuş olurlar.”
“Hukukun gücüne hâkimiyet, tatbikine adalet denir.”
Hepinize teşekkür eder, bu gün dolayısıyla sevgi ve saygılarımı sunarım.
Uysal Önder |